Manifesto

Read the Manifesto in English

Beyan-ı Hâl
Kafamız karışık. Aklımız ve bedenimiz çoşkulu. Zamanın ve mekanın kaygan olduğu zeminde el ele tutuşuyoruz. Çünkü zaman/mekan algımız göreceli, geçmişlerimiz ve deneyimlerimiz farklı olsa da, birarada olabilme heyecanını taşıyoruz.

Kavramlar ise, haliyle, karışıyor. Kimlik, bağlılık, hak, kültür… Nasıl ifade edelim? Hepimiz değdiği farklı noktaları, hepimizin birleştiği ortak noktaları, nasıl anlatırız? Varız. Bizler, bir arada yaşamaya değer veren, bir arada yaşarken çeşitli kültürlerden beslenen, birarada yaşamayı kültürünü benimsemiş insanlarız. Öyle devlet retoriğinde yılış yılış bahsedilen “kültür mozaiği” değiliz biz; bizim birlikteliğimiz organik, harbi.

Artık birlikte yaşama arzumuza tahammül bile edilemediği ve bu arzumuz psikolojik ya da fiziksel şiddetle bastırılmaya çalışıldığı için, doğduğumuz toprakları terk etmek zorunda kalan ya da bunu seçen insanlarız.

Belki de, terk etmek imkânı varken terk etmeyen, terk edemeyen insanlarız biz. Ya da her yeni güne terk etme fikri ile uyananlarız.

Hassas insanlarız. Tanıklıklarımızı ve deneyimlerimizi içselleştiren ve dışa vurabilen, bunları ifade edebilmek için farklı enstrümanlara sahip insanlarız. Anlam üreten, inşa eden insanlarız. Biz, çarpışmalarımızdan kültür üretmede tecrübeli insanlarız.

Akademisyeniz, zanaatkârız, esnafız, sanatçıyız, yazarız, çizeriz, gazeteciyiz, filmciyiz, müzisyeniz, psikoloğuz, bilişimciyiz, pazarcıyız, avukatız, tanığız ve bazen sanığız, reklamcıyız, öğrenciyiz, doktoruz, hippiyiz, sporcuyuz.

Bizler Van’dan, Reyhanlı’ya, Soma’ya, Kobani’ye, Sur’a, Cizre’ye, Cerattepe’ye gitmiş ya da içgüdüsel olarak orada olmayı dilemiş bireyleriz. Roboski’de katledilen insanların ve hayvanların acısını hissedenleriz.

Cinsel yönelimlerimize değil, birbirimizin gözlerine bakarak iletişim kurarız.

Askeri kökenliler, vicdani retçiler, hem askeriye kökenli hem de vicdani retçiler var bizim aramızda.

Türkiye coğrafyası halkları hem Türkiye içinde, hem de dışında hâlâ kutuplaşmış durumdayken bizim bu pratiklerimiz çok önemli. Bizim için geçmişten ve bugünden dost olduğumuz, birlikte Avrupa’da yanyana durduğumuz, dayanıştığımız, mücadele ettiğimiz Suriyeliler ile diyalektiğimiz çok önemli ve özel. Bu, çok büyük bir momentum.

Şok halindeyiz, travmalar yaşıyoruz, ya yabancılaşmayı seçiyoruz ya da farkında olmadan yabancılaşıyoruz.

Başta Almanya olmak üzere her yerdeyiz: Avusturalya’dayız, Arjantin’deyiz, İspanya’dayız, İtalya’dayız, Hollanda’dayız, Rusya’dayız, Amerika’dayız, İsviçre’deyiz, Finlandiya’dayız, Estonya’dayız, Fransa’dayız, Brezilya’dayız, Rojava’dayız, Suriye’deyiz, Lübnan’dayız, Tayland’da, Kamboçya’dayız ve Türkiye’deyiz.

Biz, olduğumuz yer, oluşturduğumuz veya oluşturabileceğimiz tutunma hâli, birbirimize omuz verme, dayanışma, birbirimizi ayakta tutma, ortaklaşma ve ayrışma için politik bir izahata, bir kanada ihtiyaç duymuyoruz. Bizler, ne dünya dediğimiz memleketten ne de halk dediğimiz dünya vatandaşlarından ayrılamayan, fakat banal söylemlerden kopan insanlarız, ama ortak deneyimlerimiz sabit ve hafızalarımız taze.

Bireysel, kolektif ve kurumsal bazda deneyimlerimiz, ağlarımız ve etki alanlarımız var. Ne Türkiye’yi temsil ediyoruz, ne Türkiye’ye karşıyız.

Biz, milletler üstüyüz. Bizim derdimiz başka. Bizim derdimiz ne?

Büyük bir bölümümüzün gönüllü ya da profesyonel, yerel, ulusal ya da uluslararası alanlarda sivil toplum ve farklı insiyatif deneyimleri var. Fikirlerimiz var. Yapabileceklerimiz var. O zaman, bütün bunları çarpıştırırsak, ortaya ne çıkabilir?

Şimdi dayanışma ve hareket zamanı.

İflah olmaz romantikler, idealistler ve hayalperestler