Taner Aday, Türkçe
Leave a Comment

Edep Yerlerini Kapatın!

Diktatörler ile Avrupa bağlantıları üzerine

(Tarihte Bugün)
Avrupa bir utanca daha katıldı.
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, İtalya’ya geldi.
Gelmesine geldi de… Bir dizi eski tartışma gene canlandı.
AB Demokrasisi çatlıyor mu? Başka kültürlere saygı göstermek için bu kadar da “eğilmek mi” gerekiyor?

Geçen sene Hasan Ruhani (Adı üstünde ruh gibi!) geliyor diye, Venüs, Afrodit, Hermes heykelleri, ile diğer çıplak heykellerin sandukaya konulması.

Geçmişte, okullarda haç asılabilir mi?, Aziz Martin günü değil de, “Güneş-Ay- Yıldızlar bayramı” mı densin?, Kutlu Doğum Aydınlanması değil de, Kış Aydınlatılması mı densin? diye tartışanlar, bu yapılan karşısında bir şok yaşıyorlar.

Zavallı Ruhani! Güzel birşeyler görecekti, onları da italyanlar sakladı !!!

Praxiteles (İ.Ö. 390-320) tarafından yapılan bu heykeller daha o zamanlar, yani M.Ö. 200 yıllarında da olay olmuş. Heykeller, normal insan boyunda. Yüz ifadeleri, bedenlerinin gerçeğe uygunluğu, görenleri hayran bırakmış, şok etmiş. Şimdi 2200 yıl sonra gene “olay” oldu.

Konu, bizdeki Başörtüsü Tartışması’nı anımsatıyor biraz. Ruhani biraz da diplomatik bir dille, “Demokrasi, başkaları için, kutsal olan, dini olanı yaralamak değildir. Bu ahlaki bakış açısından yanlıştır. Bu insanları çatışmaya götürür.” diyerek, üstü kapalı bir tehditte de bulundu.

İşte, sorun da bu noktada. İtalya ile İran arasında imzalanan 17 milyar Evro’luk anlaşma, bu söylenenin “tercümesi” gibi: Benimle iş yapmak isteyen, benim kurallarıma uyacak !

Gerçi, Ruhani de bu heykellere dikkat etmeyecekti belki; ama işgüzar mı arıyorsun? İtalya’da bol.

Geçmişte, neredeyse iflas halindeki devlet kasası, Kaddafi’nin oğlu aracılığı ile dolduruluyordu. Juventus Spor Kulübü, oğul Kaddafi’den alınan para ile kurtarıldı. Şimdi İngiltere ile Almanya’da birçok kulüp Katar Şeyhinin “yardımı” ile güçlü hale geliyor. Bayern, Katar Havayolları desteği alıyor. Manchester City, Paris St. Germain, FC Malaga,… daha birçok kulüp, Katar Şeyhi’ni AB düzeyinde legalleştirme yarışında. Saf futbolseverler, bu adamın nasıl bir diktatör olduğundan habersiz, takımlarını, dolaylı olarak ta, IŞİD baş destekçisini alkışlıyorlar.

Zorda kalan, “iyi” ticaret yapmak isteyen, İtalya’dan başlıyor! Cumhuraşkanı’da oğlunu, torunlarını bu sistemi iyi öğrensinler diye oraya gönderdi. Oy verenlerin çocukları El Azhar’da islamı öğrensinler, kendi çocukları da İtalya’da “Nasıl Gangster olunur Kursları’na” gitsinler.

Ama kısa bir hatırlatma yararlı olabilir. İtalya’ya giden her diktatör ardından devrildi. Hem de ne devrilme.

Eskiden Afrika’daki sömürgelerden diktatörler Fransa’yı tercih ederlerdi. Örneğin Jean-Bédel Bokassa. Bokassa Paris’e geldi. Anılarını yayınlamak istedi. Bu anılarda, o zamanki Başkan Valéry Giscard d’Estaing’in Maliye Bakanı olduğu dönem, sıkça izin yaptığı Orta Afrika Cumhuriyeti’nde, Bokassa’nın yattığı kadınlarla yatmış olduğu da anlatılıyor. Tabii kitap hemen toplatıldı. Sonra mahkeme kararı ile dağıtımı da yasaklandı! Valeri de seçimleri kaybetti! O günden sonra birçok diktatörün asıl tercihi olan Fransa “gözden” düştü. Diktatörlerce tabi.

İtalya’nın rolü, bir “köprü” görevi görmesi. İlk “küçük” ticari ilişkiler; sonra zamana yaymak, sonra da diktatör ailelerini “uygun” ülkelere dağıtmak. Halk nasılsa unutuyor! Hala İngiltere’de, İspanya’da, İtalya’da yaşayan eski kral, başkan ne ararsan var.

Üzücü durumlar da olmuyor değil. Örneğin Sierra Leone Diktatörü Valentin Strasser, devrildikten sonra, Barış Görüşmeleri programı çerçevesinde, kedisinden önceki darbeciler ile, İngiltere’de okumaya gitti. Guardian Gazetesi’nin insan hakları ihlalleri yapan bir diktatör nasıl oluyor da İngiltere’de okula gidiyor? Sorusu üzerine geri gönderildi.

Geçmişin Diskotek Kralı, eski despot, şimdi bir köyde, iki odalı bir gecekonduda, ayda 35 Evro maaş ile, bir plastik tastan hem su, hem çorba, hem de kahvesini içiyor. Sierra Leone Hükümeti acımasaydı bu da olmazdı.

Şimdi köylüler ona bakıp, “Diktatör olursan, sonun böyle olabilir.” diye çocuklarına gösteriyorlar.

Biz de Tayyip’in oğluna, “Bak Kaddafi ile oğluna, dikkat et. Bu İtalyanlar sana da aynı oyunu oynamasın.” desek dinler mi ki?

Taner Aday

Advertisements
This entry was posted in: Taner Aday, Türkçe

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s