All posts filed under: Burag Peksezer

Hasret midir Yolcunun kaderi Vuslat mı?

Burag Peksezer – Dublin Eylül ayı hep yenilikler ayıdır. Ya okullar başlar, yaz sonrasında işler hızlanır, insanlar gelecek senenin planını yapmaya başlar vs. Ben de eylülün ilk gününde gelmiştim İrlanda’ya. Bu sene üçüncü yılım doldu. Bu sebeple de biraz gitmek ve kalmak üzerine konuşalım isterim. Siz kendi tecrübelerinizi, hikayelerinizi iletebilirsiniz. Ben ise kendi bildiklerimden başlayacağım. Ben bu 3 sene içinde vedanın her çeşidini yaşadım. Aileme ve sevdiklerime İstanbul’da veda ettim, onlar kalırken ben gittim. Bazen ise beni ziyarete gelen aileme, arkadaşlarıma veya eski sevgilime veda ettim, onlar giderken kalan ben oldum. Her seferinde de kalbim sıkıştı, bazen veda ettiğim kişiyi bir daha göremeyeceğimi biliyordum, bazen ise sadece bir kez daha görebilmeyi diledim. Tam da bu yüzden her hava alanıma gidişimde veda eden çiftleri, aileleri, arkadaşları izlerim. Nasıl içten bir andır o, ne sözler verilir, ne gözyaşları dökülür… Tüm bu çiftleri, aileleri,arkadaşları izlerken, kimi zaman hasret çekip eski fotoğraflara bakarken hep sordum kendime, insan eneden gider? Neden sevdiklerini, ailesini, tanıdığı ve özlemini duyacağı her şeyi neden bırakır ve geri dönme eşiği nedir? Daha iyi bir iş …

Ya Kapitalizm yeni Tanrı’mızsa?

“Her özgürlüğün sonunda bir yargı vardır. İnsanlar ise özgürlükleriyle ne yapacaklarını bilemezler, sürekli olarak kendilerine bir efendi ararlar. Şüphesiz Tanrı’nın modası geçmiştir…” der Camus. Sahi neydi o modası geçmiş tek ve yüce olan Tanrı’nın görevleri? Yaratmak, yargılamak, ödüllendirmek, cezalandırmak, sevilmek, sürekli tapınılmak (deyimi yerindeyse şımartılmak), tüm canlıların kaderine karar vermek, gerektiğinde affetmek ve “tövbe edenlere karşı şefkat göstermek, yaşamdan öte bir hayat daha sunmak… Bildiğimiz Tanrı artık eskisi kadar kudretli değil. Unutulmuş, eskimiş bir mit artık. Artık pek kimse inanmıyor ona veya onun buyruğuyla yazıldığını iddia eden kitaplara. Dinsizlik veya Ateizm insanların yeni kimliği oluyor. Peki onun yerini kim dolduruyor? Dinin tanımı olarak Oxford sözlüğü “the belief in and worship of a superhuman controlling power, especially a personal God or gods.” Antropologlar ise yazını ve görünmez olanı kullanarak toplumların davranışlarını, etik anlayışlarını, kurumlarını ve yaşam biçimlerini düzenleyen bir sosyal sistem olarak tanımlıyor. (Geertz 1993, pp. 87-125.) Her iki tanımda da tanrı insanvâri bir yaratık. Eski Ahit’teki öfkeli Tanrı olsun, Yeni Ahit’teki şefkatli Tanrı olsun, Kur’an’daki yayılmacı Tanrı olsun, çapkın Zeus olsun, anaç Şiva olsun hepsi …

Yunanistan’da Ne Arıyoruz?

Bugünlerde herkes ya Yunanistan’da tatil yapıyor ya da orada gelmiş adaların güzelliğini, insanların sıcaklığını övüyor. Doğrudur, gerçekten güzel yerler. Ama işin asli, o insanların çoğu bizim buradan göçen insanlar ve onlar bizim kıyılarımızda yaşarken Ege’nin bu yani da (onlar Minör Asia der)aynen böyleydi; daha yaşanılır ve daha insancıl… Sonra ise onları düşman belledik, sürdük ve onlardan kalanları da yok ettik. Şimdi iki parça deniz görmek ve huzur bulmak için Yunanistan’a gidip “işte medeniyet” diyoruz. Adamların balta girmemiş sahillerini, güzelim evlerini ince işlenmiş eşyalarını övüyoruz. Zaten şehirlerde bile en çok onlardan kalan yerleri övmüyor muyuz, İzmir kordon olsun, Fener balat olsun, adalar olsun.. HEPSİ de bize onların mirasıydı bizde… Sürdüğümüz adamlarım yuvasını özlüyor, yaşam arıyoruz. Yaşadığımız ilahi adalet değil ama ilahi bir komedi belki de… Ben Kınalı Ada’da büyüdüm, İstanbul’daki Prens Adaları’nın kente en yakın olanında, hani şu tepesinde antenleri olan… Her yaz okullar kapanır kapanmaz giderdik, denize girdiğimiz, sokaklarında istediğimiz gibi oynayabileceğim bir vahaydı benim için ve Vasili için, Geo için, Doruk için, Can için, Sayat için, Arden için ve Engin için… Kimin hangi dili …

Muhalif Olmak Neden Her zaman Güzel?

Burag Peksezer İrlanda’ya ilk geldiğimde bir öykü duymuştum. İrlanda, 19. Yy’in ortalarında – meşhur açlık yıllarında kırılırken, ülkeyi yöneten İngilizler, yerli halka yardım etmek şöyle dursun, olanı da ülkelerine yollayıp insanları büsbütün açlığa mahkum etmişler. Ayaklanmalar, isyanlar da hiç ise yaramamış. Çaresiz pek çok insan Amerika’ya ve Avustralya’ya göç etmiş. Göç eden gruplardan birine New York Limanı’nda bir memur “Siz nereden geldiniz?” diye sormuş. Grupta yaşı büyükçe olanlar “Biz İrlandalıyız, uzun yoldan geldik” demişler. Memur yine sormuş, “Siz nesiniz, ne iş yaparsınız?” demiş. Kafileden biri yaklaşıp memura sormuş “Burada hükümet var mı?” Memur şaşkın bir şekilde “Evet” demiş. İrlandalı da “İyi o zaman, biz muhalifiz” demiş, “Yanlış olana karşı geliriz, işimiz bu.” Hikaye ne kadar gerçek bilinmez, ancak mantığı güzel. Gerçekten de dünyada hükümetin olduğu her yerde mahkum, zenginin olduğu her yerde hırsızlık ve talan var. (Bu cümle de Mülksüzler’de geçiyordu, Urslua LeGuin teyzemizin kulakları çınlasın.) Toplam milli gelirin en yüksek olduğu ülkelerden ABD, Çin gibi ülkelerin aynı zamanda gelir eşitsizliğinde de başı çekmesi bir tesadüf olmasa gerek. Bunun yanında ara ara yükselen ırkçılık, ataerkillik, …

source: https://www.azatutyun.am

Türklüğüm ile Nasıl Barıştım?

Burag Mikael Peksezer

3 yıldır İrlanda’da yaşayan İstanbul doğumlu bir Ermeniyim. Dublin’e gelmeden önce de hemen hemen tüm hayatımı İstanbul’da geçirdim. İstanbullu kimliğim hep vardı, annemin kendisine nereden geldiğini soran her taksiciye verdiği ‘Ben 7 göbek İstanbulluyum’ yanıtı bana aradığım aidiyet hissi için gerekli ipucunu vermişti.