Makale
Leave a Comment

Sorunların Sorunu

Hüseyin Mete – Berlin

Bu bir pipo değildir.*

Yazıların yazısını yazmaktır amacım. Tabi her yazdığımda olduğu gibi, öncelikle kendim okumak için. Ne zaman? Bilmiyorum. Ama nedenlerin nedenine değinen bir yazı olur zannediyorum. Aslında yazdığım her harf de bu yazıya hazırlık bir yandan.

“Belki beni anladın, belki anlamadın. Kesiyorum sözümü.“

Nedenlerden önce, bu yazı sorunların sorunu üzerinedir. Dünyanın sorunlarına nereden baktığımı kendime göstermek için yazılmıştır. Lütfen üzerinize alınmayınız.

Dünyanın oluşumundan milyarlarca yıl sonra ortaya çıktığımızı zannediyoruz. Dünyanın sorunlarına açılan ilk cümlenin insana dair olması garip değil mi? Evet, değil. Mesele, topluluklar halinde yaşamamızla başlıyor. Diğer hayvanlarda doğal gördüğümüz şey bizim en büyük sorunumuz: Mülkiyet. Mülkiyete dönük güç ve bu gücün elde edilmesi sürecinde zorun rolü.

Farklı toplumsal süreçleri yaşamışız şimdiye kadar. Hepsinde farklı mülklerin kavgasını vermişiz, veriyoruz. İlk mülk edinmeye örnek verilirken, güç kullanılarak çevrilen ilk toprak parçasından bahsediliyor. Ya da satılan av araçlarından. Esasında temelsiz görünmüyor bu savlar. Bugüne kadar getirdiğimiz mülklerimiz bunu doğruluyor sanki. Bu mülkler sahiplerine farklı yaşamlar sunmuş. Bizim aramızdaki farklar gibi değil. Artık onlar, bizden olmamaya başlamışlar. Çünkü mülkiyet; sadece mülkiyet değildir. Tüm “değerlerimiz“ mülkiyetimizle, sınıfsal konumumuzla alakalıdır.

Bu peşrev nereden hasıl oldu?

Geçen gün Amerika’da sergilenen bir sanat eseri üzerine yapılan tartışmalara bakınıyordum. Maurizio Cattelan’ın duvara yapıştırdığı muzun iki örneğinin 120 biner dolardan satıldığını öğrendik ya. Ve – yine gösterinin bir parçası sayılabilecek şekilde – üçüncü muzun “aç sanatçı“ tarafından yenmesini. Yine aynı sanatçının İngiltere’de çalınmış olan eserini hatırlatmadı mı bu? “Amerika“ isimli altın klozet, bir sarayın salonunda kullanıma açılmıştı. Gelen ediyor giden ediyor. Ve bir gece yarısı duvardan söküp yediler. Pardon, onu sadece çalmışlardı. Paranın yenmeyen bir şey olduğunu çok geç olmadan öğrenmeliyim.

Tartışmalar hala devam ediyor. “Bu mudur sanat?” diyorlar. Değil midir? Esasında o, duvara asılmasıyla birlikte, bizim için artık bir muz değildi. Sanatın tam olarak burada başlıyor olması gerekmez mi zaten? Sanatçı yalan söylemek zorunda olan insandır. Bir imgelem yaratmalıdır. Işaret edeceği gerçekler için göstergeler kullanmalıdır. Bunu yalanının estetiğiyle yaparsa sanat üretmiş olur. Çünkü hiçbir gerçek yalanlar kadar estetik duramaz. Muzu alır ve yeriz, üzerine düşünmeyiz. Bu bizim ihtiyacımızın gereğidir. Klozeti de ihtiyacımız için kullanırız. Ancak duvardaki muz, artık muz değildir. Sanırım burada bizi rahatsız eden, alışık olduğumuz göstergeler yerine, gerçek nesnelerin kullanılıyor olması. Bu da sanırım sanatçının yöntemi.

40868468563_a427373412_o

Photo by Samuel S

Peki bu göstergelerin gerçek dünyadaki göndergeleri neler? Neyi işaret ediyorlar?

Nepal’in yoksul yerlerinden birindeki okulda, öğretmenler bir fotoğraf yarışması düzenliyorlar. Fotoğraf çekmeyi öğrettikleri öğrencilerine emanet fotoğraf makinesi verip onlardan “sömürü“ üzerine fotoğraflar istiyorlar. Yarışmaya girecek fotoğrafları incelerken anlam veremedikleri bir fotoğrafla karşılaşıyorlar. Duvara çakılmış çivilerin fotoğrafı. Öğrenciyi çağırıp sorma gereği duyuyorlar tabi. Biz diyor, öğrenci, okula uzak köylerden yürüyerek geliyoruz. Para kazanmak zorunda olduğumuz için de, okul sonrası boyacılık yapıyoruz. Gelirken birlikte getirdiğimiz boya sandıklarımız okula alınmadığı için, bunları emaneten esnafa bırakıyoruz. Başlarda para istemiyorlardı ama artık bizden kira alıyorlar. Sandıkları duvarlara çaktıkları çivilere asıyoruz. Onlar da çivi başına kira alıp bizden daha fazla para kazanıyorlar.

Duvardaki çivilerin fotoğrafı sanat mıdır sizce? Evet, artık sanattır. Yalnız her zaman böyle olmaz bu iş. Her sanat eseri bizim duygu/düşün dünyamıza hitap etmez. Etmemelidir de. Nepal’li öğrenci çivi fotoğrafıyla zengin olmamıştır muhtemelen. Belki de duvardaki muz bu gerçeği imgeliyor.

Ama nasıl olur da bir sanat eseri böyle bir fiyata satılabilir?

*Bu sorudaysanız hala, girişteki peşrevi üzerinize alınınız lütfen.

This entry was posted in: Makale

by

We are above the nations and juggling with the conventional connotations of Diasporas which are also the main instruments of the global polarization (nationality, religion, ethnicity, race etc.) and aiming to re-conceptualize it by taking the "experiences as commons" rather than the conventional ones. As we call it "New Generation Diaspora.”

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.