Year: 2017

Hasret midir Yolcunun kaderi Vuslat mı?

Burag Peksezer – Dublin Eylül ayı hep yenilikler ayıdır. Ya okullar başlar, yaz sonrasında işler hızlanır, insanlar gelecek senenin planını yapmaya başlar vs. Ben de eylülün ilk gününde gelmiştim İrlanda’ya. Bu sene üçüncü yılım doldu. Bu sebeple de biraz gitmek ve kalmak üzerine konuşalım isterim. Siz kendi tecrübelerinizi, hikayelerinizi iletebilirsiniz. Ben ise kendi bildiklerimden başlayacağım. Ben bu 3 sene içinde vedanın her çeşidini yaşadım. Aileme ve sevdiklerime İstanbul’da veda ettim, onlar kalırken ben gittim. Bazen ise beni ziyarete gelen aileme, arkadaşlarıma veya eski sevgilime veda ettim, onlar giderken kalan ben oldum. Her seferinde de kalbim sıkıştı, bazen veda ettiğim kişiyi bir daha göremeyeceğimi biliyordum, bazen ise sadece bir kez daha görebilmeyi diledim. Tam da bu yüzden her hava alanıma gidişimde veda eden çiftleri, aileleri, arkadaşları izlerim. Nasıl içten bir andır o, ne sözler verilir, ne gözyaşları dökülür… Tüm bu çiftleri, aileleri,arkadaşları izlerken, kimi zaman hasret çekip eski fotoğraflara bakarken hep sordum kendime, insan eneden gider? Neden sevdiklerini, ailesini, tanıdığı ve özlemini duyacağı her şeyi neden bırakır ve geri dönme eşiği nedir? Daha iyi bir iş …

A-la-amerikana: Çömmeli Gömmeli Çözümler

Can Evren Sanıyorum bir iki yıl önceydi. Fani dünyadaki kısıtlı vaktimizi en verimsiz nasıl harcarız sorusuna kafa yorarken bulduğumuz en ihtişamlı yanıt olan sosyal medyada boş boş gezinme faaliyetine gömülmüş, birtakım linklere tıklıyordum. Çokbilmişin teki bol keseden sallamış yine: Batı taklitçiliği yüzünden alaturka helalardan alafranga tuvaletlere geçen milletimiz, sıçarken doğru pozisyonda oturmadığı için insanların bağırsak sağlığı bozulmuş, kültür özlemiyle yüreğimiz, çömme özlemiyle bağırsaklarımız yanıyormuş. Yere çukur açmaktan oturarak etmeye geçtiğimizden beri ishal, kabız, kolon kanseri, basur, almış başını yürümüş. Şu frenk alışkanlıklardan bir silkinsek, kendimize gelsek, kültürümüze ersek, mutlu mesut sıçacakmışız. CIA ayağını denk al! Bitmek bilmeyen Fatih-Harbiye çekişmesinin, Türkiye’nin bu zevksiz kültür kavgasının sanırım en pis konu başlığı bu hela meselesi. Geçtiğimiz aylarda İstanbul’dan Bursa’ya İDO ile gitmek için Yenikapı’daydım, Terminaldeki yepyeni mosmodern erkekler tuvaletinde beş tane kabin var, üçünü alaturka yapmışlar. Orta sınıf apartman ortamında büyümüş ben, ayak tabanlarını yere ustalıkla kilitleyip yere dengeli çömme terbiyesinden geçmedim çocukken. Alafranga büyüyen kesimdenim. Alaturka yüznumaralara mecbur kaldığım anlar, hep imtihandı. Çocukken tuhafsardım ve biraz zorlanırdım ama neticede becerirdim çatpat fakat şimdi diz sakatlığı, bel ağrısı, …

Turchia, “Penguen” chiude le ali

Sofia Verza Il 28 maggio scorso è uscito l’ultimo numero della rivista a fumetti “Penguen”, punto di riferimento della satira politica e sociale in Turchia. Ne parliamo col disegnatore Serkan Altuniğne (Questo articolo è stato originariamente pubblicato da Unimondo.org) “Penguen” (“Pinguino”), uno dei più importanti giornali di satira a fumetti in Turchia, ha chiuso: il suo ultimo numero è stato distribuito il 28 maggio scorso. Si tratta di una grave perdita per il mondo dell’informazione indipendente nel paese, dove spesso l’arte – in questo caso figurativa – affronta con puntualità e arguzia i temi socio-politici più scottanti. La tradizione satirica turca ha inizio già a metà ‘800: all’epoca, rispecchiava la società del tardo impero ottomano, alle prese con rapidi cambiamenti e un fascino crescente verso usi e costumi europei. A periodi alterni, le vignette erano più o meno critiche nei confronti della situazione politica e dei governanti al potere: così differiscono, ad esempio, Diojen (Diogene), fondato nel 1870 e il cui fondatore Teodor Kasab fu incarcerato per le sue critiche al sultano, Papağan (1924) che …

