Makale, Taner Aday
Leave a Comment

Yine gündemde! 1919 Paris Konferansı ile Orta-Doğu konusu

Bugün gelinen noktada, hemen tüm AB ülkeleri, Suriye’de süren savaşın, en az 10-15 yıl daha devam edebileceği kanısında. Bunu bazı hükümet başkanları resmen açıkladı bile. Peki neden böyle birşeyi demek gereksinimi duydular?

Bazılarına gerçekçi olmayan bir tasarı olarak gelebilir; ama bunu söyleyen ülkelerin geçmişlerinde, Ekim 1648 de Münster ile Osnabrück’te imzalanan Vestfalya Barışı diye bir anlaşma var. Avrupa’da 30 yıl savaşları diye bilinen mezhep savaşından söz ediyoruz. Bu anlaşma ile, Avrupa devletlerinin sınırları yeniden belirlendi. Ozamanlar dünyanın yeni düzeni olarak bile adlandırıldı. Kısaca, Avrupa siyasi olarak yeniden düzenlendi. Bugün bilinen Hollanda’nın da sınırları belirlendi. Hollanda, resmen “Kutsal Roma İmparatorluğu’ndan” bağımsız oldu. İspanya ile Hollanda arasında anlaşma sağlandı. Aynı şekilde İsveç’in de bugün bilinen toplumsal yapısı kabul edilerek, anlaşamaya dahil edildi.

Kısaca, bu anlaşmanın özü, Hırıstiyan dünyasındaki mezhep savaşına son vermek, devletlerin idarecilerinin dini eğilimlerini (Protestant-Katolik) Vatikan’a kabul ettirmek idi. O sağlandı.

İşte bu günlerde, Suriye’de olan da buna benziyor. Kuzey Afrika ile Orta-Doğu siyasal olarak yeniden düzenleniyor. Burada sorun, 1919 Paris Konferansı’nda belirlenen sınırların düzenlenmesine, ABD’nin de katılmasıdır. ABD, Paris Konferansı’nı imzalamayan tek ülkedir!

Paris Konferansı’na 40 ulusun temsilcileri katıldı. Aktif katılımcı sayısı onbin kişi idi. Konferans ABD, İngiltere, Fransa ile İtalya’nın öncülüğünde düzenlenmişti.

Konular genel olarak 6 başlıkta ele alındı denebilir.

1. Konu: Asıl rakip olarak görülen, savaştan yenik çıkan Almanya’nın yayılma alanlarının sınırlanması ile politik-askeri gücünün kırılması idi.

2. Konu: Gene savaşta dağılmış olan Avusturya-Macaristan Kırallığı‘ndan sonra „ortaya çıkan“ birçok ulusal devletin, kuzeyde: Polonya, kuzeybatıda: Çekler ile Slovaklar, Batıda: Almanyagüneyde Hırvatistan-Sırbistan- Slovakya, doğuda: Macaristan-Bulgaristan ile Romanya ile etnik azınlıklar konusu. Bir de Avusturya ile İtalya arasında yeni çizilen sınırdaki slavların durumu.

3. Konu:1917 eski „ortak“ Çarlık Rusya’sı yerine yeni, üstelik güçlü bir rakip sistem olarak yeni kurulan Sovyetler Birliği ile ilişkilerin nasıl kurulacağı. Bu konu ayrı bir önemde idi. Çünkü Rusya, Konferans sırasında bir iç savaş yaşıyordu. Daha sonra da Polonya ile savaşa girdi. Avrupa bu savaşta, Kızıl Ordu’ya karşı, muhalif güçleri askeri olarak ta destekliyordu.

4. Konu: Bu konu doğrudan Türkiye ile ilgili idi. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra, bu devlet bünyesindeki Orta-Doğu konusunun çözümüne ilişkin tartışmalarda, özellikle Arap ülkeleri açısından, Fransa ile İngiltere’nin yeni „ilgi alanları“ konusu önemli bir rol oynuyordu. Buna ek olarak, Bulgar-Türk; Yunan-Türk çatışması da devam etmekte idi.  1920-22 arası Türk-Yunan savaşı yunanlıların aleyhine sonuçlanınca, çözüm de bir ölçüde „kolaylaştı“. Bugünlere kadar yansıyan tartışmalarda, bunun da tam bir çözüm olmadığı görüldü.

