All posts tagged: kopuntu

Güz çürür yazı kalır

İnsan en çok kendi yalnızlığına ihanet ettiğinde kimsesiz hisseder kendini ve en çok kendini dinlediğinde kendi kimsesini bulur. Kendinden çıkmadan kendini bulamaz yani insan. Kendini kendine dert edindiğinde ve adresi kaybettiğinde bulur ki bulduğu ne varsa başkalarına armağan ederek yaşamayı sürdürür. Geriye doğru yaşamadan yol kat edemez insan kendi derinliklerinde. Kabuğu kalınlaşmadan özü oyulmaz, yüzü kızarmadan içi pişmez insanın. Geriye doğru yaşamalıdır elbette, çünkü kimse yarınlarında aramaz bir bilinmezi, herkes kendini çocukluğuna saklar… Öğrenmeyi yaşamak, yaşamayı öğrenmekten daha kolay. Kelimeler, bütün yanlış anladıklarımız. Kelimeler, bütün yalnızlıklarımız. Yaşamın kısırlaştırdığı bir zihni ve kusursuzlaştırdığı bir egoyu ehlileştirmek üzere kendi içimize doğru yola çıktığımızda uzayda silinip gitmek üzere bir nokta arıyoruz. Noktaları birleştirince ortaya ne anlamlar çıkacak, bilmiyoruz. Ne kadar kaybolursak, o kadar yaşıyoruz. Ama herkes iplere tutunarak yaşamak derdinde şu gök kubbede; ne düşmek bir bilinmeze, ne yere basmak, ne kanatlanmak… Kaybolduğumuz anlara sinmiş bulaşıcı bir hastalık, zaman. Onu yendikçe iyileşiyoruz. Ondan kurtulmak için içiyor, ona hükmetmek için dua ediyor, onu durdurmak için uyuyoruz. Uzay koskoca bir bilinmez olarak orada öylece dururken biz bedenlerimizi terk etmekle sonsuzluğa …

“Diktatör olsa oynayamazsın diyorlar, zaten oynayamıyorum”

Sadece Diktatör isimli oyunu sahnelemesi Türkiye’de yasaklanan Barış Atay, bir kez daha Berlin’de idi. 17-18 Mart 2018 tarihlerinde, Theater 28’de sahne alan Atay’la bir araya geldik. Öncelikle hoşgeldiniz Berlin’e. Berlin seyircisini nasıl buldunuz Barış Bey? Hoşbulduk. Gayet keyifliydi. Berlin’de çok oyun oynadık, 9. oyun bu. Hala insanların gelip izliyor olması güzel. Umarım yeni oyunlarla da çıkarız karşılarına. Oyununuz neden yasaklandı, bu “sadece bir oyun” değil miydi? Bunu sadece bizim oyun üzerinden bir yasak olarak değerlendirmek yanlış olur. Evet ismi dikkat çekici, belki hükümet açısından rahatsız edici ama; OHAL ilan edildikten sonra Genco Erkal’ın da oyunu yasaklandı, Rutkay Aziz’le Taner Barlas’ın da. Bunu hükümetin kültür sanat alanına direk müdahalesi ve bundan sonra yapacağı müdahalelerin habercisi olarak okumak daha doğru olur. Neden? Sanatın gücünden korktukları için mi? “Sanatın gücü” neye tekabül ediyor burada, neyi değiştirebilir? Elbette bunun en önemli etmenlerinden biri bu. Doğal olarak bu kadar gücü eline geçirmiş bir iktidarın toplumsal muhalefeti tetikleyebilecek ya da izlediği sanat eserlerinden aldıklarıyla söyleme geçirebilecek herhangi bir şeyin önünü alması muhtemel. Tiyatro da bu açıdan düşündüğünde en önemli sanat dallarından bir tanesi. …

Hilmi ile Tecavüz Yasası, Hak – Hukuk Üzerine

– Son dönemde “Tecavüz Yasası” da denen bir yasa tasarısı gündemde. AKP Kadın kollarının bile tepkisini çekti. Sence neden böyle bir konu gündeme geldi? Hilmi : AKP ideologları, kendi seçmen kitlesini, onun dışındaki “kırsal” kesim de denen bölgelerdeki sosyal-psikolojiyi iyi biliyorlar. Duyarlılık alanlarını da. Bunlar, politik alanda, kısaca “Vatan-Millet” eksenli bir kaba milliyetçilik ile “Vatandaş dini konulara hassastır” söylemi etrafındaki yüzeysel, ama o derece de etkili bir çifte moral içeren bilgisizliğe dayanır. Sosyal-kültürel alanda ise, aydınlanma bilincinden yoksun, yaşanmamış cinselliğe dayalı, çarpık bilinçlenmedir. Bu en çok, gene din eksenli bir tutuculuğun, özellikle kadınlar üzerinden temsili konusudur. Şöyle ki, “Bizde ahlak”, “Bizde namus” denirken, salt kadının alınıp satılan bir “nesne” olarak aidiyeti öne çıkartılır. O sahip olunan bir “şeye” indirgenir. Dolayısı ile “ilk sahibi” kimse (Anne-baba), diğer “ilk sahibine” (Kocası), öyle “teslim” eder. Burada söz konusu olan, demin değindiğim normal yaşanmayan cinselliktir. O, bir erkek egemen ideoloji olarak, işte bu “temizlik”, “saflık” konusunu; üstelik ona cinsellik yükleyip aşırı abartarak, kendi kendine yasak koyar. Diğer yandan, bu baskı altına alınmış cinselliğini, gene bilinçsizce, toplumun asla onay vermediği, …

Yine gündemde! 1919 Paris Konferansı ile Orta-Doğu konusu

Bugün gelinen noktada, hemen tüm AB ülkeleri, Suriye’de süren savaşın, en az 10-15 yıl daha devam edebileceği kanısında. Bunu bazı hükümet başkanları resmen açıkladı bile. Peki neden böyle birşeyi demek gereksinimi duydular? Bazılarına gerçekçi olmayan bir tasarı olarak gelebilir; ama bunu söyleyen ülkelerin geçmişlerinde, Ekim 1648 de Münster ile Osnabrück’te imzalanan Vestfalya Barışı diye bir anlaşma var. Avrupa’da 30 yıl savaşları diye bilinen mezhep savaşından söz ediyoruz. Bu anlaşma ile, Avrupa devletlerinin sınırları yeniden belirlendi. Ozamanlar dünyanın yeni düzeni olarak bile adlandırıldı. Kısaca, Avrupa siyasi olarak yeniden düzenlendi. Bugün bilinen Hollanda’nın da sınırları belirlendi. Hollanda, resmen “Kutsal Roma İmparatorluğu’ndan” bağımsız oldu. İspanya ile Hollanda arasında anlaşma sağlandı. Aynı şekilde İsveç’in de bugün bilinen toplumsal yapısı kabul edilerek, anlaşamaya dahil edildi. Kısaca, bu anlaşmanın özü, Hırıstiyan dünyasındaki mezhep savaşına son vermek, devletlerin idarecilerinin dini eğilimlerini (Protestant-Katolik) Vatikan’a kabul ettirmek idi. O sağlandı. İşte bu günlerde, Suriye’de olan da buna benziyor. Kuzey Afrika ile Orta-Doğu siyasal olarak yeniden düzenleniyor. Burada sorun, 1919 Paris Konferansı’nda belirlenen sınırların düzenlenmesine, ABD’nin de katılmasıdır. ABD, Paris Konferansı’nı imzalamayan tek ülkedir! Paris …