Makale, Taner Aday
Comment 1

Hilmi ile Tecavüz Yasası, Hak – Hukuk Üzerine

– Son dönemde “Tecavüz Yasası” da denen bir yasa tasarısı gündemde. AKP Kadın kollarının bile tepkisini çekti. Sence neden böyle bir konu gündeme geldi?

Hilmi : AKP ideologları, kendi seçmen kitlesini, onun dışındaki “kırsal” kesim de denen bölgelerdeki sosyal-psikolojiyi iyi biliyorlar. Duyarlılık alanlarını da.

Bunlar, politik alanda, kısaca “Vatan-Millet” eksenli bir kaba milliyetçilik ile “Vatandaş dini konulara hassastır” söylemi etrafındaki yüzeysel, ama o derece de etkili bir çifte moral içeren bilgisizliğe dayanır.

Sosyal-kültürel alanda ise, aydınlanma bilincinden yoksun, yaşanmamış cinselliğe dayalı, çarpık bilinçlenmedir. Bu en çok, gene din eksenli bir tutuculuğun, özellikle kadınlar üzerinden temsili konusudur. Şöyle ki, “Bizde ahlak”, “Bizde namus” denirken, salt kadının alınıp satılan bir “nesne” olarak aidiyeti öne çıkartılır. O sahip olunan bir “şeye” indirgenir. Dolayısı ile “ilk sahibi” kimse (Anne-baba), diğer “ilk sahibine” (Kocası), öyle “teslim” eder.

Burada söz konusu olan, demin değindiğim normal yaşanmayan cinselliktir. O, bir erkek egemen ideoloji olarak, işte bu “temizlik”, “saflık” konusunu; üstelik ona cinsellik yükleyip aşırı abartarak, kendi kendine yasak koyar. Diğer yandan, bu baskı altına alınmış cinselliğini, gene bilinçsizce, toplumun asla onay vermediği, dininin de yasakladığı yollardan (Hayvanlarla, fırsat bulursa tecavüzlerle) yaşamaya çalışır.

– Konunun gündeme gelmesinin nedeni demiştik.

Hilmi : Önümüzdeki dönem seçimler olacak. Daha da önemlisi, şu Başkanlık Sistemi’ne geçiş. Burada bir nabız yoklaması konusu var. Yani kırsal kesimlere yönelik bir yoklama.

Birincisi: “Başkanlık Sistemi’ne geçilirse, islami geleneklere göre yaşamanız daha kolay olacak. İstediğiniz gibi evlenip boşanacaksınız. İstediğiniz yaşta kadınlarla (çocuklarla) evlenebileceksiniz.” denmek istendi.

İkincisi: Demirtaş ile Kışanak’ın tutuklanmaları ile, “Zaten istediğimzi yapıyoruz” mesajı verildi. Kısaca, Kürt seçmenlere dini anlamda “özgürlük”, ulusal anlamda, “bizimle birlikte olursanız rahat edersiniz” denmiş olundu.

Ama bu defa kadınların tepkisini gözetmediklerinden yanıldılar.

Şimdi neden bugünlerde? sorusunun cevabı: Bugünlerde, çünkü, Orta-Doğu’da bir “sessizlik” var. DAEŞ (IŞİD), Irak, Suriye sessiz. Toplumun nabzını sürekli gergin tutmak politikasını 12 yıldır uygulayan Tayyip, bu “başarısını” sürdürmek istiyor.

İnsanlar, Suriye üzerine yoğunlaşıp, onun yolsuzlukları üzerine fazla düşünemesinler diye. Bir de şu sıra Şanghay İşbirliği konusunu gündeme attı. Türkiye’de salt yolsuzluk değil, tarım, hayvancılık, sanayi alanında önemli sorunlar var. Bunları gene geçici olarak “aşmak” için, -siz ona toplumu oyalamak için deyin-, üzerinde heyecanla tartışılacak konular buluyor.

– Gene şu tecavüz konusuna değinsek?

Hilmi : Bu tecavüz konusu, aslında 15-16 Nisan 2009 yılında başladı. Sonra da o zamanki Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “müdahalesi ile bitti !

– Nasıl yani? Ona da mı Tayyip diyorsun? Her şeyi o mu yapıyor?