5. Konu: Daha savaş sırasında ingilizlerin eline geçen Afrika’daki Alman Sömürgeleri’nin ingilizlerce uluslar arası hukuka göre yeniden düzenlenmesi konusu.

6. Konu: Bu konu da Almanya, Türkiye konusu gibi daha sonra büyük bir sorun olarak ortaya çıkacak olan, Asya’da Japonya’nın işgal etmiş olduğu Çin toprakları konusu idi. Japonya buraların yarısını terk etmedi. Böylece yayılma politikalarından vaz geçmediğini de belirtmiş oluyordu. Bu ise, Japonya’nın ABD için bir tehdit unsuru olmasına yetmişti. Sonuç, Hiroşima ile Nagasaki’ye atılan Atom bombaları oldu.

Paris Konferansı üzerine bu kadar kısa bilgi yeterlidir sanırım.

Bilindiği gibi Paris Konferansı’nı Lozan Anlaşması takip etti. O görüşmede, Suudi Kıralı Fahd’a, Suriye ile bugünkü Irak’ta verilmişti. Türkiye, Antakya bölgesini alınca bundan söz etmedi. Gerçi Suudiler de sonra razı oldular. Yani bu madde, imzalanmasına rağmen asla yürürlüğe girmedi.

Kısaca: Ocak 1919 da I Faysal İle Weizman arasında imzalanan anlaşma ile Filistin’in geleceği Siyonistlere bırakıldı. Bunun karşılığında da Suriye Faysal’a(!). İlgilenenler, artık internet ortamında bile görülebilen anlaşmanın kopyasına bakabilirler. Anlaşmayı görebilmek için Google’a “Faysal, Weismann Anlaşması” yazılması yeterlidir.

Bizde ise, Cumhuriyet Tarihi sadece Lozan ile sınırlı bir resmi tarih olarak öğretildiğinden, birçok solcu ile sağcı Suriye konusunu anlamakta zorlanıyor. İşte şimdi yapılmakta olan, 1948 de kurulan Birleşmiş Milletler’in daimi üyesi Suudi Arabistan’ın, doğrudan olmasa da, desteklediği bir gurup olan IŞİD teröristlerine Suriye ile Irak’ta, Suudilere bağlı bir Sünni Wahabi devleti kurdurmak amacı ile sürdürülen bir savaştır.

Nasıl ki 2. Dünya Savaşı sonrası, büyük kapsamlı bir savaşı, büyük kapsamlı bir barışın izlemesi bir hayal idi ise, bu gün de Suriye’deki savaşı kapsamlı bir barışın izleyeceğini düşünmek bir hayaldır. Hatta savaş şimdiden Türkiye’ye yayılmıştır bile denebilir.

TÜRKİYE TOPLUMUNDA DÜŞÜNSEL ANLAMDA CİDDİ BÖLÜNMELER YAŞANMIŞTIR. BU BÖLÜNMELER DE CİDDİ SAFLAŞMALAR HALİNDE KISMEN ÖRGÜTLENMİŞTİR. İşte bu, savaşın düşünsel alanda yaşanmakta olduğu anlamı taşır. Sınırlar zihinlerde çizilmiştir. Uygulama alanındaki gelişmeler, ya bu sınırların son halini; ya da bir bölümünün resmiyet kazanması anlamı taşımaktadır.

Yazının başında, etnik, ulusal azınlıklar konusuna değinmiştim. O konferansta (Lozan) İngiltere, Fransa ile İtalya’nın önerileri doğrultusunda bir Orta-Doğu Haritası çizildi. Bugün yapılmakta olan ise, bu harita’nın ABD çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlenmesidir.

Savaşın başında “Büyük Orta Doğu Projesi” diye sunulan işte budur.

