Year: 2017

Seke seke

Janset Karavin Ufaktım. Sene 90. Bakırköy’de oturuyoruz. Tren istasyonunun üstündeki Gençler Caddesi girişinde sahaflar var, bütün gün oralardayım. Kimseyle iletişim kuramıyorum. Bir kitap alıyorum her gün sahaflardan, gidip bir yerlere çekilip okuyorum. O gün Yılmaz Güney’in Salpa’sını almışım. Ataköy’ün 70’lerde yapılmış ilk kısımlarına doğru iniyorum. Yeşillikler içinde buralar, parkları, bahçeleri var. Oturuyorum bir bankta ve okumaya başlıyorum. Kitabın son sayfasına gelmişim tam, bir siren sesiyle irkiliyorum. Kafamı kaldırıp bakıyorum, yanımdaki yolda bir ekip otosu. Polis memuru kapıyı açıp iniyor arabadan. Ben yeniden kitaba dönüyorum, son paragraf artık, biti bitecek. Polis yaklaşıyor, ben okuyorum. Bitmek üzere. Ha gayret derken, ben son cümleyi okuyamadan elimden çekip aldı kitabı memur. “Bu ne?” dedi, “Kitap.” “Napıyon bunla burda?” “Okuyorum.” Şöyle bir evirip çevirdi kitabı. Arka kapaktaki resminden tanıdı Güney’i, kitabın ön kapağına bakmadı bile. “Ölmedi mi bu adam yahu?” dedi pis pis sırıtarak. Aklımda cevaplar uçuştu. Tam o sorada direksiyonun başındaki diğer memur: “O ne lan?” diye imdada yetişti. “Kitap kitap, görmüyon mu?” “Hee!” Bana çevirdi meymenetsiz sıfatını yeniden, elindeki kitabı sallayarak. “Çoktan,” dedim. “Ney?” diye sordu bana doğru …

Divine Queer Film Festival: A Conversation with Murat Çınar

Murat Çınar is a bilingual journalist. He is living in Italy since 2001. He grew up among Jewish and Armenian neighbourhoods in Istanbul, just a few steps away from Taksim Pera. After a short education in International Finance, he landed to Italy. Rescuing himself from the finance sector, Çınar first settled to Siena and then moved to Torino in order to get journalism education, just to find himself in Dams (discipline della arti, della musica e dello spettacolo / fine arts, music and entertainment sciences). He is still and constantly working as a journalist, but in time video, video editing, photography and web marketing came to the forefront. He is writing to platforms and journals such as KaosGL, BirGün, Bianet, Sol and Sendika. He also created and managed a radio program transmitted in Karşı Radyo and a TV-web-show during the OccupyGezi movement, in ÇapulTV. He is one of the founders of Glob011 and he still writes to BabelMed, Manifesto, E-il mensile, Prospettive and Pressenza in Italy. His main working area is civil rights, migration in …

Divine Queer Film Festivali: Murat Çınar’la Söyleşi

Murat Çınar, çift anadilli bir gazeteci. 2001 yılından beri İtalya’da yaşıyor. Taksim Pera’nın iki adım ötesinde, Yahudi ve Ermeni mahallelerinin arasında büyümüş. Kısa bir süre Uluslararası Finans eğitimi aldıktan sonra kendini İtalya’ya atmış. Finanstan kendini bir şekilde kurtarmayı başaran Çınar, gazetecilik eğitimi almak üzere önce Siena’ya ve daha sonra da Torino’ya yerleşmiş ve sonuçta kendisini Dams’ta (discipline della arti, della musica e dello spettacolo / sanat, müzik ve gösteri bilimleri) bulmuş. Hâlâ ve sürekli olarak gazetecilik yapıyor, fakat zaman içinde video, video düzenlemeleri, fotoğraf ve internet pazarlamacılığı ön plana çıkmış. KaosGL, BirGün, Bianet, Sol ve Sendika gibi platformlara/gazetelere yazıyor. Karşı Radyo’da ve Gezi zamanında da ÇapulTV’de birer senelik programlar yapmış. Glob011’in kurucularından ve İtalya’da da BabelMed, Manifesto, E-il mensile, Prospettive ve Pressenza’ya yazmaya devam ediyor. Özellikle siyasi haklar, İtalya’da göçmenlik, Orta Doğu uluslararası politikaları, şiddetsiz politikalar, şiddet ve ayrımcılık karşıtı, anti militarist hareketler üzerine çalışıyor. Şimdiye kadar, çalıştığı konular üzerine iki kitap hazırlamış: Una guida per comprendere la storia contemporanea della Turchia ve Perché in Turchia non può esistere una stampa libera? İsimlerinden de anlaşılacağı …

