Author: Zeynep Koçak

Divine Queer Film Festival: una conversazione con Murat Cinar

  Murat Çınar è un giornalista che ha due madrelingue. Vive in Italia dal 2001. È cresciuto nei quartieri ebraici e armeni, vicino a Taksim Pera, a Istanbul. Dopo aver studiato Finanza Internazionale per breve tempo si è trasferito in Italia. In qualche modo si staccò dalla finanza e andò prima a Siena poi Torino per studiare giornalismo e fece fine in DAMS. Ancor ‘oggi lavora come giornalista. Progressivamente iniziò ad occuparsi di video, video editing, fotografia e web marketing. Scrisse per giornali come KaosGL, BiRGÜN, BIANET, SOL, SENDİKA. Fece dei programmi per Karşı Radyo e per ÇapulTv durante le proteste di Gezi Park (ciascuno un anno). Fu uno dei fondatori di Glob011, scrisse per dei giornali come BabelMed, Manifesto, E-il Mensile, Prospettive e Pressenza in Italia. Si occupò soprattutto dei diritti politici, dell’immigrazione in Italia, delle politiche internazionali nel Medioriente, delle politiche anti-violenza e dei movimenti antimilitaristi contro la discriminazione e la violenza. Fino ad ora preparò due libri a riguardo: Una guida per comprendere la storia contemporanea della Turchia e Perché in Turchia …

Divine Queer Film Festival: A Conversation with Murat Çınar

Murat Çınar is a bilingual journalist. He is living in Italy since 2001. He grew up among Jewish and Armenian neighbourhoods in Istanbul, just a few steps away from Taksim Pera. After a short education in International Finance, he landed to Italy. Rescuing himself from the finance sector, Çınar first settled to Siena and then moved to Torino in order to get journalism education, just to find himself in Dams (discipline della arti, della musica e dello spettacolo / fine arts, music and entertainment sciences). He is still and constantly working as a journalist, but in time video, video editing, photography and web marketing came to the forefront. He is writing to platforms and journals such as KaosGL, BirGün, Bianet, Sol and Sendika. He also created and managed a radio program transmitted in Karşı Radyo and a TV-web-show during the OccupyGezi movement, in ÇapulTV. He is one of the founders of Glob011 and he still writes to BabelMed, Manifesto, E-il mensile, Prospettive and Pressenza in Italy. His main working area is civil rights, migration in …

Divine Queer Film Festivali: Murat Çınar’la Söyleşi

Murat Çınar, çift anadilli bir gazeteci. 2001 yılından beri İtalya’da yaşıyor. Taksim Pera’nın iki adım ötesinde, Yahudi ve Ermeni mahallelerinin arasında büyümüş. Kısa bir süre Uluslararası Finans eğitimi aldıktan sonra kendini İtalya’ya atmış. Finanstan kendini bir şekilde kurtarmayı başaran Çınar, gazetecilik eğitimi almak üzere önce Siena’ya ve daha sonra da Torino’ya yerleşmiş ve sonuçta kendisini Dams’ta (discipline della arti, della musica e dello spettacolo / sanat, müzik ve gösteri bilimleri) bulmuş. Hâlâ ve sürekli olarak gazetecilik yapıyor, fakat zaman içinde video, video düzenlemeleri, fotoğraf ve internet pazarlamacılığı ön plana çıkmış. KaosGL, BirGün, Bianet, Sol ve Sendika gibi platformlara/gazetelere yazıyor. Karşı Radyo’da ve Gezi zamanında da ÇapulTV’de birer senelik programlar yapmış. Glob011’in kurucularından ve İtalya’da da BabelMed, Manifesto, E-il mensile, Prospettive ve Pressenza’ya yazmaya devam ediyor. Özellikle siyasi haklar, İtalya’da göçmenlik, Orta Doğu uluslararası politikaları, şiddetsiz politikalar, şiddet ve ayrımcılık karşıtı, anti militarist hareketler üzerine çalışıyor. Şimdiye kadar, çalıştığı konular üzerine iki kitap hazırlamış: Una guida per comprendere la storia contemporanea della Turchia ve Perché in Turchia non può esistere una stampa libera? İsimlerinden de anlaşılacağı …