Heutzutage Konstantinopel

Heute geht jeder nach Griechenland für den Urlaub in der Türkei. Es ist bemerkenswert, dass die Leute, die mit dem Abtreiben der Griechen von İzmir prahlen, bei der ersten Gelegenheit in das Land der Griechen fliehen. Wir haben mit meiner Familie in İstanbul, über dieses Thema und später über unsere Familiengeschichte besprochen. Omas Familie wanderte von Albanien, Tiran nach Griechenland, Selanik dann in die Türkei. Anfang des Jahres 1920, Bevölkerungsaustausch. Sie haben ihre Häuser verlassen, ihre Waren und wandern in die Türkei. Die Muttersprache der Omas Mutter [meine doppel Grossmutter] ist nicht türkisch; Sie spricht albanisch und ein bisschen Griechisch. Sie lernte türkisch, weil Sie ein junge Einwanderer in die Türkei war und dann weiterhin Türkischesprache benutzte. Sie benutzte bei der Kommunikation mit seinen Kindern albanisch nicht. Abgesehen von den gestorbene Familienglieder spricht die Familie nicht albanisch , nur Großmutter kennt wenig albanisch. Bedauerlicherweise sind ihre Identitäten verschwunden, gelöscht… Ihr könnt von vielen Familien ähnliche Geschichten hören. In der Türkei hat jeder unterschiedliche Ursprünge. Ihre Muttersprache ist nicht türkisch, aber später in türkisch umwandeln. Minderheiten der …

Mesela Anneler Sevişse

Mesela, sarhoşum gençler. Mesela çocuğumu birine bırakmışım. Sarhoşum ve önüme gelmiş, barda tanıştığım biriyle sevişmişim. Sonra adamın ya da kadının yanımda uyumasını istememişim, göndermişim. Adam ya da kadın bana on numara trip atmış. Değil mi ama, neden uyumasın ki yanımda? Ama pardon, anlamadığınız bir şey var. Benim için seksle birlikte uyumak her zaman aynı şey olmayabiliyor. Çoğunlukla aynı nedenden. Herkes seviştikten sonra çocuğumu soruveriyor. Üremeyle ilgili bir şey herhalde. Ha bu arada, bu bahsettiğim adam ya da kadının (İsviçrelilerin anaokulunda cinsiyet ayrımı yapmamak için kullandığı HEN’i kullanayım da uzatmayayım) benim hayatımla ilgili “derhal-önyargısı” oluşmuş durumda. Sohbet ediyorduk barda. Benimle sevişmek istemeden önce. İşte anlattım, çoluğum çocuğum var, şurada burada çalışıyorum, çok işim var, şunları severim, bu müziklerden nefret ederim, şu yemekleri hiç iyi yapmam, bu arada evimi arada sırada temizleyebilirim, ama çamaşırlarımı hep yıkarım ama ütülemem falan. Klasik, kendimi anlatma halim. Sevişene kadar sorun yok, her şey cicim güzel. Ben, bir anne olarak, bununla hep karşılaşıyorum biliyor musunuz? HEN bana diyor ki seviştikten sonra, “Eee, çocuğun nerede?” Herhalde o zaman aklına geliyor anca. Ya da …

KaralıYorum: Kimiz Biz?

Ayten Karabulut Kimiz biz, nereye evriliyoruz, neye dönüşüyoruz? Herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde bir ‘’İMDAT’’ çığlığı duysak kulaklarımızı tıkayan, gördüğü bir suça şahitlik edemeyecek kadar ağzı kapalı, trafikte bir kaza görsek kafamızı çevirip görmezden gelen üç maymunuz diyeceğim ama maymunların kabahati yok! Güvenimiz yok; hiç kimseye, hiç bir şeye… Korkuyoruz da bir o kadar… Yolda otostop çeken gençleri arabamıza alamayacak ya da otostop çekemeyecek kadar… Malum çok fazla tecavüz, cinayet ya da hırsızlık haberi duyuyoruz ve maalesef, korkmaya sebebimiz hayli çok! Komşu evden kadın çığlıkları gelse çıkıp kapıyı çalıp yardım etmeyecek ya da polisi aramayacak kadar… Malum o kadın evine geri gönderilecek ve o adamın öfkesiyle bu kez biz karşı karşıya kalacağız! Yolda bir kaza olsa durup müdahale edemeyecek ya da ambulansı aramayacak kadar… Biliyoruz ki hastanelerde, karakollarda ömrümüz çürüyecek ve durduğumuza pişman edileceğiz! Biri diğerini sokak ortasında bıçaklasa, kurşunlasa, yumruklasa, taciz etse durum yine aynı… Şahitlik başa bela, mahkemelerde sürüneceğiz! Açlıktan ölen bir çocuk bizden yiyecek bir şeyler istese ondan bile korkuyoruz. Ya da kucağında bebeği ile yardım isteyen bir anneden… Daha ne …

Ya Kapitalizm yeni Tanrı’mızsa?

