Deneme, Geçmişle Yüzleşmek, Makale, Türkçe
Leave a Comment

Kurtuluş, Tatavla’daymış.

ermeniler-anma-ulasyunustosun(16).JPG

Fotoğraf: Ulaş Y. Tosun

Gezi’de sadece bir tane slogana bütün kalabalıkla tek bir ağızdan, coşkuyla ve gönülden bağırarak katıldığımı hatırlıyorum:

“Öldürmeyeceğim, ölmeyeceğim! Kimsenin askeri olmayacağım!”

Almanya’ya taşındıktan sonra düşüncelerimi yazıya dökme noktasında büyük bir tıkanma yaşadım. Sonradan ilginç bir şekilde tren yolculuklarında rahat yazabildiğimi farkettim ve uzun bir süre sonra tekrar yazmaya başladım. Hatta okuyacağınız satırları da Köln Hrant Anması sonrası, tren ile eve dönerken yazmaya başlamıştım. Buraya taşınana kadar tren hiçbir zaman benim için aktif bir seyahat aracı olmamıştı.

‘Değişim’ Öğrencisi

2006 yılı. Finlandiya’da lise değişim öğrencisiydim. Akdeniz’in doğusundan kopup oralara gitmiştim ve benim geldiğim yerde “Bütün Kürtler, Ermeni’den dönmüştür.” denirdi. Henüz “kart kurt” ve “eti türkleri” gibi ufuk açıcı teorilerden de haberdar değildim.

Heyecanlı bir Mustafa Kemal neferiydim. Henüz varalı birkaç gün olmuş, evlerine konuk olduğum Finli aile beni 30 Ağustos’da jest olsun diye kebab restoranına götürmüştü. İçeri girer girmez, çalışan abilerin zafer bayramlarını kutladım. Birden suratları ekşidi ve benimle bir kelime bile konuşmadan bütün yemek boyunca Finli aile ile Fince konuştular. Hiç birşey anlamamıştım, kızmıştım ve çok üzülmüştüm. Çocukken aile büyükleri bizim anlamamızı istemedikleri zaman aralarında başka dilde konuşurlardı ve hiç hoşlanmazdım. Daha sonra Finli ailenin yaşıtım olan çocuğundan, abilerin Kürt olduğunu, 90’larda yakıldığı için terketmek zorunda kaldıkları köylerinden bahsettiğini ve biraz öfkeli olduklarını öğrendim. Tepkim refleks misali “ama onlar da bebek katili” olmuştu.

Hrant Dink‘in ölüm haberini öğrendiğimde 18’ime girmek üzereydim. O sırada evinde yaşadığım ailenin bir üyesi “Bak! Türkiye’den haber var, Finlandiya’da gündem oldu, herkes bunu konuşuyor.” diye TV’yi işaret ettiğinde muhtemelen Cumhurbaşkanı Seçimleri ile ilgilidir diye düşündüğümü hatırlıyorum. Çünkü o sıralar etrafımdaki insanlara heyecanla neden Türkiye’de partneri başörtülü bir Cumhurbaşkanı olamayacağını anlatıp, ay-yıldızlı maskotlar dağıtarak ülkemi en iyi şekilde temsil etmeye çalışıyordum. Genç yaşıma ve taze İngilizceme rağmen, Soykırımın, Ermeniler tarafından Türkler’e yapıldığı konusunda da çok bilgiliydim.

Hrant’ın ilk gördüğüm görüntüsü ne yazık ki o talihsiz görüntüydü. Gazetesinin önünde yüzüstü yatıyor ve ayakkabıları… İsmini de daha önce duymamıştım ama öğrenecektim, hatta ben de onun yürüdüğü yollardan yürüyecektim.