Engin Arıkan: Endüstriyel Hayvancılık, pratik ve etik sorunlar

Hiç kimse ne cinsiyetçidir, ne ırkçıdır ne elitisttir. Ama eğer hayvanlar konusunda türcü bir yaklaşımınız varsa, eşitlik argümanınızda bir hata vardır.   Engin Arıkan, Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra Galatasaray sıralamasından devam ederek Galatasaray Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans yaptı ve şimdilerde Kamu Hukuku doktorası yapıyor. Engin’le, birlikte Galatasaray’da hukuk felsefesi asistanlığı yaptığımız zamanlarda tanışmıştık. Daha sonra ben ayrıldım, Engin de 2012 tarihinden beri Türk Alman Üniversitesi’nde Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak çalışıyor. 2003 yılında Tekin Yayınları’ndan çıkan Hukuk Felsefesine Kısa Bir Giriş adlı bir çeviri kitabı var. Benim ilgilendiğim kısım ise, daha yeni sayılabilecek kitabı ve doktora araştırması üzerine. 2016’da Ekin Kitabevi’nden yüksek lisans tezi, Hayvan Hakları İnsan Hukuku adıyla yayınlandı. Sorduğu sorular hem toplumsal açıdan, hem ister halklar, ister türler arası bir birlikte yaşama pratiği geliştirmeye çalıştığımız bir dönemde bireysel olarak çok cesur: Hayvanlar bu süreçte neler tecrübe ediyor? Yaşadıkları acının ahlaki bir önemi var mı? Hayvanları yemekte veya diğer şekillerde kullanmakta haklı mıyız? Hayvan hakları diye bir şey olabilir mi? Hayvanlara karşı ahlaki sorumluluklarımız nelerdir? Hayvanlar hukuk tarafından korunabilir mi? …

Ercan Aktaş: OHAL ve Bir Vicdani Retçinin Hikâyesi

Vicdani Retçi Ercan Jan Aktaş ile Zeynep Koçak, OHAL’in vicdani reddini açıklayan kişiler üzerindeki etkileri hakkında sohbet etti. Türkiye’de aslında bir hak olarak Anayasa’da sunulan vicdani reddin etkileri ve vicdani reddini açıklayanların başına gelenler, gün geçtikçe daha da ağırlaşırken, 15 Temmuz 2016’dan bu yana süregelen OHAL ile vicdani ret davaları çok daha kritik bir dönemece girdi. Artık sanırım aylar, bir süredir başka şeyler hatırlatmaya başladı bize. Eylül’ü yeni geçtik, 6-7 Eylül’ü bir yandan, 12 Eylül’ü diğer yandan, 10 Eylül Altan kardeşlerin tutuklanma kararı derken Cumhuriyet Davası’nın duruşmaları eylül ayında görüldü. Temmuz da bu aylardan biri sanırım, 20 Temmuz 2015’te, Türkiye’yi tekrar savaş iklimine sokan Suruç Katliamı’nı takip eden, 24 Temmuz 2015 tarihli savaşa girme karar, derken bir sene sonrasında, 15 Temmuz 2016 tarihinde devlet ile ilişimizi baştan ayağı yeniden yazan, “adı nasıl konulursa konulsun” darbe, derken bu sene 26 Temmuz’da Ahmet Şık’ın “İtham ediyorum!” savunması. Daha önce Türkiye’de vicdani retçi olmak ve yasal düzenlemeler hakkında sohbet ettiğimiz, kendisi de Paris’te yaşayan vicdani retçi Ercan Jan Aktaş ile bu sefer de, OHAL’in vicdani ret hakkı ve vicdani retçi olarak …

