Makale, Türkçe
Leave a Comment

Kaçmamak, Kopmak

Birkaç ay önce yazdığım bu yazıyı ve şu an içerisinde bulunduğum ruh halini düşününce yaşanılan sürecin devamını da kaleme almak muhtemelen benim için çok daha anlamlı olacaktır.  Seneler sonra içimdekileri bir nebze de olsa ifade etmemi sağlayan Zeynep ve Mari’ye çok teşekkür ederim.

Gezi’yi takip eden süreçte kendimi çok çeşitli sebeplerden dolayı Türkiye’ye dönmeye ikna etmeye çalıştım. Bunlar içerisinde İstanbul’u ne kadar özlediğim, yurtdışındaki hayatımın artık ne kadar berbat olduğu ve geleceğim üzerindeki belirsizlik gibi her dönem kafası karışık yurdum gençlerinden duyduğumuz aforizmalaşmış kalıpların yanında malum ülkede o ülkenin insanlarının gerçek bir samimiyet ve hakkaniyetle var ettikleri bir değişim umudu ve bu umuda dahil olma şansı vardı. E daha ne duruyordum?

Atladım geldim. Seçimlere dört ay vardı. Ortam baya hareketliydi. Neler olacağını kestirmeye çalışıyordum. Çevremdeki insanlarda inanılmaz bir enerji vardı. Belli ki haziranda bir şeyler değişecekti. Haziran, artık değişim demek değil miydi? Her şeyi akışına bıraktım. Sadece çevremdeki insanları dinledim. Muhtemelen hayatımın fikri ve zikri en verimli dört ayıydı. En sonunda seçimler geldi çattı. Televizyondan  seçim sonuçlarını takip ederken seneler sonra ilk kez bir şeyler beni bu derece heyecanlandırıyordu. Gece yarısı oldu. Artık sonuçlar iyi kötü kesinleşmişti. Seneler sonra Türkiye’de iktidar değişecekti. Halk kararını vermişti.

Olmadı… Değişmedi… Ankara’dan bütün Türkiye’ye yayılan huzursuzluk ortamı elimizden gelen yegane demokratik aracımızı da bizlerden aldı götürdü. Bombalar, saldırılar, tehditler ile birlikte demokrasi görünüşü altında bir oyun oynamaya başladık. Bu oyun önce bizi yeni bir seçime daha sonrasında ise hala tarif edilmesi çok da mümkün olmayan bir güç oyununun içine çekti. Bu oyunun içinde KHKlar, darbe teşebbüsleri, tarikatlar, mahkemeler, örgütler ve daha nicesi iç içe geçmiş durumdaydı. Artık kimsenin kimseye ya da herhangi bir olguya inancı kalmamıştı. Sonuçta herkes herkesi kandırabilirdi, di mi? Bu noktada Bauman’ın toplumsallaşma üzerine yaptığı çıkarımı hatırlamakta fayda var: “Toplumsallaşmanın kendisi tek yönlü bir sürecin ürünü değildir. Toplumsallaşma, özyaratımın bireysel özgürlüğüne duyulan arzu ile yalnızca bir referans topluluğunun imzasıyla tasdik edilmiş, toplumsal onay damgasının sunabileceği güvenliğe duyulan eşit ölçüde güçlü bir arzu arasında süregiden etkileşimin karmaşık ve değişken ürünüdür.” Başka bir deyişle tam bir güvensizliğin hüküm sürdüğü bir ortamda bir birey olarak nasıl bir toplumsallaşmadan bahsedilebilirdik ki? Çeşitli kopuşların yaşanması kaçınılmazdı.

Çok geç barışabildiğim kimliğimle tekrar ayrılık vakti gelmişti. Sonuçta bir aidiyetsizlik söz konusuydu. Gene Bauman’a atıfta bulunmak gerekirse bu sefer mevzu bahis olan bir kökünden sökme/yerinden olma durumu değil ama artık daha bilinçli bir şekilde bir demir alma durumuydu. Yani buradan edindiğim kazanımlarla yeni bir limanda demir atacak ve kendi kişisel mücadeleme devam edecektim. Yani, kaçmadım. Ama, koptum. Koparıldım. Hem zihinsel hem de fiziksel olarak…

Kopuntu*
1- Koparılmış parça
2- Diaspora

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s