Year: 2017

Heutzutage Konstantinopel

Heute geht jeder nach Griechenland für den Urlaub in der Türkei. Es ist bemerkenswert, dass die Leute, die mit dem Abtreiben der Griechen von İzmir prahlen, bei der ersten Gelegenheit in das Land der Griechen fliehen. Wir haben mit meiner Familie in İstanbul, über dieses Thema und später über unsere Familiengeschichte besprochen. Omas Familie wanderte von Albanien, Tiran nach Griechenland, Selanik dann in die Türkei. Anfang des Jahres 1920, Bevölkerungsaustausch. Sie haben ihre Häuser verlassen, ihre Waren und wandern in die Türkei. Die Muttersprache der Omas Mutter [meine doppel Grossmutter] ist nicht türkisch; Sie spricht albanisch und ein bisschen Griechisch. Sie lernte türkisch, weil Sie ein junge Einwanderer in die Türkei war und dann weiterhin Türkischesprache benutzte. Sie benutzte bei der Kommunikation mit seinen Kindern albanisch nicht. Abgesehen von den gestorbene Familienglieder spricht die Familie nicht albanisch , nur Großmutter kennt wenig albanisch. Bedauerlicherweise sind ihre Identitäten verschwunden, gelöscht… Ihr könnt von vielen Familien ähnliche Geschichten hören. In der Türkei hat jeder unterschiedliche Ursprünge. Ihre Muttersprache ist nicht türkisch, aber später in türkisch umwandeln. Minderheiten der …

Mesela Anneler Sevişse

Mesela, sarhoşum gençler. Mesela çocuğumu birine bırakmışım. Sarhoşum ve önüme gelmiş, barda tanıştığım biriyle sevişmişim. Sonra adamın ya da kadının yanımda uyumasını istememişim, göndermişim. Adam ya da kadın bana on numara trip atmış. Değil mi ama, neden uyumasın ki yanımda? Ama pardon, anlamadığınız bir şey var. Benim için seksle birlikte uyumak her zaman aynı şey olmayabiliyor. Çoğunlukla aynı nedenden. Herkes seviştikten sonra çocuğumu soruveriyor. Üremeyle ilgili bir şey herhalde. Ha bu arada, bu bahsettiğim adam ya da kadının (İsviçrelilerin anaokulunda cinsiyet ayrımı yapmamak için kullandığı HEN’i kullanayım da uzatmayayım) benim hayatımla ilgili “derhal-önyargısı” oluşmuş durumda. Sohbet ediyorduk barda. Benimle sevişmek istemeden önce. İşte anlattım, çoluğum çocuğum var, şurada burada çalışıyorum, çok işim var, şunları severim, bu müziklerden nefret ederim, şu yemekleri hiç iyi yapmam, bu arada evimi arada sırada temizleyebilirim, ama çamaşırlarımı hep yıkarım ama ütülemem falan. Klasik, kendimi anlatma halim. Sevişene kadar sorun yok, her şey cicim güzel. Ben, bir anne olarak, bununla hep karşılaşıyorum biliyor musunuz? HEN bana diyor ki seviştikten sonra, “Eee, çocuğun nerede?” Herhalde o zaman aklına geliyor anca. Ya da …

KaralıYorum: Kimiz Biz?

