Makale
Leave a Comment

İdam Tartışması: N.Ç. “Olayı”, Bir Zihniyet Sorunu

Taner Aday

 

T.C. Ceza Hukuku açısından, Fransa’daki “Dreyfus Hadisesi” kadar önemli bir sosyal adalet, toplumsal vicdan, bir toplumsal ahlak sorunu ile karşı karşıyayız.

Bir devletin Anayasa’sı ile ona dayandırılan diğer yasalar, o toplumun zihniyetinin bir yansıması olarak ta değerlendirilebilir. Toplumun gelenek-görenekleri, dini, tarihte yaşadığı sosyal-siyasal çalkantılar; hatta devrimler, insanların düşünce dünyalarında belirgin izler bırakırlar. Dolayısı ile bu „olay“ da, basit bir polisiye olay değil, bir kavrayış, şeylere bakış çatışmasının yansıması olarak görülmelidir. Ancak ozaman, somut, düşünsel açıklığa gidecek bir sonuç alınabilir.

Mardin’de N.Ç adlı bir 5 sınıf öğrencisi kız çocuğuna, 2002 yılında devlet görevlileri, esnaf, jandarma dahil, 28 kişinin tecavüz ettiği olaydan söz ediyoruz! 

Siirt’te 3 ile 2 yaşlarında bebeklere, yaşları 15-17 arasında ergen erkeklerin tecavüz etmeleri, sonra da öldürmeleri ile, olayın Dönemin Başbakanı RTE emrine göre „Kan Parası“ ile halledilmesi, kapatılması konusundan söz ediyoruz.

İmam nikahı konusu, çocuk yaşta evlilik konusu ele alınmadığı sürece, bu tür olaylar hep olacaktır! Siirt olayında da tehdit edilerek kullanılan 15 yaşında bir kız çocuğu idi. Olayı Kan parası alarak kapatanlar da “babalar” dı! “Olaya bizzat el koyuyorum” diyen de bir erkek İslamcı bir Başbakan‘dı!

Cinayet, madur öldüğünde ortaya çıkmaz! Önce kafada işlenir. 13 yaşında böyle korkunç bir olay yaşayan kız çocuğu yaşıyor mu sizce? Yoksa ölmediğine şükretmesi mi gerekiyor? „Olayı“ kan parası ile „tatlıya“ bağlayan kurulun raporu neden açıklanmadı?

Bu raporun içeriği bu günkü tartışma açısından çok önemlidir. O rapor ile Aşiret Hukuku, Sosyal Hukuk’un yerine konulmuştur. Bu ortaya konulmak zorundadır. Yani yasalar, bir Başbakan’ın emri ile, meclisin oluşturduğu bir resmi kurul aracılığı ile yok sayılmış, toplum ilkel, ataerkil, feodal aşiret yasalarına teslim edilmiştir.

Bu gün yaşadığımız, „olayın“ suçlular ile madurlar düzeyinde bir tartışmaya indirgenmiş halidir. Tartışmıyoruz, tartışıyor gibi yapıyoruz. Konuşmuyor, konuşuyor gibi yapıyoruz. Bilmemiz, hep akılda tutmamız gereken ise, şu anda bile T.C. herhangi bir köşesinde bir kız çocuğunun daha evlendiriliyor olduğudur!

Kendi geçmişi ile felsefi, politik düzeyde ciddi bir hesaplaşmayı yaşamayan toplumlar, o geçmişin ortaya çıkardığı sosyal-psikoloji’yi anlamakta zorlanırlar. Bu gün yaşamakta olduğumuz gibi, suçluları bulmak, cezalandırmak çabası ile yüzeysel, geçici bir „başarı“ elde etme çabası içinde olurlar.

Evrensel olduğu söylenen İnsan Hakları, feodalite ile, onun dünyasına göre şekillenmiş kilise ile ciddi bir hesaplaşma sonucu ortaya çıkmıştır. Bizde ise geçmiş ya inkar; yada kabul ekseninde tartışılmaktadır. Binbir çeşit islami akım olmasına rağmen, İslam üzerine tartışmak, gizli bir yasakla engellenmiştir. Bu nedenle, birçok sapık davranış, zihniyet islamiyete maledilerek sürdürülüyor olsa bile, “kol kırılır, yen içinde kalır” mantığı ile,adeta bilinçli olarak üzeri örtülmektedir.

Oysa sorun çok daha başka bir yerde, hemen hepimize egemen olan bir zihniyettedir! Kendimize ilişkin konularda konuşmakta zorlanıyoruz.

Bugünkü konunun adını koymak gerekirse, iktidardaki zihniyetin büyük bir çoğunluğu, 13 yaşındaki kız çocuklarının evlendirilebileceğini savunmaktadır. Hem de “Kemik yaşı” gibi bir sahtekarlığın ardına saklanacak cürette! Dikkat edin, hala paragrafların arkasına saklanarak, bu ilkel, canavarca zihniyeti savunmaya cüret ediliyor. Hiçkimse düşünmüyor ki, bunun adı tecavüzdür. Bizim hukukçularımız ise kemik yaşı tartışması yapıyor, yapabiliyor. Olayın boyutlarının işte bu korkunç düzeye taşındığı görülmek bile istenmiyor!

Davetliyiz, gitmesek ayıp olur tavrı.

