All posts filed under: Taner Aday

Hilmi ile Son Politik Gelişmeler

AB ile, daha doğrusu Almanya ile de önce „kavgalı“ oldu, sonra tank alımı işi düzeltti! Şimdi de Rusya ile sıcak ilişkiler, Akkuyu’da yapımına başlanan Nükleer Santral ile daha da iyileşiyor gibi.

Advertisements

Hilmi ile Tecavüz Yasası, Hak – Hukuk Üzerine

– Son dönemde “Tecavüz Yasası” da denen bir yasa tasarısı gündemde. AKP Kadın kollarının bile tepkisini çekti. Sence neden böyle bir konu gündeme geldi? Hilmi : AKP ideologları, kendi seçmen kitlesini, onun dışındaki “kırsal” kesim de denen bölgelerdeki sosyal-psikolojiyi iyi biliyorlar. Duyarlılık alanlarını da. Bunlar, politik alanda, kısaca “Vatan-Millet” eksenli bir kaba milliyetçilik ile “Vatandaş dini konulara hassastır” söylemi etrafındaki yüzeysel, ama o derece de etkili bir çifte moral içeren bilgisizliğe dayanır. Sosyal-kültürel alanda ise, aydınlanma bilincinden yoksun, yaşanmamış cinselliğe dayalı, çarpık bilinçlenmedir. Bu en çok, gene din eksenli bir tutuculuğun, özellikle kadınlar üzerinden temsili konusudur. Şöyle ki, “Bizde ahlak”, “Bizde namus” denirken, salt kadının alınıp satılan bir “nesne” olarak aidiyeti öne çıkartılır. O sahip olunan bir “şeye” indirgenir. Dolayısı ile “ilk sahibi” kimse (Anne-baba), diğer “ilk sahibine” (Kocası), öyle “teslim” eder. Burada söz konusu olan, demin değindiğim normal yaşanmayan cinselliktir. O, bir erkek egemen ideoloji olarak, işte bu “temizlik”, “saflık” konusunu; üstelik ona cinsellik yükleyip aşırı abartarak, kendi kendine yasak koyar. Diğer yandan, bu baskı altına alınmış cinselliğini, gene bilinçsizce, toplumun asla onay vermediği, …

Yine gündemde! 1919 Paris Konferansı ile Orta-Doğu konusu

Bugün gelinen noktada, hemen tüm AB ülkeleri, Suriye’de süren savaşın, en az 10-15 yıl daha devam edebileceği kanısında. Bunu bazı hükümet başkanları resmen açıkladı bile. Peki neden böyle birşeyi demek gereksinimi duydular? Bazılarına gerçekçi olmayan bir tasarı olarak gelebilir; ama bunu söyleyen ülkelerin geçmişlerinde, Ekim 1648 de Münster ile Osnabrück’te imzalanan Vestfalya Barışı diye bir anlaşma var. Avrupa’da 30 yıl savaşları diye bilinen mezhep savaşından söz ediyoruz. Bu anlaşma ile, Avrupa devletlerinin sınırları yeniden belirlendi. Ozamanlar dünyanın yeni düzeni olarak bile adlandırıldı. Kısaca, Avrupa siyasi olarak yeniden düzenlendi. Bugün bilinen Hollanda’nın da sınırları belirlendi. Hollanda, resmen “Kutsal Roma İmparatorluğu’ndan” bağımsız oldu. İspanya ile Hollanda arasında anlaşma sağlandı. Aynı şekilde İsveç’in de bugün bilinen toplumsal yapısı kabul edilerek, anlaşamaya dahil edildi. Kısaca, bu anlaşmanın özü, Hırıstiyan dünyasındaki mezhep savaşına son vermek, devletlerin idarecilerinin dini eğilimlerini (Protestant-Katolik) Vatikan’a kabul ettirmek idi. O sağlandı. İşte bu günlerde, Suriye’de olan da buna benziyor. Kuzey Afrika ile Orta-Doğu siyasal olarak yeniden düzenleniyor. Burada sorun, 1919 Paris Konferansı’nda belirlenen sınırların düzenlenmesine, ABD’nin de katılmasıdır. ABD, Paris Konferansı’nı imzalamayan tek ülkedir! Paris …

Edep Yerlerini Kapatın!