Ayten Karabulut Kimiz biz, nereye evriliyoruz, neye dönüşüyoruz? Herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde bir ‘’İMDAT’’ çığlığı duysak kulaklarımızı tıkayan, gördüğü bir suça şahitlik edemeyecek kadar ağzı kapalı, trafikte bir kaza görsek kafamızı çevirip görmezden gelen üç maymunuz diyeceğim ama maymunların kabahati yok! Güvenimiz yok; hiç kimseye, hiç bir şeye… Korkuyoruz da bir o kadar… Yolda otostop çeken gençleri arabamıza alamayacak ya da otostop çekemeyecek kadar… Malum çok fazla tecavüz, cinayet ya da hırsızlık haberi duyuyoruz ve maalesef, korkmaya sebebimiz hayli çok! Komşu evden kadın çığlıkları gelse çıkıp kapıyı çalıp yardım etmeyecek ya da polisi aramayacak kadar… Malum o kadın evine geri gönderilecek ve o adamın öfkesiyle bu kez biz karşı karşıya kalacağız! Yolda bir kaza olsa durup müdahale edemeyecek ya da ambulansı aramayacak kadar… Biliyoruz ki hastanelerde, karakollarda ömrümüz çürüyecek ve durduğumuza pişman edileceğiz! Biri diğerini sokak ortasında bıçaklasa, kurşunlasa, yumruklasa, taciz etse durum yine aynı… Şahitlik başa bela, mahkemelerde sürüneceğiz! Açlıktan ölen bir çocuk bizden yiyecek bir şeyler istese ondan bile korkuyoruz. Ya da kucağında bebeği ile yardım isteyen bir anneden… Daha ne …

Ya Kapitalizm yeni Tanrı’mızsa?

“Her özgürlüğün sonunda bir yargı vardır. İnsanlar ise özgürlükleriyle ne yapacaklarını bilemezler, sürekli olarak kendilerine bir efendi ararlar. Şüphesiz Tanrı’nın modası geçmiştir…” der Camus. Sahi neydi o modası geçmiş tek ve yüce olan Tanrı’nın görevleri? Yaratmak, yargılamak, ödüllendirmek, cezalandırmak, sevilmek, sürekli tapınılmak (deyimi yerindeyse şımartılmak), tüm canlıların kaderine karar vermek, gerektiğinde affetmek ve “tövbe edenlere karşı şefkat göstermek, yaşamdan öte bir hayat daha sunmak… Bildiğimiz Tanrı artık eskisi kadar kudretli değil. Unutulmuş, eskimiş bir mit artık. Artık pek kimse inanmıyor ona veya onun buyruğuyla yazıldığını iddia eden kitaplara. Dinsizlik veya Ateizm insanların yeni kimliği oluyor. Peki onun yerini kim dolduruyor? Dinin tanımı olarak Oxford sözlüğü “the belief in and worship of a superhuman controlling power, especially a personal God or gods.” Antropologlar ise yazını ve görünmez olanı kullanarak toplumların davranışlarını, etik anlayışlarını, kurumlarını ve yaşam biçimlerini düzenleyen bir sosyal sistem olarak tanımlıyor. (Geertz 1993, pp. 87-125.) Her iki tanımda da tanrı insanvâri bir yaratık. Eski Ahit’teki öfkeli Tanrı olsun, Yeni Ahit’teki şefkatli Tanrı olsun, Kur’an’daki yayılmacı Tanrı olsun, çapkın Zeus olsun, anaç Şiva olsun hepsi …

Tehran, Beloved City

Sana Ghobbeh proposes different ways of reclaiming public space by claiming the body of a presence. New narratives are suggested as modes of practice that simultaneously follow and create moments of interruption, allowing a mind-set where subtle gestures can disturb the surroundings. The disruptions make a minor breach in the stability, predictability and order of the space. This disturbance is an invitation to change, to make another rhythm, although very small, in front of the big orchestra of the urban space diluted in forms, rules and habits. This develops a context for the body to perform and think poetically.

