All posts tagged: kopuntu

Heutzutage Konstantinopel

Heute geht jeder nach Griechenland für den Urlaub in der Türkei. Es ist bemerkenswert, dass die Leute, die mit dem Abtreiben der Griechen von İzmir prahlen, bei der ersten Gelegenheit in das Land der Griechen fliehen. Wir haben mit meiner Familie in İstanbul, über dieses Thema und später über unsere Familiengeschichte besprochen. Omas Familie wanderte von Albanien, Tiran nach Griechenland, Selanik dann in die Türkei. Anfang des Jahres 1920, Bevölkerungsaustausch. Sie haben ihre Häuser verlassen, ihre Waren und wandern in die Türkei. Die Muttersprache der Omas Mutter [meine doppel Grossmutter] ist nicht türkisch; Sie spricht albanisch und ein bisschen Griechisch. Sie lernte türkisch, weil Sie ein junge Einwanderer in die Türkei war und dann weiterhin Türkischesprache benutzte. Sie benutzte bei der Kommunikation mit seinen Kindern albanisch nicht. Abgesehen von den gestorbene Familienglieder spricht die Familie nicht albanisch , nur Großmutter kennt wenig albanisch. Bedauerlicherweise sind ihre Identitäten verschwunden, gelöscht… Ihr könnt von vielen Familien ähnliche Geschichten hören. In der Türkei hat jeder unterschiedliche Ursprünge. Ihre Muttersprache ist nicht türkisch, aber später in türkisch umwandeln. Minderheiten der …

KaralıYorum: Kimiz Biz?

Ayten Karabulut Kimiz biz, nereye evriliyoruz, neye dönüşüyoruz? Herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde bir ‘’İMDAT’’ çığlığı duysak kulaklarımızı tıkayan, gördüğü bir suça şahitlik edemeyecek kadar ağzı kapalı, trafikte bir kaza görsek kafamızı çevirip görmezden gelen üç maymunuz diyeceğim ama maymunların kabahati yok! Güvenimiz yok; hiç kimseye, hiç bir şeye… Korkuyoruz da bir o kadar… Yolda otostop çeken gençleri arabamıza alamayacak ya da otostop çekemeyecek kadar… Malum çok fazla tecavüz, cinayet ya da hırsızlık haberi duyuyoruz ve maalesef, korkmaya sebebimiz hayli çok! Komşu evden kadın çığlıkları gelse çıkıp kapıyı çalıp yardım etmeyecek ya da polisi aramayacak kadar… Malum o kadın evine geri gönderilecek ve o adamın öfkesiyle bu kez biz karşı karşıya kalacağız! Yolda bir kaza olsa durup müdahale edemeyecek ya da ambulansı aramayacak kadar… Biliyoruz ki hastanelerde, karakollarda ömrümüz çürüyecek ve durduğumuza pişman edileceğiz! Biri diğerini sokak ortasında bıçaklasa, kurşunlasa, yumruklasa, taciz etse durum yine aynı… Şahitlik başa bela, mahkemelerde sürüneceğiz! Açlıktan ölen bir çocuk bizden yiyecek bir şeyler istese ondan bile korkuyoruz. Ya da kucağında bebeği ile yardım isteyen bir anneden… Daha ne …

Off-University İnisiyatifi’nden Konferans Duyurusu

Barış Hakkında Zor Sualler Çevrimiçi Konferans Çağrısı Türkiye’deki Barış Bildirisi’nde imzaları bulunduğu için çeşitli zorluklar yaşayan akademisyenlerden başlayarak, özellikle Türkiye, Almanya ve dünyanın her yerinden barışın sözünü çoğaltacak bilim insanlarını da dahil etmek suretiyle, Off-University İnisiyatifi Barış Hakkında Zor Sualler başlıklı bir konferans düzenliyor. Mümkün olan en geniş yankıyı bulabilmesi için çevirimiçi olarak düzenlenmesi planlanan konferans, deneyimlere ve demokratik çözüm potansiyellerine dikkat çekerek barışın tesisine yönelik adımlar için ulusal ve uluslararası akademik kamuoyundan destek toplamayı amaçlıyor. Tough Questions about Peace -English version Harte Fragen zum Frieden – Deutsch version Barış meselesi hayatın her yönünü şekillendirdiği için Barış Hakkında Zor Sualler Konferansı disiplinler arasıdır. Konferans, gezegeni, tüm canlıları ve insanlığı yoğun risk altında bırakan silahlanma ve çatışma ortamlarını ele alarak, ayrışmış ve çatışmalı toplumlarda toplumsal barışın nasıl +sağlanabileceği üzerine odaklanmaktadır. Şiddetin görünür ve görünmez türleri, yapısal ayrımcılık ve marjinalleştirme biçimleri ve en önemlisi barışın sağlanabilmesi için hangi temel yapılara ve söylemlere ihtiyaç duyulduğu gibi temaları ele almayı, bu kapsamda bilim dallarının ve bilim insanlarının sorumluluklarını tartışmayı hedeflemektedir. Uluslararası bir danışman kurulu ile işbirliği içinde ortaya atılan …