Engin Arıkan: Endüstriyel Hayvancılık, pratik ve etik sorunlar

Hiç kimse ne cinsiyetçidir, ne ırkçıdır ne elitisttir. Ama eğer hayvanlar konusunda türcü bir yaklaşımınız varsa, eşitlik argümanınızda bir hata vardır.   Engin Arıkan, Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra Galatasaray sıralamasından devam ederek Galatasaray Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans yaptı ve şimdilerde Kamu Hukuku doktorası yapıyor. Engin’le, birlikte Galatasaray’da hukuk felsefesi asistanlığı yaptığımız zamanlarda tanışmıştık. Daha sonra ben ayrıldım, Engin de 2012 tarihinden beri Türk Alman Üniversitesi’nde Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak çalışıyor. 2003 yılında Tekin Yayınları’ndan çıkan Hukuk Felsefesine Kısa Bir Giriş adlı bir çeviri kitabı var. Benim ilgilendiğim kısım ise, daha yeni sayılabilecek kitabı ve doktora araştırması üzerine. 2016’da Ekin Kitabevi’nden yüksek lisans tezi, Hayvan Hakları İnsan Hukuku adıyla yayınlandı. Sorduğu sorular hem toplumsal açıdan, hem ister halklar, ister türler arası bir birlikte yaşama pratiği geliştirmeye çalıştığımız bir dönemde bireysel olarak çok cesur: Hayvanlar bu süreçte neler tecrübe ediyor? Yaşadıkları acının ahlaki bir önemi var mı? Hayvanları yemekte veya diğer şekillerde kullanmakta haklı mıyız? Hayvan hakları diye bir şey olabilir mi? Hayvanlara karşı ahlaki sorumluluklarımız nelerdir? Hayvanlar hukuk tarafından korunabilir mi? …

Reproduction of identities through media: A discussion on the otherness and national identity

Bediz Büke İren Yıldızca – Norrköping Thanks to global culture a lot of media products are being marketed beyond the borders of their origin. Actually, it may not be irrelevant, if we borrow Robertson’s glocalisation and discuss glocalization of media in terms of having replicas of several media products in various countries by having them culturally adjusted (1995). As a product of this industry, TV serious “Shameless”[i] is adapted in Turkey as “Bizim Hikaye” (Our Story). As the agreements between the producer of the original series and the reproducers, adaptations should be different at certain level. However, here what is critical and worth focusing on, is the level of alternation in the name of being adapted to “Turkish” culture. My aim in this paper to understand how these two versions of the same story is so distinctive and is there something meaningful in terms of the role of media by favoring dominant ideologies, leveraging the reproduction of specific norms and values, while constantly ignoring diversity and serving the “Turkish Identity”. It is clear that this …

Mâzi, Hal, İstikbâl

Erdem Kırbıyık – İstanbul “Olabilecek en kötü şey mâzide kalanın normalleşerek geri dönmesidir” – Madrid’de bir duvar yazısı. İnterneti olan herkesin ulaşabileceği verilere göre dünya üzerinde ki zenginlerin sadece bir günlük gelirleri ile açlığın ve kıtlığın bitirilmesi âşikar iken, yine mal varlığı olarak %1’lik dilime giren insanların (marka da denebilir) yaptığı işleri insanlığı daha ileri götürecekleri iddiası her gece kafasını yastığa koyduğunda, üzerinde yaşadığı dünyanın dertlerini düşünen insanların gücüne gidedursun, ben size 18. yüzyıl Avrupası’nda bir barda iki kafadarın vakit öldürmek için giriştikleri bir köprü probleminden bahsedeyim. Evet matematik ile azıcık haşır neşir olanların hemencecik aklına geliveren ünlü Könisberg Köprü Problemi. İddia şuydu: Könisberg’de bulunan yedi köprünün hiçbirinden bir defadan fazla geçmeden şehrin ana adasından çıkıp geri gelecek bir rota var mıdır? Neyse böylece, gel zaman git zaman çeşitli çözümler veya paradokslar ortaya atılarak fen fakültesi öğrencilerinin baş belası olan topoloji bilimimin de temelleri atılmış oldu. Bilimsel bir makale iddiası ile yola çıkmadığım için işin sadece hikâye kısmında kalarak bir matematik probleminden çıkarılması gereken dersler noktasında da yardımcı olacağımı söyleyemeyeceğim ancak, bana göre devrim niteliğinde …

Ölümlülerin Maskeleri: Nedir Yani bu Cosplay?

Elif Özkaya – İstanbul @the_doublewalker “Gözüm beyaz!” “Biz deli değiliz!” “Profesör oldum!” Elimizde gazetenin hafta sonu eki, şok olmuş halde bu “patlatılmış” ara başlıklara bakıyorduk. Ana akım medyadan dürüstlük, etik bekleyecek kimseler değildik hiçbirimiz. Ama yine de hakim olduğumuz bir konuda, karşı tarafın ricası üstüne, olabildiğince sarih ve içten şekilde söylediğimiz iki paragraf lafın arasından bunların cımbızlanacağını ve bağlamlarından kopunca yaratacakları absürt etkiyi hiçbirimiz beklemiyorduk. Hâlbuki her şey ne güzel başlamıştı. Uluslararası bir kostüm yarışmasının elemelerine katılmaya karar vermiş, bin bir zorlukla karşılaşıp zaman daralınca umutsuzluğa kapılarak yapmaktan vazgeçtiğim, son dakikada annemin desteğiyle bitirdiğim kostümümle kaderime sanki Hollywood’un mutlu son değneği değmişçesine elemeyi geçip yarışmaya katılma hakkı kazanmış, bu başarımla ana akım medyanın ilgisine mazhar olmuştum. Anlattıklarım benimle hobim “cosplay” konusunda röportaj yapmak isteyen muhabiri görünüşte o kadar alakalandırmıştı ki, görüşlerini ve görüntülerini alarak içeriği çeşitlendirmesine ve röportajı bir dosya konusu haline getirmesine yardımcı olacak benim gibi başkaları olup olmadığını sormuştu. Türkiye’nin (o zamanlar şimdikinden de) küçük cosplay camiasının aklı başında ve ağzı laf yapan simaları derhal kendisine yönlendirildi. Arkadaşlarımın, meşhur gazetenin şık binasında iyi …