Turchia: inizia la vendita di giornali, radio e tv sequestrate

Sofia Verza Ha avuto inizio la vendita di aziende e organi di stampa sequestrati con l’accusa di avere dei legami con il movimento gulenista. Dopo le confische del 2015-16, lo stato è divenuto di fatto il principale magnate turco A partire dal 2015, e con più intensità dopo il tentato golpe del 15 luglio 2016, la Turchia ha posto sotto amministrazione straordinaria vari media e organi di stampa per via dei loro presunti legami con il movimento dell’imam Fethullah Gülen, considerato in Turchia organizzazione terroristica e mente del tentato colpo di stato. Di fatto commissariati, la loro gestione è stata affidata al Fondo di Garanzia del Risparmio (TMSF ). Come riferisce lo Stockholm Center for Freedom, il 20 giugno scorso otto di questi organi di stampa sono stati messi in vendita dal Fondo. Alcuni di questi sono all’asta, come le proprietà e le licenze di Can Erzincan, delle stazioni televisive Barış e Ört e dei giornali Nazar, Yerel Bakış, Turgutlu Havadis e Taraf. Da tempo gli osservatori che si occupano di proprietà, concentrazione e trasparenza …

Ist Demokratie im Anthropozän legitim?

Der folgende Text ist der erste Teil eines Working Paper. Er wurde bei der Tagung des AK Umwelt der Deutschen Vereinigung für Politikwissenschaft an der Universität Potsdam präsentiert. Wir freuen uns über kritische Diskussionen und Anregungen. Ist Demokratie im Anthropozän legitim? Bereits vor Jahrzehnten wiesen Wissenschaftler auf die Dringlichkeit von Nachhaltigkeit¹ und die Wichtigkeit von Ökosystemen als Fundament für alles Leben hin (e.g. Goodland und Daly 1996). Trotzdem ist es bisher nicht gelungen nachhaltig und damit zukunftsfähig zu sein. Im Gegenteil, die Ausbeutung von Ressourcen nimmt stetig zu. Der Schaden ist irreversibel und klimatische Veränderung sowie Umweltzerstörung werden immer tiefgreifendere Auswirkungen auf unser Leben haben. Die Politikwissenschaft kann diese Entwicklung nicht ignorieren, denn derartige Transformationen werden in der Zukunft wahrscheinlich eine zentrale Rolle einnehmen und damit alle Politikbereiche beeinflussen. Jede Regierung muss Verantwortung für die Umwelt übernehmen. Dieser Konferenzbeitrag beschäftigt sich mit einem Tabu. Er hinterfragt die Nachhaltigkeit von Demokratien – sowohl real als auch potentiell. Eine solche Analyse ist  zwar nicht wertfrei, aber nahezu neutral. Young weist drauf hin, dass Governance kein Zweck an …

http://www.freepik.com/alvaro-cabrera

KIYMETLİ ŞEYLERİN TANZİMİ-2: Geveze Feminist Okur Yazıyor!

  Aslı E. Şeran Kıymetli Şeylerin Tanzimi üzerine konuşmaya edebiyat dünyasında kadın olmanın zorluklarından bahsederek başlamıştık. Bu arada umarım kitabı edinebilmişsiniz ve okumaya başlamışsınızdır. Bu yazıda genel bir özetle artık romanın içine girip biraz biraz birlikte kafa yoralım mı? Kitabı henüz edinmeyenler içinde bir ısınma olur. Bir bütün olarak ele alındığında altlı üstlü orta sınıfın hikayesi diyebileceğimiz Kıymetli Şeylerin Tanzimi en çok bir aile anlatısı olmasıyla anılan ancak bundan çok çok daha fazlasını anlatan sine(masal) diyebileceğimiz feminist bir roman. Sezen Ünlüönen hem bir anlatıcı, hem bir analizci edasıyla feminizmlerin en çok didiştiği konu olan aileyi hem törpülendiğimiz hem şefkat ve bağlılık bulduğumuz[1] “sürprizli bağların zemini” bir “karşılıklı taviz sahası” olarak ele alırken kendi tanımını da vermekten geri durmuyor: “Aile sevgi üretmek için bir araya gelmiş insanların durmadan hayal kırıklığı, fedakarlık, başa kakış ve öfke, ve ev işi ürettiği yerdir.” Orta sınıfın hayatı anlamlandırma sıkıntılarını da ele almış olan roman, kapitalizmin kişiliğimize yapışmış kendini pazarlama ve biricikleşeyim derken aynılaşma haline ölçülü bir ironi ile bakıyor.”Herkesin farklılaşmak için aklına gelen şey aynıydı” dese de “kişinin farklıyı, hakikiyi …

Yunanistan’da Ne Arıyoruz?