Marjinal bir hukuk terimi: Linç -3

    Hukukun Yetersizliği mi, Hukukun Koruması mı? Bir başka taraftan düşünelim bu sefer: Linçin karanlık tarafında bulunan bu eylemlerin bir diğer tarafı da devletin bu linçleri desteklemesi. Olmaz ya, yine farazi bir devlet düşünün. Yazarların, çizerlerin, entelektüellerin dini ya da etnik sebeplerle, komutanların ve “toplumsal liderlerin” önderliğinde hareket eden büyük bir kalabalık tarafından bir otele sıkıştırıldığını ve yakılarak infaz edildiğini düşünün. Bu olayın devlet tarafından uzun yıllar boyunca yargılanmadığını, yargılamaların sürekli yarım kaldığını ve sonuçta zamanaşımından davaların düştüğünü farz edin. Yine olmaz ya, devletin büyük bir kentinde yaşayan azınlığın, yine devlet organları ve devlet büyükleri tarafından yönlendirilerek mahalleleri basan büyük bir kitle tarafından barbarca yok edildiğini, göçe, sürgüne zorlandığını aklınıza getirin. Bunlar da gelmiyorsa gözünüzün önüne, “Ruşvaş Çayı içenlere ölüm!” diye bağırarak mitinglerde seyirci ve taraftar kitlesine ilmek atabilen bir parti başkanı hayal edin. Linç bu hallerde, şiddet tekelini elinde bulundurma iddiasındaki devlet tarafından bir yönetim ve sosyal düzen aracı olarak kullanılmaktadır. Devlet dediğimiz kurumun ne de olsa bir hesap verilebilirliği mümkündür –en azından biz öyle tahayyül etmek istiyoruz– ve işte, böylesi bir araç …

Marjinal bir hukuk terimi: Linç -2

  Modern Hukukun Çatlağı Hukukun ne olduğuyla ilgili 1800’lerin sonunda başlamış, ilk kez Malinowski’nin alan araştırmasına çıkıp zorunlu olarak iki sene kalmasının sonundaki gözlemleriyle çıkan “Hukuk gerçekten nedir?” başlıklı tartışmayı kısaca anlatacağım. Bu tartışma ilginç bir yerde durmaktadır, özellikle antropoloji ile hukukun, antropolog ile hukukçunun çok az tanık olunacak kesişmelerinin ilki olduğu için. Hart, Hukuk Kavramı kitabına aynı soruyu sorarak başlar: Hukuk nedir? İlkel hukuk Hart’ın hukuk tanımında yerini bulamamaktadır, öyle ki ilkellerin hukukunun hukuk olup olmadığı ikilemi bile oldukça önemsizdir. Hukukun özü ve doğasıyla ilgili bir cevap verilecekse, bu ancak ve ancak yasa, mahkemeler ve merkezi olarak örgütlenmiş yaptırımlar olabilir —ki ilkel hukukta bu tip bir merkezi otoritenin gücüne bağlı bir yaptırım mevcut değildir.[1] Gelenekler (custom) bir hukuk sistemi sayılmaz, tıpkı halkın düzensiz, merkezi bir otoriteye bağlı olmaksızın gerçekleştirdiği yaptırımlar gibi. Bunun karşılığında Fuller hukuku, toplum olma halinin bir parçası olarak görür. Ona göre Hart’ın mahkemelere, otoriteye ve yasalara verdiği önem, hukukun otonomisini yüceltmekten başka bir şey değildir. Hukuk çok geniş bir çerçevede anlaşılmalıdır ve eğer toplumsal bağlamdan koparılırsa, kendisini desteklemekten eksik kalan bir …