Bırak İçindeki Öfkeyi

M. Deniz Deniz Sevgili kardeşim… Kulağıma dua okunarak adım konulmuş benim de. Günde beş vakit ezan sesiyle uyutulmuşum. Ezan’ın ve Allah’ın selamı eksik olmamış üzerimden. Kur’an’ın 28 harfini öğrenmişim, Türk alfabesini öğrenmeden. “elif be te se”. Hepsini ezbere sayarım hala ve belki yazarım. Allah’ın dilini sökme imtihanından tam not almış çocukluğum, Türklükte de geri kalmamış. Atatürk’ün göz bebeğinin çizgisine kadar bilmişim. Türk ulusunun üstünlüğünü, hayatta kalmamızı bir Allah’a, bir de Atatürk’e borçlu olduğumuzu, ne mutlu olduğumuzu, bizden başka hiç dostumuzun olmadığını hep bilmişimdir inan. Henüz şafak sökmemişken, donda ayazda ayaklarım titreyerek okumuşumdur bütün marşları ve bütün duaları. Soğuktan değil, vallahi heyecandan. Üstümde bayraklar dalgalanarak. Şanlı ve kanlı… Bütün dünyayı Türkler’den ve Müslümanlardan ibaret sanmışım… Sonra gönül ferman dinlemez ya Müslüman kardeşim. Bir kız çıkmış karşıma adı Maria. ‘İsmi kötü ama Maria’nın gözleri çok güzel’. Bana yabancı olan şeyle ilk defa o zaman karşılaşmışım. Kilise çanlarının eksik olmadığı şehrimde Maria bana nasıl da yabancı diye düşünüp sevmişim. Beni çeken şeyin bu yabancılık olduğunu sonra anlamışım. Maria ile kiliselere gitmişim. Annesiyle tanışmışım. Annesi bana bir defa sormamış …

Tugay Kartal, Onur Çeçen ve Ayşen Dönmez: Haydarpaşa Dayanışması

Röportaj: Şahika Karatepe 2005 yılında kurulan Haydarpaşa Dayanışması, Haydarpaşa Garı’nın AKP iktidarının hazırladığı projelerde dile getirildiği gibi otel olarak değil asıl işlevi olan gar olarak kullanılması ve trenlerin işleyecek bir biçimde gara dönmesi için, son trenin gardan ayrıldığı tarih olan 31 Ocak 2012’den bu yana, her Pazar saat 13:00-14:00 arası garın merdivenlerinde nöbet tutmaya devam ediyor. Geçtiğimiz pazar 288.haftayı geride bırakan bu nöbet, Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Lisesi önünde gerçekleştirdikleri oturma eyleminin ardından, Cumhuriyet tarihinin en uzun soluklu eylemlerinden biri oldu. Dayanışmanın kurulduğu günden bugüne nelerin değiştiğini, 10 Ekim Katliamı’nda 14 üyesini kaybeden Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası’nın tarihini, demiryolcuların örgütlenme pratiklerini, demiryollarının AKP yönetiminde son yıllarda bir kurum olarak geçirdiği dönüşümü ve demiryollarında kadın emeğini, Hayarpaşa Dayanışması’nda ve BTS’de bilfiil çalışan demiryolcularla konuştuk. TCDD 1. Bölge hukuk müşavirliğinde hukuk hüro şefi olarak çalışan Ayşen Dönmez, TCDD 1. Bölge müdürlüğü trafik servisinde başrepartitör olarak görev yapan Tugay Kartal ve Haydarpaşa Dayanışması’ndan Dr.Onur Çeçen sorularımızı yanıtladılar[1]. Cumhuriyet tarihinde demiryolu işçilerinin sendikalaşma süreci ile başlayalım. Demiryolu işçileri ne zaman örgütlü hareket etmeye başladılar? Tugay Kartal: Emek yoğun bir çalışma …