Bugünlerde herkes ya Yunanistan’da tatil yapıyor ya da orada gelmiş adaların güzelliğini, insanların sıcaklığını övüyor. Doğrudur, gerçekten güzel yerler. Ama işin asli, o insanların çoğu bizim buradan göçen insanlar ve onlar bizim kıyılarımızda yaşarken Ege’nin bu yani da (onlar Minör Asia der)aynen böyleydi; daha yaşanılır ve daha insancıl… Sonra ise onları düşman belledik, sürdük ve onlardan kalanları da yok ettik. Şimdi iki parça deniz görmek ve huzur bulmak için Yunanistan’a gidip “işte medeniyet” diyoruz. Adamların balta girmemiş sahillerini, güzelim evlerini ince işlenmiş eşyalarını övüyoruz. Zaten şehirlerde bile en çok onlardan kalan yerleri övmüyor muyuz, İzmir kordon olsun, Fener balat olsun, adalar olsun.. HEPSİ de bize onların mirasıydı bizde… Sürdüğümüz adamlarım yuvasını özlüyor, yaşam arıyoruz. Yaşadığımız ilahi adalet değil ama ilahi bir komedi belki de… Ben Kınalı Ada’da büyüdüm, İstanbul’daki Prens Adaları’nın kente en yakın olanında, hani şu tepesinde antenleri olan… Her yaz okullar kapanır kapanmaz giderdik, denize girdiğimiz, sokaklarında istediğimiz gibi oynayabileceğim bir vahaydı benim için ve Vasili için, Geo için, Doruk için, Can için, Sayat için, Arden için ve Engin için… Kimin hangi dili …

KIYMETLİ ŞEYLERİN TANZİMİ: Başlarken

Aslı E. Şeran “Kırık kalplerle süslü bir sayfaysan Camsan, saydamsam, beni kırarsan Simlerimle sevişirim seninle O süslü sayfaların üzerinde İçimde iki mutlu yıl varsa, İçimde biri simli iki kadın varsa Sen, gelirsen ve yok edersen Bunu yazmak istiyorum sana” Didem Madak- Şimdiden Bir Hatırasın     Bir Didem Madak şiiri ve bir de Ezginin Günlüğü şarkısı seçin hemen kendinize. Müsaadenizle ben seçtim. Bunlarla altlık yapmadan Kıymetli Şeylerin Tanzimi üzerine yazmaya başlamak gelmedi içimden. (https://www.youtube.com/watch?v=xVnYf-flz8Q) Didem Madak’ın annesizliği, Ezginin Günlüğü’nün geç ergenliğin hırçın zamanlarını dindiren cazibesi ve hüznü tam da kıymetli şeyleri çağırıyor çünkü benim için. Yalnızca bu ikisini de değil, Sezen Ünlüönen kitabında pek çok tanıdık şeyi çağırıyor: (sanki uzaktan yakından akrabamız) insanları, (aynı tedrisattan geçen lise arkadaşıyla okunan) kitapları, (içimizdeki arabeskin şahidi) müzikleri, (başbaşalığın bahanesi) filmleri, (aynı sosyal çevreninin) gıybetleri(ni), (aynı yorgun/hoyrat/üstten) aşkları, (aynı orta sınıf) ittifakları, (aynı orta sınıf ahlakı) sınırları, (sanki bu hayat bir tek bizim başımıza gelen bir kazaymış gibi yaşanan) bunalımları, (ihanet olan) sadakati, (sadakat olan) ihaneti, (dikkatini tek bir şeye odaklayamayacağın kadar çok olduğunu sandığımız) seçenekleri, (sabırsızlığın getirdiği) seçeneksizliği, …