Makale, Türkçe
Comment 1

Sen elmayı seviyorsun diye…

Kimi zaman Don Kişot‘tan kimi de Tahir ile Zühre‘den anlamaya çalışırım aşkı. Gerçek hayat dediğim hengamede gerçek bir aşkı yaşamak zor ya da bende bir sorun var. Belki de bu yüzden Nazım bende koskoca bir anıt. Yaşayamadıklarımı yaşattığı için.

Şubatın ilk günlerinde gerçek dünyadan bir haber okudum. Gerçek aşktan bahseden bir haber. Kültürel dezenformasyon o derecede ki, normalde kendime küfür kabul edip, küfrederek geçerim böyle haberleri. Her yer kan gölü. Belki gerçekten, bizi öldürmek isteyenlerin dünyasında yaşıyoruz. Yaşamak da zorundayız. Hangisinde ciğerlerimizin yanacağını merak ederek nefes alıp veriyoruz. Sadece kendimizin değil, sevdiklerimizin nefeslerini de izliyoruz. Tıpkı bir gerilim filmi gibi. Haber yapılacak bu mudur yani.

İşte bu hengame içinde bir kaç gündür düşünüyorum, ne kadar önemsemeliyim bu haberi. Önemsediğim, etkilendiğim konularda yazı yazmak da verdiğim tepkilerden birisi çünkü. Başka bir şey mi yok etkilenecek, yazı yazacak… Ne ara açıldı word belgesi anlamadım bile.

“Dünyanın en yalnız kuşu” diyordu haber, “gerçek aşkı bulamadan öldü…”

Küçük bir çocuğum henüz. Bir bahçenin içinde birbirine bakan iki küçük odadan ibaret evimizde yaşıyoruz. Daha doğrusu birinde biz yaşıyoruz da karşı odada da buzdolabı gibi eşyalar yaşıyor. Odalar küçük, almıyor hepimizi. Bir kış günü, karşı odanın çatısının ucunda bir güvercin gördük. Donmuş kalmış. Babam merdiveni dayayıp aldı kuşu. Kaldığımız odadaki sobanın yanına koydu bir havluya sarıp. Biblo gibi cansız kuş. Hiç bir hayat belirtisi yok. Biz uyurken de yoktu. Sabah üstümde bir şeyin gezindiğini hissederek uyandım. Güvercin canlanmış. Korkumdan yorganı yüzüme çekiyordum. Güvercin hayata dönmüştü.

Yeni Zelanda’nın bir adasına yapma kuşlar koymuşlar, biblo gibi. Yıllar sonra bu kuşlara kanıp adaya gelen ilk kuş da bu biblolardan birine aşık olmuş. Geçen bu aşığın ölüsünü bulmuşlar aşkının yanında. Yel değirmenlerinin şovalye olmadıklarının farkındayım. O adanın yerini bilmediğim konusunda da haklısınız. Ölen sadece bir kuş ve evet, o kuş artık ölü. Ama bu gerçeklerin doğru olduğunu bize kim söyledi? Kim söyledi Dülsinya’nın gerçekte olmadığını, bir roman kahramanı olduğunu sadece? Hem bu neyi değiştirir? Dülsinya ne kaybeder güzelliğinden.

Acaba diyorum, bir havlu yok muydu bu kuşu saracak? Ayakları üşüyen bir çocuktan öğrenmiştim, havluya sarılan kuşlara geceleri can geldiğini. Yoksa bu gerçek dünyanızda, yıllardır gecelerimi saran kuşlarda mı yalan?

*Dünyanın en yalnız kuşu gerçek aşkı bulamadan öldü. 

Hüseyin Mete

This entry was posted in: Makale, Türkçe

by

We are above the nations and juggling with the conventional connotations of Diasporas which are also the main instruments of the global polarization (nationality, religion, ethnicity, race etc.) and aiming to re-conceptualize it by taking the "experiences as commons" rather than the conventional ones. As we call it "New Generation Diaspora.”

1 Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.