All posts filed under: Türkçe

Kopuntu, Türkiye’de üretim ve yaşam alanlarını daraltan politikalar sonucunda baskı altında kalan, susturulan ya da engellenen gazetecilerin, akademisyenlerin, yazarların, sanatçıların, öğrencilerin ve fikir üretme iddiasındaki herkesin karşılaşma ve işbirliği yapma olasılıklarını arttırma amacını taşıyan, fiziksel ve dijital üretim alanı açarken aynı zamanda mobilizasyon üzerine kurulu daha geniş bir ağ oluşturabilmek için kurulmuş disiplinler arası bir dayanışma ağıdır. Online Medya ve Disiplinlerarası etkinlikler olarak iki ana mecrada ürün üretir.

Hilmi ile Tecavüz Yasası, Hak – Hukuk Üzerine

– Son dönemde “Tecavüz Yasası” da denen bir yasa tasarısı gündemde. AKP Kadın kollarının bile tepkisini çekti. Sence neden böyle bir konu gündeme geldi? Hilmi : AKP ideologları, kendi seçmen kitlesini, onun dışındaki “kırsal” kesim de denen bölgelerdeki sosyal-psikolojiyi iyi biliyorlar. Duyarlılık alanlarını da. Bunlar, politik alanda, kısaca “Vatan-Millet” eksenli bir kaba milliyetçilik ile “Vatandaş dini konulara hassastır” söylemi etrafındaki yüzeysel, ama o derece de etkili bir çifte moral içeren bilgisizliğe dayanır. Sosyal-kültürel alanda ise, aydınlanma bilincinden yoksun, yaşanmamış cinselliğe dayalı, çarpık bilinçlenmedir. Bu en çok, gene din eksenli bir tutuculuğun, özellikle kadınlar üzerinden temsili konusudur. Şöyle ki, “Bizde ahlak”, “Bizde namus” denirken, salt kadının alınıp satılan bir “nesne” olarak aidiyeti öne çıkartılır. O sahip olunan bir “şeye” indirgenir. Dolayısı ile “ilk sahibi” kimse (Anne-baba), diğer “ilk sahibine” (Kocası), öyle “teslim” eder. Burada söz konusu olan, demin değindiğim normal yaşanmayan cinselliktir. O, bir erkek egemen ideoloji olarak, işte bu “temizlik”, “saflık” konusunu; üstelik ona cinsellik yükleyip aşırı abartarak, kendi kendine yasak koyar. Diğer yandan, bu baskı altına alınmış cinselliğini, gene bilinçsizce, toplumun asla onay vermediği, …

Yine gündemde! 1919 Paris Konferansı ile Orta-Doğu konusu

Bugün gelinen noktada, hemen tüm AB ülkeleri, Suriye’de süren savaşın, en az 10-15 yıl daha devam edebileceği kanısında. Bunu bazı hükümet başkanları resmen açıkladı bile. Peki neden böyle birşeyi demek gereksinimi duydular? Bazılarına gerçekçi olmayan bir tasarı olarak gelebilir; ama bunu söyleyen ülkelerin geçmişlerinde, Ekim 1648 de Münster ile Osnabrück’te imzalanan Vestfalya Barışı diye bir anlaşma var. Avrupa’da 30 yıl savaşları diye bilinen mezhep savaşından söz ediyoruz. Bu anlaşma ile, Avrupa devletlerinin sınırları yeniden belirlendi. Ozamanlar dünyanın yeni düzeni olarak bile adlandırıldı. Kısaca, Avrupa siyasi olarak yeniden düzenlendi. Bugün bilinen Hollanda’nın da sınırları belirlendi. Hollanda, resmen “Kutsal Roma İmparatorluğu’ndan” bağımsız oldu. İspanya ile Hollanda arasında anlaşma sağlandı. Aynı şekilde İsveç’in de bugün bilinen toplumsal yapısı kabul edilerek, anlaşamaya dahil edildi. Kısaca, bu anlaşmanın özü, Hırıstiyan dünyasındaki mezhep savaşına son vermek, devletlerin idarecilerinin dini eğilimlerini (Protestant-Katolik) Vatikan’a kabul ettirmek idi. O sağlandı. İşte bu günlerde, Suriye’de olan da buna benziyor. Kuzey Afrika ile Orta-Doğu siyasal olarak yeniden düzenleniyor. Burada sorun, 1919 Paris Konferansı’nda belirlenen sınırların düzenlenmesine, ABD’nin de katılmasıdır. ABD, Paris Konferansı’nı imzalamayan tek ülkedir! Paris …

