Makale, Manifesto, Türkçe
Leave a Comment

Beyan-ı Hâl: Gezi bir hak arama, özgürlük ve alan mücadelesiydi 

Gezi kamusal alanın, kamu tarafından yeniden sahiplenilmesiydi.

Urban Isthmus

Sermaye karşıtı politik ekoloji ve küresel adalet hareketlerinin kaçınılmaz olarak bir parçası gibi görülse de; Gezi geleceği önceden görülemeyecek şekilde gerçekleşmiş, planlanmamış ya da organize edilmemiş organik bir kitlesel halk hareketiydi. Türkiye Devleti’nin resmi kurumlarının açıkladığı verilere göre Gezi Parkı Eylemleri’ne ülke çapında milyonlarca insan katıldı. 

Gezi Parkı Eylemleri’ne katılan insanların büyük bir bölümünün ismini muhtemelen ilk defa barış sürecinde akil insanlardan biri olarak duymuş olduğu ve yaptığı sivil toplum faaliyetleri yüzünden tutuklu bulunan bir iş insanına itham edilen terör örgütü yöneticiliği suçlamasıyla ya da protestolar esnasında görece ılımlı açıklamalar yapmış ve sonradan devletin başındakilerin kandırıldıklarını itiraf ettikleri bir terör örgütüne üyelikten tutuklanmış, dönemin devlet tarafından atanmış Valisi üzerinden Gezi Eylemleri’ni hiyerarşik ve örgütsel bir yapıya indirgeyip birleştirmeye çalışmak tamamen akıldışı. Bu yasal olarak protesto haklarını kullanmak için özgür iradeleriyle sokağa dökülen milyonlarca insanın temel hürriyetlerini yok saymaktır. Kolluk kuvvetleri tarafından orantısız şiddet görerek hayatını kaybeden insanlar sokaklara herhangi bir liderin çağrısı üzerine çıkmamışlardı ve birbirleriyle örgütlü değillerdi. Gezi’yi herhangi bir planlı terörist faaliyetin ürünü haline getirmeye çalışmak;  yasal hakları çerçevesinde protesto ederken orantısız şiddet görerek hayatını kaybeden insanları, Devlet’e karşı organize bir suç işlerken etkisiz hale getirilen failler haline getirmeye çalışmaktır.

Gezi bir kalkışma değildi, Gezi bir hak arama, özgürlük ve alan mücadelesiydi. Gezi kamusal alanın, kamu tarafından yeniden sahiplenilmesiydi. “Sivil İtaatsizlik” ve “Şiddetsiz Eylem” gibi barışçıl mücadele yöntemlerini terör davalarına yamamaya çalışmak ve bölücülük faaliyetleriymiş gibi göstermek; bir bireyin kamusal alanda “yasadışı şiir” okuyup hapse girmesi ya da siyasi yasaklı hale gelmesi kadar mantık dışı, başörtüsü yasağını peruk takarak üniversitede protesto edip irticadan mahkum edilmek kadar saçmadır. 

Gezi bir deneyimdi; somut sonuçlar doğuran ve hala devam eden bir sürece evrilen deney üstü bir pratikti.  Protestolardan sonra parkta inşaat durdu. En başından beri hak mücadelesinin içinde varolan LGBTİ Hareketi, toplumda yayılan dayanışma dalgasıyla, Gezi’den hemen sonra farklı partilerden birçok aday adayı gösterdi ve ilk defa bir queer politikacı ana muhalefet partisinden belediye meclis üyeliğine seçildi. Aynı dayanışma dalgası Türkiye’nin konvansiyonel sol retoriğini değiştiren aklıselim ve kolektif bir politik yapıya evrildi.

Protestolar sırasında yoğun biber gazlı müdahale esnasında birisi kalp krizi, diğeri de yüksekten düşme sonucu iki polis memuru ve birçoğu kolluk kuvvetlerinin uyguladığı orantısız şiddetten ötürü, toplamda 10 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden sivillerin ailelerinin adalet arayışları hala devam etmektedir.

Gezi’den sonra yüzbinlerce birey gönüllü ya da zorunlu olarak Türkiye’den göç etmiştir ve bu göç hızla devam etmektedir. Bu insanlar terörist değillerdir. Gezi’de oluşan ve edinilen deneyim hala etkileşim halinde ve bu önlenemez. Gezi bir paradigmayı değiştirdi. Geleneksel olarak ayrışma ve kutuplaşmalara neden olan şemsiyeler altına girmeden de ortak yaşamın mümkün olduğunu gösterdi. Şu anda terör davalarına gerekçe yapılmaya çalışılan forumların neredeyse hepsi kamusal alanlarda halk tarafından halka açık olarak yapıldı. Bu bağlamda; Gezi bir “katılımcı demokrasi” pratiğiydi ve Türkiye Devleti, protestolar esnasında ve sonrasındaki tutumuyla, Türkiye coğrafyası halklarının bir arada yaşayabilme potansiyellerini çok daha kolaylaştırabilmek imkanına sahipken, bunun tam tersi; ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı ve çoğunluğun haklarına hizmet eden bir politik retorik seçti.

Azınlık kelimesinin önüne azgın sıfatını koyarak kitlesel bir propaganda konuşmasına malzeme etmek, mevcut devlet retoriğinin dolaylı ya da dolaysız bir yansıması gibi

Herhangi bir nedenden ötürü varolan bir azınlık söz dinlemiyorsa, o grup ya da mensubu birey azgınlaşır. Benim sunduğum renklerin dışında bir renk seçemezsin, seçmeyi denersen, hele ki bir de bunu dile getirirsen bu senin azgınlığındır. Sonuçlarına katlanırsın.

Gezi Sosyolojik bir olgudur: Hem toplumsal hem bireysel düzeyde etkileri devam etmektedir ve hala hazmedilmektedir. Öncesi, süreci ve sonrası incenlenmeye ve özellikle uzun vadedeki sosyal ve ussal etkileri idrak edilmeye muhtaçtır. Zira, Türkiye Coğrafyası tarihinde çok fazla dengi olmayan bir olgudur. Milyonlarca insanı sokaklara döken bir lider, bir din, bir kimlik ya da bir örgüt değildi: Bireylerin müşterek hak arama çabaları ve özgür iradeleriydi.   

Azgın Azınlık*

 

Kaynaklar:
https://www.ulusal.com.tr/gundem/erdogan-azgin-azinligin-oyunlariyla-h216763.html

https://www.youtube.com/watch?v=cDWweRKryw8

https://www.cnnturk.com/2013/guncel/11/25/geziye-kac-kisi-katildi/732168.0/index.html

https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/bogazici-universitesinde-ogretim-uyeleri-gozaltina-alindi-2740787/

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/580117/Huseyin_Avni_Mutlu_yu_yakan__Gezi_Parki__tweeti.html

http://www.canaktan.org/felsefe-sosyo/sivil-itaat/sivil_itaatsiz.htm#_ftnref1

http://siddetsizlikmerkezi.org/kavramlar/siddetsiz-eylem/

https://www.cnnturk.com/haber/turkiye/lgbt-aktivisti-besiktasta-meclise-girdi

https://tr.wikipedia.org/wiki/Gezi_Park%C4%B1_protestolar%C4%B1

https://www.wikisosyalizm.org/Gezi_Direni%C5%9Fi

https://en.wikipedia.org/wiki/Global_justice_movement

https://www.weltbild.de/artikel/ebook/palgrave-studies-in-communication-for-social-change-in-the_24839120-1?rd=1

This entry was posted in: Makale, Manifesto, Türkçe

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.