Edebiyat, Makale, Taner Aday
Leave a Comment

Hilmi ile Son Politik Gelişmeler

Afrin’den sonra hem TR; hem de bölgede gelecek için önemli sayılabilecek gelişmeler oldu. TR önce Suriye’ye verdiği destek nedeniyle Rusya ile anlaşmazlık yaşıyordu. Rusya TCnin YPG üslerine yaptığı saldırılar için hava sahasını açılınca,bir „yumuşama“ oldu gibi. Bu defa da Türkiye IŞİD’e karşı savaşacağım deyip te YPG ile savaşı öne alınca ABD ile ters düştü. AB ile, daha doğrusu Almanya ile de önce „kavgalı“ oldu, sonra tank alımı işi düzeltti! Şimdi de Rusya ile sıcak ilişkiler, Akkuyu’da yapımına başlanan Nükleer Santral ile daha da iyileşiyor gibi.

HİLMİ : Akkuyu’daki Nükleer Santral konusu iki ülke arasında çok daha önceden, 2010 yılında, yani Kdz. kıyılarındaki Doğal Gaz Boru hattı (NABUCO) projesinden bir yıl sonra karara bağlanmıştı. Suriye’deki iç savaş, daha sonra Türk Hava Sahası’na izinsiz giren Rus uçağının düşürülmesi olayı ile buna benzer daha bir çok gelişme, bu adımın atılmasını geciktirmişti.

Peki ama neden şimdi? Yani değişen ne?

HİLMİ : Santral açısından değişen çok bir şey yok. Sadece yapımına geç başlandı o kadar. Ama dünya politikasında dengeler açısından önemli gelişmeler yaşandı.

SSCB, soğuk savaş döneminde, bu gün Türki Cumhuriyetler dediğimiz çoğu Şii eğilimli devlet ile ilişkide idi. Buna ek olarak, o dönem kendi bünyesindeki Azarbaycan, Suriye bir de Afganistan ile de. Daha sonra bu „dostluk“ ilişkilerine İran da eklendi. İran olunca Lübnan’daki Şii guruplara destek, Suriye ile daha sıcak ilişkiler devam etti gitti. Buna eklenebilecek olan bir konu da, Yemen konusudur. 1967 yılında ingilizlerin çekilmesinden sonra Sovyetler Birliği ile ilişkiye geçen Yemen 1970 yılında „sovyetik“ bir cumhuriyet oldu. 1990 da Berlin duvarı yıkılınca eski çatışmalar da alevlendi. Zeydiyye diye bilinen, Şii eğilimli gurup HUTHİ ile Vahhabi eğilimli El Kaide arasındaki savaş hala devam ediyor. Bilinen Şii-Sünni çatışması yani. Bilindiği gibi Zeyd, Şii imamlardan Zeynel Abidin’in Pakistanlı kölesi Cahide’den olan oğludur. Zeyd’e bağlı imamlar Mekke Emiri olarak ta görev yaparlardı. Bu ayrı bir konu.

Şimdi konumuz açısından başa dönersek, Suudi Arabistan’da yaşananlara da bakmak gerekiyor. Arabistan’da Prens Salman geleceğin kıralı olarak kabullenildi bile. Resmen ilanı anlık bir konu.

Muhammed ibn Salman daha şimdiden bir çok sözümona reform ilanı ile bölge politikalarında söz sahibi olma iddiasını belirtti. Bu tavır, açıkça Şii İran ile Suriye-Rusya ittifakına karşı, ABD destekli İsrail-Suudi Arabistan „işbirliği“ tavrı olarak beliriyor. ABD bölgede aktif rol oynamak yerine, bölgedeki varlığını, kendi desteklediği İsrail ile Suudiler üzerinden sağlama yolunda. Buna zorlandı bir bakıma. Çünkü, uzak doğuda Göney Kore ile birlikte, Çin-Rusya-Almanya ittifakına karşı daha etkin olmak zorunda!

Bir Dk. Almanya’nın bu işlerle ilişkisi ne?

HİLMİ : Çok basit. Almanya bu yılın başında dış işleri politikasını ABD-İngiltere bağlantısı üzerinden yapmayacağını resmen ilan etti. Bu da, ekonomik politikalarını, TC, Hindistan, Çin’e yönelik belirlemek anlamı taşıyor. Bunun için Rusya ile ilişkilerinde de daha ılımlı davranacak.

Kısaca: Savaş şu anda Rusya-Çin-ABD arasında sürüyor. Almanya teknoloji ihraç eden bir ülke olarak geleceğini Çin Pazarı’nda görüyor. Yakında bu gelişmeler, Güney-Kuzey Kore birleşmesine bile gidebilir ama daha erken. Zaten olmasa bile Kuzey Kore ile Çin resmen yakınlaşmış durumdalar. Almanya da uzun bir süredir Kuzey Kore „pazarına“ ılımlı bakıyor.

ABD’nin YPG desteği, Almanya’nın TC ye tank vermesi, Rusya’nın TC ile ilişkilerini düzeltmesinin nedeni bu mu yani?