Sen elmayı seviyorsun diye…

Kimi zaman Don Kişot‘tan kimi de Tahir ile Zühre‘den anlamaya çalışırım aşkı. Gerçek hayat dediğim hengamede gerçek bir aşkı yaşamak zor ya da bende bir sorun var. Belki de bu yüzden Nazım bende koskoca bir anıt. Yaşayamadıklarımı yaşattığı için. Şubatın ilk günlerinde gerçek dünyadan bir haber okudum. Gerçek aşktan bahseden bir haber. Kültürel dezenformasyon o derecede ki, normalde kendime küfür kabul edip, küfrederek geçerim böyle haberleri. Her yer kan gölü. Belki gerçekten, bizi öldürmek isteyenlerin dünyasında yaşıyoruz. Yaşamak da zorundayız. Hangisinde ciğerlerimizin yanacağını merak ederek nefes alıp veriyoruz. Sadece kendimizin değil, sevdiklerimizin nefeslerini de izliyoruz. Tıpkı bir gerilim filmi gibi. Haber yapılacak bu mudur yani. İşte bu hengame içinde bir kaç gündür düşünüyorum, ne kadar önemsemeliyim bu haberi. Önemsediğim, etkilendiğim konularda yazı yazmak da verdiğim tepkilerden birisi çünkü. Başka bir şey mi yok etkilenecek, yazı yazacak… Ne ara açıldı word belgesi anlamadım bile. “Dünyanın en yalnız kuşu” diyordu haber, “gerçek aşkı bulamadan öldü…” Küçük bir çocuğum henüz. Bir bahçenin içinde birbirine bakan iki küçük odadan ibaret evimizde yaşıyoruz. Daha doğrusu birinde biz yaşıyoruz da karşı odada …

“Ben sizin aynanızım” – Sadece Diktatör!!

Diktatörleri yaratan halk mıdır? Değil midir? Yoksa hepimiz kendini kandıran birer diktatör olmayalım? Biraz da bunları sorguluyordu ‘Sadece Diktatör’ isimli oyun. 2015’ten bu yana oynanan oyun,  OHAL kapsamında ve valilik bildirgeleriyle önce teker teker büyükşehirlerde olmak üzere yasaklandı. Oyunun isminden bile kim tarafından yasaklanabileceğini görüyorduk aslında, sadece diktatör! Onur Orhan’ın yazdığı ve  Caner Erdem’in yönettiği tek kişilik oyunu Barış Atay oynuyordu. Artvin gösterimiyle başlayan yasaklama furyası her tarafa yayılınca da, Kadıköy Tiyatrolar Platformu oyun metninin tiyatrolarda eş zamanlı okunması çağrısı yaptı. Çağrı “ülke çapında” yapılmış olsa da Berlin’de de yankısını buldu. Berlin’de Türkiyeliler’e hitap eden Theater28 sahnesinde de 29 Ocak 2018 akşamı yine saat 20.30’da Sadece Diktatör okundu. “Cesaret en büyük erdemdir!” Tiyatro Kumpanyası oyuncularının seyirci önünde okuduğu metin sohbetlerle devam ettirildi. Dünya tarihinden verilen örneklerle anlatılanın “hangi diktatör” olduğu arandı. Aforizmik cümlelerin ilgi çektiği metin izleyiciyi bir sorgulamaya itiyordu. “Tadılabilir şeyler istiyorum, mesela kan!” “Ben sizin aynanızım” diye sesleniyordu metindeki diktatör. Kendi varlığının ve yaptıklarının zorunluluğunu haykırıyordu. Belki de yasaklara uğramasının nedeni budur oyunun. Sanat eserleri bizi sarsmalı, rahatsız etmeli, harekete geçirmeli, değişime zorlamalıdır. Tabii …

Geçmişle Yüzleşmek: Köln’de Hrant Dink Anması

Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de Agos Gazetesi’nin önünde öldürülmesinin üzerinden 11 yıl geçti. Türkiye’de o zamana kadar birbirleriyle örgütlü bir dayanışma pratiği olmayan 100binleri “Hepimiz Hrantız, Hepimiz Ermeniyiz” sloganlarıyla sokağa döken vicdan patlaması, Avrupa’da özellikle de Almanya’da ki Türkiyeli diasporayı da kaçınılmaz olarak etkiledi. 11 yıldır Almanya’nın birçok kentinde düzenlenen ve bu sene 20 Ocak’ta Köln’de KulturForum TürkeiDeutschland’ın organizasyonuyla yapılan anma etkinliğine 250 civarında kişi katıldı. Yeşiller Partisi Başkanı Cem Özdemir, Yeşiller Partisi Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Meclisi Vekili Berivan Aymaz, Artı Gerçek Genel Yayın Yönetmeni Gazeteci Celal Başlangıç, Gazeteci ve Yazar Ragıp Zarakolu, Almanya Ermeni Toplumu Temsilcisi Raffi Kantian, Alman Gazeteci ve Yazar Günter Walraff konuşmacı olara etkinlikte yer aldı. Daha önce katılacağı duyurulmasına karşın yazar Aslı Erdoğan sağlık sorunları nedeniyle konuşmacılar arasındaki yerini alamadı. Konuşmaların aralarında Hrant Dink’in vefatından önce yer aldığı konuşmalardan ve vefatı sonrası gerçekleşen anma etkinliklerinden görüntülerin yer aldığı kısa belgeseller gösterildi. Müzisyenler, Laia Genç (Klavye), Nure Dlovani (Keman), Beate Wolff (Çello), Anush Nazaryan (Soprano), Stefán Ogáns (Vokal) etkinlikte Ermenice parçaların yer aldığı bir performans gerçekleştirdi. Ölümünün üzerinden 11 yıl …