Hilmi: Balık baştan kokar diye bir atalar sözü var. Hatırla bakalım. O zaman Siirt’te, Pervari’ de ne olmuştu? Bugün kaç kişi hatırlıyor? Ben söyleyeyim: 15 Nisan 2009 günü, H.S. adlı bir baba, Pervari İlçe Emniyeti’ne, iki yaşındaki oğlu E.S. nin kaybolduğunu bildirdi. Çocuk aramalar sonucu bulundu. Çamur içinde idi. Bedeninde kesikler vardı. Tecavüz edilmişti. 16 Nisan 2009 da gene bir çocuk. Bu defa E.S.’nin amcasının 3 yaşındaki kızı kaybolmuştu! Akşam 20 sıralarında, kız çocuğunun boğulmuş, tecavüz edilmiş cesedi, Serkani deresi’nin yakınındaki bir gölette bulundu.

– Tayyip ile ilgisi…

Hilmi : Dur anlatıyorum. Olayın aslı şu idi: Pervari Atatürk Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’nda (YİBO) okuyan 13-14 yaşlarındaki sekiz erkek öğrenci, eve giderlerken, okul arkadaşları 15 yaşlarındaki kız arkadaşlarını, zorla yere yatırıp, şalvarını çıkartarak fotoğraflarını çekmişler, eğer kendilerine çocuk getirmezse bu fotoğrafları dağıtacaklarını söyleyip tehdit etmişlerdi. Böyle bir şeyin “korkunçluğu” kızı deliye çevirmiş, o da NAMUSUNU KORUMAK İÇİN(!) kendisinden istenileni yapmıştı.

Olay büyüdü. Hatta daha sonra bir ikinci olay daha duyuldu. Gene aynı okuldan 7 kız çocuğunun iki yıl boyunca taciz, tecavüz yaşadığı da açığa çıktı. Kadın derneği (KADER) girişimleri, BDP millet vekillerinin TBMM verdiği önerge ile Başbakan “Olaya ben el koyuyorum” demek zorunda kaldı.

Ancak “olay” küçük değildi. Olaya karışanlar, her partiden insanlardı, polis, jandarma, kaymakam, vali ne varsa sorumsuz davranmışlardı.

Sonuçta TBMM oraya (Siirt’e), 1 Mayıs 2010 tarihinde 12 kişilik  bir  heyet gönderdi. Yani 1 yıl 1 ay sonra(!). Heyet döndü. Raporu kimse okumadı! Unutuldu gitti.

– Eee?

Hilmi: Eee si şu: Bu millet unutkandır. Olay, yani bebeklere tecavüz  olayı, “Bölgedeki hassasiyetler” (O da ne ise?) göz önüne alınarak, kan parası alımına karar verilip sonuçlandırıldı. Hatta o zamanlar gazetelerde “Kan Parası nedir?” diye bir sürü de açıklamalar yayınlandı. Diyanet bu Kan Parasını onayladı.

Yani demem o ki: Aşiret hukuku, meclisin her zamanki gibi uyuması, Başbakan’ın dini bütün bir kişi olarak Kan Parasını onaylaması ile, sosyal hukukun ta o zaman üzerine çıkmıştı bile.!

İşte bu nedenle Tayyip Erdoğan’ı şimdi suçlamak doğru olmaz!

O zamanlar tüm meclis bu olaya karşı yeterli duyarlılığı gösteremediğinden, biz de sokağa dökülmediğimizden suçluyuz.

Şimdi bağırıp çağırmak birşey ifade etmiyor.

Baş suçlu Tayyip Erdoğan. İkincisi muhalefet partileri, Üçüncüsü, bunları bir biçimde onaylayan seçmenlerdir.

Ha son olarak bir konu daha. Tayyip Erdoğan daha İst. Bel. Bşk. iken, bir canlı yayında Aziz Nesin ile tartıştı. O yayında açıkça “Bir müslüman zaten bunu demekle Şeriattan yana olduğunu da ilan etmiştir” demişti. Şeriatta bu 12-13 yaşındaki kız çocukları ile evlenme işi serbesttir. Onun için söyledim.

Taner Aday

Advertisements
This entry was posted in: Makale, Taner Aday

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

1 Comment

  1. Pingback: İdam Tartışması: N.Ç. “Olayı”, Bir Zihniyet Sorunu | Biz Varız! | We Exist!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s