Almanya’nın 2017 deki, Aileden sorumlu Devlet Bakanı Kristina Schröder, bir araştırmanın sonucunu açıkladı. Çocuk yaşta ailesinin “rızası ile”, yani zorla evlendirilen her üç kişiden biri, 17 yaşın altında. 3443 kişi yardım istemiş! % 44 ü TC pasaportu taşıyor. Diğerleri Kuzay Afrika, Balkan ülkeleri, Suriye,Irak, Afganistan, Lübnan.

BU ATAERKİL VE İLKEL GELENEĞİN, İSLAMİ BİR NEDENİ YOKTUR; FAKAT YÜZYILLARDIR İSLAMİ AKIMLARCA KORUNMUŞTUR! ÇEVREMİZDEKİ BİRÇOK İNSAN, HİÇ AKLINA GETİRMEDEN, ONAYLAMASA BİLE DAVET EDİLDİĞİ TAKDİRDE 14 YAŞINDA EVLENDİRİLEN BİR TANIDIĞININ DÜĞÜNÜNE GİDER, GİTMİŞTİR!

H U Z U R SU Z L U K, T A T S I Z L I K OLMASIN DİYE!

Suçlularla, tecavüzcülerle, katillerle aramıza bir mesafe koyabiliriz; ama kurbanlarla değil! Eğer vicdani duygularımız hala varsa, onların durumu zihnimizi meşgul etmeye devam edecektir.

Bu gün yapılanlar, genel olarak faillerin “lanetlenmesi”, yargının işletilmesi üzerine tartışmalardır. Saldırıya uğrayıp, tecavüz edilenlerin kaderi bizlerden uzaktır. Hatta bu arada bu iş o hale geldi ki, kendi çevremizden değilse kurbanlarla ilgilenmek şöyle dursun, acımıyoruz bile!
Başörtüsü için gırtlaklarını yırtarak bağıran ve sokağa dökülen kadınlar, Anne, Bacı hatta Kadın değillermiydi yoksa?

Şimdi “kemik yaşı”, „İdam geri gelsin!“ tartışmasına girenler, yarın tecavüzcüleri gene onaylar! Yani bu tecavüzcülerin cezaları artırılırsa, 5 yıldan 10 a çıkartılırsa, bunun anlamı: „28 kişi  değil de, 2 – 3 kişi tecavüz edin!“ mi olacak?

BİZİM EN ÖNEMLİ SORUNUMUZ ZİHNİYET SORUNUDUR!

Bu olayın, buna benzer olayların hala yaşanıyor olması, bir çok yerde İmam Nikahı adı ile meşruiyet kazandırılarak sürdürülmesi, Türkiye toplumunun hafıza zayıflığı ile açıklanabilir.

Daha da belirgin, daha acıklı bir sözcük olan „kanıksama“ sözcüğü ile…Bir çok şeyi ne çabuk kanıksıyoruz.

Tüm Türkiye’nin kanını donduran tecavüz olayının ardından açılan davada mahkeme N.Ç’nin erkeklerle kendi rızasıyla birlikte olduğuna karar vermiş, Yargıtay da bu kararı onamıştı. Mahkemelerin bu kararları kamuoyunda büyük tepki yaratmıştı. Hepsi bu kadar!

Bu olaydan sonra onlarca erkek, kız çocuk tecavüz kurbanı oldu. Daha sonra da aynı ölüm olaylarında olduğu gibi öldürmenin şekli ile boyutu ön plana çıktı. Tecavüzün yapılış şekli daha fazla tartışılır oldu. Yani kanıksadık.

Şimdi bu olayları bahane edilerek, idam tartışıyoruz. Sorunları çözme yönteminin aydınlanma ile, önlemlerin de yasalarla sağlanabileceği üzerine tartışmak yerine, idari kararlar, „ortadan kaldırma“ teklifleri konuşuluyor.

Görüldüğü gibi konu basit bir suç-ceza konusu değildir. Kendi kendimizle, vicdanımızla hesaplaşma, kendimizle, tarihimizle yüzleşme konusudur. Bu nedenle, Siirt’te 3 yaşındaki kız çocuklarına tecavüz edilip öldürenlerin ailelerinin “barıştırılması” olayı da tartışılmalıdır. O olayda sözkonusu “Zihniyet” çok daha belirgindir.

Bu günkü yasalar, 12 Eylül ve ilkel aşiret yasalarının yansımasıdır. Değiştireceğiz diye iktidar olanlar, tarihe büyük sahtekarlar olarak geçmişlerdir bile!

Çoğunluğun oyunu almış olmanın, haklı olmak demek olmadığını elbet anlayacaklardır!

Kaynaklar:
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/aglaya-aglaya-anlatti-155966
https://www.ntv.com.tr/turkiye/n-c-davasi-utancla-bitti,PvXNReEdE0uGR0HHcsowDQ
https://bianet.org/bianet/insan-haklari/143609-n-c-davasi-yeniden-goruldu 2
https://www.cnnturk.com/2010/turkiye/04/26/8.cocuk.2.bebege.tecavuz.etti.1ini.oldurdu/573637.0/index.html
https://www.ntv.com.tr/turkiye/siirtte-akil-almaz-vahset,IrOKocnSeUSK5-7ldAGaIg
https://kopuntu.org/2018/02/25/hilmi-ile-tecavuz-yasasi-hak-hukuk-uzerine/
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=97756&start=90
https://www.bmfsfj.de/bmfsfj/aktuelles/alle-meldungen/kristina-schroeder—wer-seine-kinder-gegen-ihren-willen-
verheiratet–tut-ihnen-gewalt-an
Advertisements
This entry was posted in: Makale

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s