Diktatörler ile Avrupa bağlantıları üzerine (Tarihte Bugün) Avrupa bir utanca daha katıldı. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, İtalya’ya geldi. Gelmesine geldi de… Bir dizi eski tartışma gene canlandı. AB Demokrasisi çatlıyor mu? Başka kültürlere saygı göstermek için bu kadar da “eğilmek mi” gerekiyor? Geçen sene Hasan Ruhani (Adı üstünde ruh gibi!) geliyor diye, Venüs, Afrodit, Hermes heykelleri, ile diğer çıplak heykellerin sandukaya konulması. Geçmişte, okullarda haç asılabilir mi?, Aziz Martin günü değil de, “Güneş-Ay- Yıldızlar bayramı” mı densin?, Kutlu Doğum Aydınlanması değil de, Kış Aydınlatılması mı densin? diye tartışanlar, bu yapılan karşısında bir şok yaşıyorlar. Zavallı Ruhani! Güzel birşeyler görecekti, onları da italyanlar sakladı !!! Praxiteles (İ.Ö. 390-320) tarafından yapılan bu heykeller daha o zamanlar, yani M.Ö. 200 yıllarında da olay olmuş. Heykeller, normal insan boyunda. Yüz ifadeleri, bedenlerinin gerçeğe uygunluğu, görenleri hayran bırakmış, şok etmiş. Şimdi 2200 yıl sonra gene “olay” oldu. Konu, bizdeki Başörtüsü Tartışması’nı anımsatıyor biraz. Ruhani biraz da diplomatik bir dille, “Demokrasi, başkaları için, kutsal olan, dini olanı yaralamak değildir. Bu ahlaki bakış açısından yanlıştır. Bu insanları çatışmaya götürür.” diyerek, üstü kapalı …

Kanatlarının gölgesi geniş bir kartal 2: Sophie Liebknecht’e Mektup

Taner Aday 2 Mayıs 1917 Worenke Hapishanesi Rosa bu mektubu yazdıktan sadece iki sene sonra barbarca bir cineyetin kurbanı olacaktır. Kendisi ile birlikte tutuklanan, Karl Liebknecht ile Rosa’ya sahte kimlik götüren Wilhelm Pieck’in anlattıklarından, ne partinin; ne de kendilerinin, her birinin başı için 100.000 Mark ödül konulmuş olmasına rağmen, kaçmadıklarını öğreniyoruz. Budapesterstr’deki Eden-Otel’e “sorgulanmak” üzere götürüldüklerinde, kapıdaki askerlerin konuşmalarından, buradan sağ çıkamayacaklarını işitiyorlar. Özellikle Rosa Luksemburg’a hakaretler, saldırılar otelin girişinde başlıyor. Otelden çıkarken, süvari subayı Otto Runge,  Waldemar Pabst’ın emri ile Rosa Luxemburg’un kafasına vurarak bayıltır. Arabaya konulan baygın Rosa’nın kafasına dipçikle tekrar vurur. Bir başka süvari Hermann Wilhelm Souchon, son anda arbaya arkadan binerek, ağır yaralı Rosa’nın kafasına ateş eder. Zoologischer Garten boyunca giden Landwehr Kanalı kenarında duran askerlere cesedi suya atmaları söylenir. Onlar da denileni yaparlar! Katiller daha sonra bu eylemlerini kutladıkları sırada foroğraf ta çektirirler. Bu korkunç, nefret dolu cinayetin kurbanı olan Luxemburg nasıl bir insandı? Bu nefreti, buderece düşmanlığı hak etmişmiydi? Savaşa, savaş vergilerine karşı çıkmış olması, bu şekilde hunharca öldürülmesine neden olabilir mi? Hayır! Asla olamaz! Asıl neden onun düşünceleriydi. …

Kanatlarının gölgesi geniş bir kartal: Rosa Luxemburg’un Çiçekleri

Taner Aday O bir sosyalist, bir iktisatçı, bir savaş karşıtı, devrimci bir insandı. Evet devrimci idi. Onun devrimciliği, salt iktidarı, iktidarın anti-demokratik uygulamarını hedeflemiyordu. O yaşamının her anında her alanında, ilgi ile, ciddi gözlemlerle, iyi, güzel olanı ortaya çıkarmayı, adeta bir asıl amaç haline getirmişti. Aynı çağdaşı Marie Sklodowska Curie gibi, kendi alanında taviz vermez bir bilim insanı idi. Marie Curie, eşi Pierre Curie ile birlikte Polonium ile Radium elementini buldu. O dönemde kadınların bu alanlarda, üniversitelerde çalışmaları değil okumaları bile olanaksızken, eşinin odasının yanında bir odada adeta gizlice çalışırdı. Nobel ödülünü hem fizik; hem de kimya alanında alan iki kişiden biri, aynı zamanda da ilk kadın oldu. Bu çalışması onun ölümüne neden oldu. Radium’u bulmuştu ama masasındaki kocaman Radyasyon yayan kütlenin onu hasta edeceğini bilemedi! Bilimsel uğraşısı uğruna… Rosa Luxsemburg farklı mıydı? Hayır! O da öğrendiği ekonomi dalında, sosyal-demokrat partinin politikalarını dönüştürme uğraşısından bir adım geri durmadı. Çevresindeki her canlıya, bitkiye aynı sevgi ile aynı ilgi ile baktı. Öğrenmek bilmek istiyordu. İnsan dışındaki varlıklardan da öğrenebileceklerimiz olduğuna inanıyordu. 2 Mayıs 1917 de hapishaneden Sophie …