Burada kendisini “İslam’ın önderi” diye gören, deneyimsiz, tarih bilgisinden yoksun, narsist bir kişiye gereksinim duyulmuştu. O bulundu. Türkiye başındaki bela işte budur.

Bu konu, yani Türkiye’deki politik sistem konusu, ancak demokratik içerikli, insan haklarına dayanan, yurttaşlarının hepsine eşit uzaklıkta duran bir devlet yapısını hedefleyen politika ile çözümlenebilir.

Bugünkü CHP‘nin izlediği politika, Lozan’da uğranan haksızlık düşüncesine dayalı, eskimiş, basit bir sınır tartışmasıdır. Bu politika ise en fazla iç savaşta, islamcılarla birlik olmaya götürür. Sonu ise Suriye gibi acımasız bir iç savaş olacaktır.

Bazı solcuların CHP eleştirileri, bu anlamda CHP nin onların kafalarında olması gerektiği inancına dayalı, romantik eleştiriler olmaktan ileri gidememektedir. Lozan’ı „zafer“ olarak sunan CHP ile, “hezimet” olarak gören AKP arasında sıkışmış bu sözüm ona sol, bu hali ile politik bir harabe gibi durmaktadır. Yeni kuşakların, sosyoloji-politika, tarih derslerinde ele alacakları somut örnek olmaktan başka bir rolleri kalmamıştır. Özet olarak: Şimdiki Orta-Doğu bir İngiltere-Fransa- İngiltere çözümüne karşı, ABD nin dayattığı çözümün uygulanmasından başka birşey değildir.

Bunların bizimle ilgisi ne?

Başta da değindiğim, 15 yıl sürecek olan bir “Barış Süreci”, politik tartışmalarımızda göz önüne alınmalıdır. Yani, bir Alevi-Sünni mezhep savaşı çıkarsa –ki bunun maddi koşulları hazırdır.- bunun sorumluluğu, her iki tarafın savaş kışkırtıcısı örgütlerinin olacaktır.

Şüphesiz barışa doğru zorlayan bir politik hat gerekmektedir. Bunu güvencesi olacak olan, laik devlet yapısı, tartışmanın merkezinde olmalıdır. Aleviler, solcular, sosyal demokratlar, sürekli eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir toplum hedefi gözeterek “birlikte” davranmalıdır. Bu, herkes tarafından özlenen “toplumsal uzlaşmanın” da çekirdeği, temeli olabilir. Gerekli olan, özlenen demokratikrasi kültürünün ilk adımı olarak görülmeli, buna uygun davranılmalıdır.

Nasıl ki bir mezhep çatışmasının objektif koşulları varsa, bu toplumsal uzlaşmanın da vardır. Önemli olan, nasıl bir toplum, nasıl bir devlet istendiğinin açık, net ortaya konmasıdır.

Bu noktada, bu anlamda sol ile HDP tamamen devre dışıdır! Onlar ne olduğunu kendilerinin bile tanımlayamadıkları bir sosyalizm ile Ulus Devlet tartışması ile, toplumu yormaktadırlar.

Adı var kendisi yok örgütcükler ile birlikte, toplumun en dinamik, en duyarlı kesimi olan gençliği, Gezi Direnişinde, şimdi de Haziran Hareketi eylemlerinde, resmen bunaltmaktadırlar.

Kısaca: Yeniden bir “süper güç” olarak devreye giren Rusya ile ABD tasarıları arasında, birinden yana olmak çözüm değildir.

Bu ülkede, o zamanlar İsviçre’de olandan daha sağlıklı bir uluslar arası dayanışma koşulu vardır.

Çağrı buraya yapılmalıdır.

Çağrı, Demokratik-Eşitlikçi- Özgür bir toplum çağrısıdır. Bu toplumun garantisi olacak bir Laik devlet kurma çağrısıdır. Bunu anlayan, bunun bilincinde olan kesimlerdeki devrimci, dönüşümcü eğilimleri güçlendirmek, onlarla örgütlenmek asıl olandır.

Taner Aday

Advertisements
This entry was posted in: Makale, Taner Aday

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.