Sonra o çocuğu gördüm. O da çok gençti, benden daha genç. Ürkmüştüm. Ve o bayraklı fotoğraf. Kafam karıştı. Emniyet görevlileri devleti temsil eden insanlardı. Henüz reşit bile olmayan bir çocuk bir cinayet işlemişti. Devlet’in korumak zorunda olduğu bir vatandaşı öldürmüştü. İrkildim. Sonra titredim ve kendime geldim. O zamana kadar hep çantamda duran maskot dolu keseyi çıkardım, bir kenara koydum. Sanırım ilk defa o zaman temsiliyet ile ilgili heyecanımı sorgulamaya başladım.

ULS18006

Fotoğraf: Ulaş Y. Tosun

Geçmişle Yüzleşememek ve Temsiliyet

Bunları tabii ki kendi geçmişimle nasıl yüzleştiğimi anlatmak için yazmıyorum. Geldiğim yer adına konuşamam ama yine de belirtmeliyim; Artık ailemle sofra kurduğumuzda hiçbirimiz bir kimsenin başka bir kimseden döndüğünü düşünmüyoruz. Biz de Arabız zaten. Hatta arada bir bizimkilerle: “Ne güzel küçük yaşta İngilizce öğrenmemize olanak sağlamışsınız. Arapça‘da öğretseymişsiniz keşke. 3 dilimiz olurdu. Sonuçta 1 lisan, 1 insan” diye şakalaştığımız bile oluyor.

Daha çok nasıl yüzleşemediğimiz üzerine düşünüyorum aslında. Çok enterasan geliyor bana. Sanki istemediğin ama varolan birşeyleri kabullenme süreci gibi. Beraberinde sürekli bir inkarı barındıran. Temsiliyet gibi.

Ben bir Türkiyeli olarak neden 100 sene önce üç başarısız Asker -Politikacının verdiği kararlardan sorumlu tutulayım ki? 10 binlerce çocuğun Sarıkamış’da donarak ölmesine neden olan emirleri vermiş 3 askerin, bu felaketten sadece birkaç ay sonra aynı coğrafyada ve aynı iklim şartlarında; habitatlarından bir anda ayrılmak zorunda bırakılan yüzbinlerce belki milyonlarca sivil insanın, o şartlar altında telef olacağını öngörmemesini mi inkar ediyoruz?

Ya da hala, 100 sene sonra bile, Ermeniler Ruslar’a yardım ediyordu argümanı ile techiri ve katliamları gerekçelendirip, bir yandan techirden kısa bir süre sonra Askeri olduğu devlete başkaldıran ve daha sonra Kurtuluş Savaşı’nı başlatıp Türkiye Cumhuriyeti’ni kuracak olan M.Kemal’in, Bolşevik İhtilal’inden sonra aynı Rus’lardan aldığı destekleri anmak biraz iki yüzlülük olmuyor mu?

Neyi temsil ediyoruz? Velev ki atalarım karışmış; ben onları temsil etmek zorunda mıyım? Hayır, ne onları, ne de bunları sistematize eden devleti ve mekanizmalarını… Ben kendimi temsil ediyorum. 90’larda benim adıma köy yakanları da temsil etmiyorum. Bebek katillerini de.

Yoldaş mıyız? Yoksa Asker mi ?

Birkaç ay önce Ana Muhalefet Partisi’nin, İstanbul İl başkanlığı seçimlerinden sonra “Mustafa Kemal’in Askeriyiz-Yoldaşıyız” tartışması yaşandı. Kamuoyunu da baya bir meşgul etti. Bu tartışma bana bir olayı anımsattı: Gezi’nin bilmem kaçıncı günüydü. Parkta rengarenk giysileri ile küçük bir grup “Öldürmeyeceğiz ölmeyeceğiz, Kimsenin askeri olmayacağız” diye slogan atarak yürüyorlardı uzaktan; etrafta herkes neşe içerisinde gülümsüyor… Karşılarına al bayrakları ile başka bir grup çıkıp geldi: “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” diye haykırıyorlar… Herşeyi yanlış anlamışlar.