Marjinal bir hukuk terimi: Linç -2

  Modern Hukukun Çatlağı Hukukun ne olduğuyla ilgili 1800’lerin sonunda başlamış, ilk kez Malinowski’nin alan araştırmasına çıkıp zorunlu olarak iki sene kalmasının sonundaki gözlemleriyle çıkan “Hukuk gerçekten nedir?” başlıklı tartışmayı kısaca anlatacağım. Bu tartışma ilginç bir yerde durmaktadır, özellikle antropoloji ile hukukun, antropolog ile hukukçunun çok az tanık olunacak kesişmelerinin ilki olduğu için. Hart, Hukuk Kavramı kitabına aynı soruyu sorarak başlar: Hukuk nedir? İlkel hukuk Hart’ın hukuk tanımında yerini bulamamaktadır, öyle ki ilkellerin hukukunun hukuk olup olmadığı ikilemi bile oldukça önemsizdir. Hukukun özü ve doğasıyla ilgili bir cevap verilecekse, bu ancak ve ancak yasa, mahkemeler ve merkezi olarak örgütlenmiş yaptırımlar olabilir —ki ilkel hukukta bu tip bir merkezi otoritenin gücüne bağlı bir yaptırım mevcut değildir.[1] Gelenekler (custom) bir hukuk sistemi sayılmaz, tıpkı halkın düzensiz, merkezi bir otoriteye bağlı olmaksızın gerçekleştirdiği yaptırımlar gibi. Bunun karşılığında Fuller hukuku, toplum olma halinin bir parçası olarak görür. Ona göre Hart’ın mahkemelere, otoriteye ve yasalara verdiği önem, hukukun otonomisini yüceltmekten başka bir şey değildir. Hukuk çok geniş bir çerçevede anlaşılmalıdır ve eğer toplumsal bağlamdan koparılırsa, kendisini desteklemekten eksik kalan bir …

Erkek Dediğin

  Ahlaksız (ve) Anne Bugün uyandım, kalktım, kahvaltı ettim. Dışarı çıktım. Arabama binmek için kapıdan çıktığım andan, akşam eve gelene kadar sayısızca, defalarca cinsiyetten bağımsız erkekliklerle karşılaştım. Sayayım dedim, sayısını kaçırdım. Geçenlerde facebook’ta yaptığımız bir tartışmayı düşündüm, diyorlar ki, “Neden erkek düşmanısınız? Bildiğin kuyruk acısı…” Yani diyor ki abim, karşıma geçmiş, seni iyi becermemişler. Olayın seksüel boyutunu bir kenara atayım da, neden erkek düşmanısınız? sorusuna cevap vereyim. Evet, ben erkek düşmanıyım. Reşat Nuri Güntekin, kadın düşmanı Homongolos karakterini yaratıp “iyi becerememişler” tepkisi almıyorsa, benim de almama hakkım olduğu için erkek düşmanıyım. Erkek denince ne anlıyorsunuz bilmiyorum. Her pipisi olan erkek olmayabileceği gibi, pipisi olmayan herkes de kadın değildir. Bunlar bağlamdır, kavramdır. Bakın ben normalde, şu şudur, bu budur diye bir görüş bildiremeyen bir insanım. Hep eksik kalırım sanırım. Bildirenlere de kızarım, “ay her şeyi de biliyo ayol” derim. Ama bakıyorum da, herkes kendi telinden çalıyor, benim neyim eksik dedim. Erkek, erkeklik tanımlayayım dedim. Kendimce tabii ki. Erkekliği taşımak için pipiniz olması gerekmiyor. Erkek dediğin arkasını dönüp gitmektir (bunu böyle ilişkiden gitmek olarak söylemiyorum, herhangi bir …