HİLMİ : Evet. Şimdi İsrail-Suudi ilişkilerine bakabiliriz. Geleceğin kıralı Muhammed bin Salman, American „The Atlantik“ dergisinde yayınlanan söyleşide(02.04.18) „ Filistinlilerin olduğu kadar, İsraillilerin de bir devletleri olması gerektiğine inanıyorum. Buna karşın, bölgede herkes için bir durulma/istikrar garantisi olacak bir Barış Anlaşmasına gereksinimimiz var.“diyerek yeni bir tartışma açtı.

Böylece, Suudi Arabistan bölgede politik önderlik iddiasını da vurgulamış oldu.
Zaten Suudiler ile İsrail arasında resmi olmayan diplomatik görüşmeler yapıldığı biliniyordu. Sadece bu değil, İsrail, diğer müslüman ülkelerle de görüşüyordu; hatta TC ile bile!

Bu görüşmelede belirleyici etken, İran’ın bölgedeki şii güçlerle ilişkilerini zayıflatmak olduğu açık. Yani Irak-Suriye-Lübnan üzerinden bir Şii Eksen oluşturma düşüncesi, Suudiler ile İsrail’in en istemediği şeydir. Bu anlamda TC ile de görüşmeler oldu. Bu biliniyor.

Demek ki, bölge politikalarında belirleyici olan, Şii-Alevi din önderlerinin ya da sünni imamların vaazları değil, bu ülkelerdeki egemen sınıfların ekonomik-politik çıkarlarıdır! Bir başka konuşmamızda Weismann-Fahd Anlaşması‘ndan da söz etmiştik hatırlarsan.

Şimdi demin sözünü ettiğimiz Barış Planı konusunda İsrail’liler ile Suudi’lerin Kahire’de görüştükleri de basına sızdı. Bu Muhammed bin Salman’ın Trump hükümeti yani ABD ile iyi ilişkisi olduğu biliniyor. Yani Suudiler Salman aracılığı ile dünyaya reformist, demokrat bir Suudi Arabistan görüntüsü sunuyorlar.
Yakında Arabistan’da kadınlara araba kullanma izni verilmesi nedeniyle bu Salman dünyanın en demokrat insanı diye sunulabilir! Neden olmasın? Hiç bir somut gerekçe açıklamadan bir çok devlet başkanı nasıl terörist oluverdi ise, Salman da demokrat olur!
Bunun aksi bir Wahabi devlet görüntüsüdür ki bunu hiçbir AB ülkesi kabul edemez! Aynı şekilde Suudilerin, „iyi niyet göstergesi“ olarak, geçen hafta Hindistan Havayolları’na ait bir Boing uçağının, Arabistan üzerinden uçarak Tel Aviv’e gitmesine izin vermiş olması da dikkate alınırsa, İsrail-Suudi iş birliğinden açıkça söz edebiliriz.

Peki ama bu arada devam eden bir diğer sorun, bölgedeki diğer etnik gurupların durumu… Yani Afrin, Kobane, Kürtler ne olacak?

HİLMİ : İşte bu konu demokrasi yanlısı güçler açısından önemli bir konudur. Burada, solda genel olarak belirgin olan bir ulusun kendi kaderini tayin hakkı açısından bakışlara değinmek gerekiyor. Sol genel bir şaşkınlık içinde. Bunun nedeni, genel olarak solun Ulsal Kurtuluş Savaşları bağlamında düşünüyor olmalarındadır. Kısaca Leninist-Stalinist bağlamda bir çözüm arayışı içinde olduklarından, çözüme uzaklar. Düşünce dünyaları buna göre şekillendiği için çözüm üretemiyorlar.

Ne olması gerekir?

HİLMİ : Olması gerekenden çok, yapılması olanaklı olanlar üzerine konuşmak düşünce dünyamıza çökmüş gölgeyi aydınlatabilir. Örneğin: Bir ulusu homojen bir yapı olarak görmekten artık vaz geçmek gerekir. Yoğunlaşılması gereken yer, bir ulusun yaşadığı coğrafyadan çok, ulusal aidiyetlerin yaşamakta oldukları COĞRAFYA PARÇALARI düşüncesine yakınlaşamak. Kısaca egemen sınıf „Ulus, Ulus“ diye bağırıyorsa, sen eşitlik, özgürlük, demokrasi diye bağır. „Bunu sağlayacak olan bir devletin yeniden yapılanması nasıl olmalıdır?“ diye sor. Açık ki bu devlet, yurttaşlarının ulusal aidiyetine bakmaksızın, her bir bireyine eşit uzaklıkta durabilen bir devlet olacaktır.

Daha açıkça: Ulus Devlet projesi bitmiştir! Bunda ısrarcı olanlar salt, ırkçılar ile milliyetçilerdir!
Sana ulus devlet çözümünü dayatan egemenler, uluslar arası platformlarda birlik yolları arıyorken, sen neden yerel düzeyde eşit haklar savaşımı vermiyorsun?

04.04.2018 Duisburg

Advertisements
This entry was posted in: Edebiyat, Makale, Taner Aday

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.