Ercan Aktaş: Türkiye’de Vicdani Ret Hakkı Vardır

Vicdani retçi Onur Erden, “firar” suçlamasıyla tutuksuz yargılandıktan sonra 21 Mart’ta Gelibolu 2. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından 10 ay hapse mahkum edildi. Avukatı Gökhan Soysal, mahkemeye vicdani reddin anayasal bir hak olduğunu ve zorunlu askerliğin hukuka aykırılığını tekrar hatırlattı. Yurtdışında vicdani reddini açıklamış şu anda kaçak durumunda ve Vicdani Ret Derneği’nde kayıtlı üç kişi var. Tabi reddini açıklamamış veya duymadığımız kaç kişi var, hiç bilmiyoruz… Vicdani ret özellikle son dönemlerde, çeşitli kişisel ve politik nedenlerle askere gitmeyi ve hatta hükümetin kendine karşı olanı da satın alma politikasıyla ısrarla çıkardığı paralı askerliği reddeden genç kuşakta çok konuşulur oldu. Herkesin ortak fikri, Türkiye’de vicdani ret hakkının mevcut olmadığı yönünde. Fakat gerçekten öyle mi? Hukuki durum tam olarak nedir, askere gitmeyi vicdani olarak reddeden biri için atılacak adımlar ne olabilir? Uluslararası Savaş Karşıtları (WRI) ve Avrupa Vicdani Ret Bürosu (EBCO) üyesi olan Vicdani Ret Derneği, 2013 yılında resmen kurulduğundan beri vicdani retçilere gerek hukuki gerek süreçle ilgili yardımda bulunuyor. Militarizm karşıtı, orduya ve savaşa katılmayı reddeden bireylerin açık, sivil ve direnişçi tavrıyla tam olarak desteklemeye ve dayanışmaya …

Umut Akbabalığı ve Türk Solu

Yalnız, yüzde 2’lik bir İstanbul dışlanmışları ve tutunamamışları, ya da daha doğrusu sosyal kopuntuları bantının bir şerh koyarak onayladığı, daha faşist bir yapılanmaya giden yolda bir dönüm noktası sayılabilecek seçimin sonucundan tamamen sorumlu tutmak, herhalde dünyanın en büyük aymazlığı, düşmanlığı.

Marjinal bir hukuk terimi: Linç

Çoklukların ilginç ve çoğunlukla tek taraflı bir tarihsel öyküsü vardır. Kişilerin ve devletlerin tarihlerinin yanında, Foucault’nun sessiz kalabalıkları, özellikle söz konusu bilim alanı hukuk olduğunda pek de ön planda olmadı. Söz edildiği zaman da, hep –belirli– bir ideolojinin metodolojik aracı olarak kullanıldı. Halk denilen bu meşum varlık, devletin, erkin, zorbanın korkunç pratiklerine karşı haklı olarak ayaklandı; bazen haklarını alabildi, bazen alamadı. Ölenler kahraman ilan edildi, isimleri kalplere yazıldı. 2000’den beri hâkim görüş artık bir şeylerin değiştiği yönündeydi: Artık kalabalıklar varlıklarını eylem ile, hak arayışı ile, haklı bir mücadele ile göstermeye sonunda başlamıştı. Tiananmen’den Syntagma’ya, Zucotti’den Gezi’ye artık kalabalıklar kendisinin farkına varmıştı. Hardt ve Negri’nin çokluk yüceltmesindeki serbest piyasadan elini eteğini çekmiş, yeni bir kişi öneren ütopyasındaki Hobbes düşmanı olarak anlatılan Spinoza’dan bahsedilirken bile DeWitt kardeşlerin ölümünden sonra kendi kapısının önüne “Hepiniz barbarsınız!” yazdığı anlatılmadı. Sighele ve Tarde’ın suçlu kalabalıkları, Scottsboro’da beyaz bir kadına tecavüz suçlamasıyla asılan yedi masum çocuğu haklı çıkartacak bir teori geliştirmedi. Ortega y Gasset’ten ve Le Bon’dan bugüne kokan, eğitimsiz, çiftçi kalabalıklardan herkesi kucaklama iddiasındaki kitlelerin haklı mücadelesine geliverdik. Kalabalık hareketleri birçok …