“Her özgürlüğün sonunda bir yargı vardır. İnsanlar ise özgürlükleriyle ne yapacaklarını bilemezler, sürekli olarak kendilerine bir efendi ararlar. Şüphesiz Tanrı’nın modası geçmiştir…” der Camus. Sahi neydi o modası geçmiş tek ve yüce olan Tanrı’nın görevleri? Yaratmak, yargılamak, ödüllendirmek, cezalandırmak, sevilmek, sürekli tapınılmak (deyimi yerindeyse şımartılmak), tüm canlıların kaderine karar vermek, gerektiğinde affetmek ve “tövbe edenlere karşı şefkat göstermek, yaşamdan öte bir hayat daha sunmak… Bildiğimiz Tanrı artık eskisi kadar kudretli değil. Unutulmuş, eskimiş bir mit artık. Artık pek kimse inanmıyor ona veya onun buyruğuyla yazıldığını iddia eden kitaplara. Dinsizlik veya Ateizm insanların yeni kimliği oluyor. Peki onun yerini kim dolduruyor? Dinin tanımı olarak Oxford sözlüğü “the belief in and worship of a superhuman controlling power, especially a personal God or gods.” Antropologlar ise yazını ve görünmez olanı kullanarak toplumların davranışlarını, etik anlayışlarını, kurumlarını ve yaşam biçimlerini düzenleyen bir sosyal sistem olarak tanımlıyor. (Geertz 1993, pp. 87-125.) Her iki tanımda da tanrı insanvâri bir yaratık. Eski Ahit’teki öfkeli Tanrı olsun, Yeni Ahit’teki şefkatli Tanrı olsun, Kur’an’daki yayılmacı Tanrı olsun, çapkın Zeus olsun, anaç Şiva olsun hepsi …

Tehran, Beloved City

Sana Ghobbeh proposes different ways of reclaiming public space by claiming the body of a presence. New narratives are suggested as modes of practice that simultaneously follow and create moments of interruption, allowing a mind-set where subtle gestures can disturb the surroundings. The disruptions make a minor breach in the stability, predictability and order of the space. This disturbance is an invitation to change, to make another rhythm, although very small, in front of the big orchestra of the urban space diluted in forms, rules and habits. This develops a context for the body to perform and think poetically.

Turchia: inizia la vendita di giornali, radio e tv sequestrate

Sofia Verza Ha avuto inizio la vendita di aziende e organi di stampa sequestrati con l’accusa di avere dei legami con il movimento gulenista. Dopo le confische del 2015-16, lo stato è divenuto di fatto il principale magnate turco A partire dal 2015, e con più intensità dopo il tentato golpe del 15 luglio 2016, la Turchia ha posto sotto amministrazione straordinaria vari media e organi di stampa per via dei loro presunti legami con il movimento dell’imam Fethullah Gülen, considerato in Turchia organizzazione terroristica e mente del tentato colpo di stato. Di fatto commissariati, la loro gestione è stata affidata al Fondo di Garanzia del Risparmio (TMSF ). Come riferisce lo Stockholm Center for Freedom, il 20 giugno scorso otto di questi organi di stampa sono stati messi in vendita dal Fondo. Alcuni di questi sono all’asta, come le proprietà e le licenze di Can Erzincan, delle stazioni televisive Barış e Ört e dei giornali Nazar, Yerel Bakış, Turgutlu Havadis e Taraf. Da tempo gli osservatori che si occupano di proprietà, concentrazione e trasparenza …

Ist Demokratie im Anthropozän legitim?

Der folgende Text ist der erste Teil eines Working Paper. Er wurde bei der Tagung des AK Umwelt der Deutschen Vereinigung für Politikwissenschaft an der Universität Potsdam präsentiert. Wir freuen uns über kritische Diskussionen und Anregungen. Ist Demokratie im Anthropozän legitim? Bereits vor Jahrzehnten wiesen Wissenschaftler auf die Dringlichkeit von Nachhaltigkeit¹ und die Wichtigkeit von Ökosystemen als Fundament für alles Leben hin (e.g. Goodland und Daly 1996). Trotzdem ist es bisher nicht gelungen nachhaltig und damit zukunftsfähig zu sein. Im Gegenteil, die Ausbeutung von Ressourcen nimmt stetig zu. Der Schaden ist irreversibel und klimatische Veränderung sowie Umweltzerstörung werden immer tiefgreifendere Auswirkungen auf unser Leben haben. Die Politikwissenschaft kann diese Entwicklung nicht ignorieren, denn derartige Transformationen werden in der Zukunft wahrscheinlich eine zentrale Rolle einnehmen und damit alle Politikbereiche beeinflussen. Jede Regierung muss Verantwortung für die Umwelt übernehmen. Dieser Konferenzbeitrag beschäftigt sich mit einem Tabu. Er hinterfragt die Nachhaltigkeit von Demokratien – sowohl real als auch potentiell. Eine solche Analyse ist  zwar nicht wertfrei, aber nahezu neutral. Young weist drauf hin, dass Governance kein Zweck an …