Screen Shot 2018-04-24 at 13.59.51

Kaynak: Twitter (@TarhanMehmet)

Neyse ki teknik olarak “Yurtta Sulh, Cihan’da Sulh!” şiarında olan M. Kemal’in kurduğu ülkenin askerleri, başka bir kumandan komutasında Rusya icazetinde bir sınır ötesi harekata başladı da (ve bitirdi) gündem değişti. Şimdi aynı Rusya; Türkiye’nin “teröristlerden arındırmak” için girip hakimiyet kurduğu, bunun sonucunda yüzbinlerce insanın yurdundan olduğu, toprakları, bir an önce; Türkiye’nin terörist olduğu için iş birliği yapmayı reddettiği, Suriye Hükümet’ine devretmesi için baskı yapıyor. Bu süreçlerin ileride “resmi tarih” kitaplarında nasıl aktarılacağını çok merak ediyorum.

Zaten benden asker olmaz da, galiba ben bu tartışmada yoldaş tarafını seçiyorum. Atatürk zamanında iyi yollar yapmış Ankara’da, baya öngörülü hatta. Henüz neredeyse araba yok memlekette.. Aradan çok zaman geçmiş, Ermenilerin bu topraklardan sürülmesinin üzerinden geçtiği gibi.. Ve o yollar da eskimiş hatta son çeyrek yüz yılda da Gökçek o yollara el atmış, tam batmış. Üniversiteye ilk gittiğimde Ankara’nın o yollarında ve toplu taşıma keşmekeşinde az ağlamadım. O yollar yol değil.

Ama yollar yine de iyidir. Dediğim gibi; Ben Hrant’ın o ilk gördüğüm fotoğrafındaki ayakkabılarıyla yürüdüğü yollardan çok yürüdüm. Yaklaşık 4 sene boyunca Adana’dan İstanbul’a göç etmiş bir Türkiyeli olarak, Tatavla’da yaşadım, ilk defa bir yeri gerçekten mahallem belledim. Yani benim için kurtuluş Tatavla’daydı. Orada yaşarken toplu taşımaya ulaşmak için Beyaz Adam Kitabevi ve Agos Gazetesi’nin önünden yürümem gerekiyordu. Hem de Allah’ın her günü. Yani Hrant’ın yürüdüğü yollardan çok yürüdüm. O yüzden ben Hrant’la yoldaş olmayı seçiyorum.

Ne tesadüftür ki; Adana’da, doğup büyüdüğüm mahallenin adı da Kurtuluş’tu: Alman Deutsche Orient Bank’ın inşaa ettiği, Tren Garı’nın etrafına kurulmuş bir mahalle. Seyahat aracı olarak kullanmasam bile tren sesleri çocukluğumda bana ninni oldu. Belki bu yüzden trenlerde güvenli hissediyorum, içimi dökebiliyorum ve döktükçe açılıyorum. Bu yazıyı da Deutshe Bank‘ın çaprazındaki odamın balkonunda tamamlıyorum. Belki de tarih gerçekten tekerrürden ibarettir.

Screen Shot 2018-04-24 at 13.50.46

Adana Tren Garı 1913 – Klinghardt – Almanya Devlet Arşivi

Kaynaklar: (Sırayla)
TBMM Genel Kurul Tutanağı 24. Dönem 4. Yasama Yılı 58. Birleşim

2007 Türkiye Cumhurbaşkanlığı Seçimi (Vikipedi)

Taha Akyol: Atatürk, Bolşevik Rusya’dan yardım aldı; iyi ki de böyle yaptı, İstiklal Savaşı’nı kazandı

1997’de dağ komandosu olan T.A.: Bize yardım etmeyen köyü yaktık

Kongreye damga vuran olay; Askerler mi yoldaşlar mı?

Rusya, Türkiye’yi Kürtlere karşı sopa olarak kullanıyor

Lavrov: Türkiye, Afrin’in kontrolünü Suriye hükümetine geri vermeli

Dünden Bugüne – Karayolları Genel Müdürlüğü

Modern Bir Yerleşke Olarak Adana Tren İstasyonu

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s