2 Search Results for: Şeran

KIYMETLİ ŞEYLERİN TANZİMİ-2: Geveze Feminist Okur Yazıyor!

  Aslı E. Şeran Kıymetli Şeylerin Tanzimi üzerine konuşmaya edebiyat dünyasında kadın olmanın zorluklarından bahsederek başlamıştık. Bu arada umarım kitabı edinebilmişsiniz ve okumaya başlamışsınızdır. Bu yazıda genel bir özetle artık romanın içine girip biraz biraz birlikte kafa yoralım mı? Kitabı henüz edinmeyenler içinde bir ısınma olur. Bir bütün olarak ele alındığında altlı üstlü orta sınıfın hikayesi diyebileceğimiz Kıymetli Şeylerin Tanzimi en çok bir aile anlatısı olmasıyla anılan ancak bundan çok çok daha fazlasını anlatan sine(masal) diyebileceğimiz feminist bir roman. Sezen Ünlüönen hem bir anlatıcı, hem bir analizci edasıyla feminizmlerin en çok didiştiği konu olan aileyi hem törpülendiğimiz hem şefkat ve bağlılık bulduğumuz[1] “sürprizli bağların zemini” bir “karşılıklı taviz sahası” olarak ele alırken kendi tanımını da vermekten geri durmuyor: “Aile sevgi üretmek için bir araya gelmiş insanların durmadan hayal kırıklığı, fedakarlık, başa kakış ve öfke, ve ev işi ürettiği yerdir.” Orta sınıfın hayatı anlamlandırma sıkıntılarını da ele almış olan roman, kapitalizmin kişiliğimize yapışmış kendini pazarlama ve biricikleşeyim derken aynılaşma haline ölçülü bir ironi ile bakıyor.”Herkesin farklılaşmak için aklına gelen şey aynıydı” dese de “kişinin farklıyı, hakikiyi …

KIYMETLİ ŞEYLERİN TANZİMİ: Başlarken

Aslı E. Şeran “Kırık kalplerle süslü bir sayfaysan Camsan, saydamsam, beni kırarsan Simlerimle sevişirim seninle O süslü sayfaların üzerinde İçimde iki mutlu yıl varsa, İçimde biri simli iki kadın varsa Sen, gelirsen ve yok edersen Bunu yazmak istiyorum sana” Didem Madak- Şimdiden Bir Hatırasın     Bir Didem Madak şiiri ve bir de Ezginin Günlüğü şarkısı seçin hemen kendinize. Müsaadenizle ben seçtim. Bunlarla altlık yapmadan Kıymetli Şeylerin Tanzimi üzerine yazmaya başlamak gelmedi içimden. (https://www.youtube.com/watch?v=xVnYf-flz8Q) Didem Madak’ın annesizliği, Ezginin Günlüğü’nün geç ergenliğin hırçın zamanlarını dindiren cazibesi ve hüznü tam da kıymetli şeyleri çağırıyor çünkü benim için. Yalnızca bu ikisini de değil, Sezen Ünlüönen kitabında pek çok tanıdık şeyi çağırıyor: (sanki uzaktan yakından akrabamız) insanları, (aynı tedrisattan geçen lise arkadaşıyla okunan) kitapları, (içimizdeki arabeskin şahidi) müzikleri, (başbaşalığın bahanesi) filmleri, (aynı sosyal çevreninin) gıybetleri(ni), (aynı yorgun/hoyrat/üstten) aşkları, (aynı orta sınıf) ittifakları, (aynı orta sınıf ahlakı) sınırları, (sanki bu hayat bir tek bizim başımıza gelen bir kazaymış gibi yaşanan) bunalımları, (ihanet olan) sadakati, (sadakat olan) ihaneti, (dikkatini tek bir şeye odaklayamayacağın kadar çok olduğunu sandığımız) seçenekleri, (sabırsızlığın getirdiği) seçeneksizliği, …