Edebiyat, Türkçe
Leave a Comment

Kırmızı Atkı

Hüseyin Mete – Berlin

 

“Boynuna o yeşil fuları sarma çocuk

Gece trenlerine binme, kaybolursun

Sokaklarda mızıka çalma çocuk, vurulursun.”

 

Yıl bitmek üzere. Saat gecenin onu. Büyük bir şehrin büyük bir caddesi. Her yer ışık, renk.. Ama bu renkler bile nedense ısıtmıyor kaldırımları.

Her yer soğuk. Hava ıslak. Bir karla karışık atıyor sepken, bir duruyor. Ama hep soğuk. Caddeler bomboş. Tek tük insanlar, “bir peri masalı dinler gibi seyrediyor ışıklı caddedeki mağazaları. Ki bunlar, yetmişyedi katlı yekpare camdan mağazalardır.” 

İşte diyorum, işte Avrupa burası. Soğuk, yalnız. Ve eve gitmemek için adımlıyorum sokakları yine. Ama nedense bu, ısıtmıyor kaldırımları.

Renkli ışıklar kendine çekiyor beni. Hayır, bir pervaneye benzetemem kendimi. Bu daha başka bir şey. Bir camekandan birine koşuyorum. Ne bulmayı umuyorum, hiçbir fikrim yok. Bu, yalnız ışıklar memleketinde ne aradığımı bilmiyorum. Belki yağmurlu havada gördüğüm renkleri gökkuşağı zannediyorum. Her yağmurdan sonra çıkmaz gökkuşağı, biliyorum. Ama bu, ısıtmıyor kaldırımları.

Işıktan ışığa koşarken soğuğa yenik düştüm işte. Artık gitmeliyim. Zaten bu alışkanlıktan da vazgeçmeliyim artık. Bu soğukta, gece vakti ne yapıyorum kimsesiz sokaklarda. İlk trafik ışığında karşıya geçtim. Otobüs durağına yürürken karşıdaki camekanları da gezerim.

Karşı köşeye geçer geçmez, mağazanın önündeki kemancıyla göz göze geldik. Gecenin bu vaktinde, kimsesiz bir kentin soğuk kaldırımında, çıplak elleriyle keman çalıyordu. Bir an öylece kaldım. Ta ki o, kemanına yapıştırdığı yüzünü, yeni notalarla birlikte çevirene kadar. Ancak bu şekilde gözlerinden aldım gözlerimi. Kırkbeş elli yaşlarında, bir banka müdürünü andıran bir adamdı bu. Neden sonra, iyi bir müzisyen olabileceğini de düşündüm. Öyle ya, bir banka müdürünün, Pazar gecesi, boş kaldırımda elinde kemanla ne işi var? Hiç bilmediğim bir ezgiyi çalıyor banka müdürü. Ama nasılsa beni çekiyor kendine. Biraz ilerledim. Geriye döndüğümde, bir çiftin müdürün karşısına durduğunu görüyorum. Geri döndüm.

Koyu renk giysileri, taralı kısa saçlarıyla keman çalmaya devam ediyor. Gözlüklerinin arkasında küçücük görünüyor gözleri. Sanki bir sanat filminin içindeymişcesine, kıpkırmızı bir atkı iniyor göğsünün altına kadar. Bütün ışıklar söndü. Sabaha kadar başımı döndürebilecek ahenkli renkler kayboldu birden. Her yer karanlık, her yer siyah. Yalnız banka müdürünün atkısı, atkının kızıllığı… Montumu açtığımı hatırlıyorum. Dinlerken fark ettim, eksik nota basmıyor müdür. Yani, basmıyordur herhalde. Sanki ilk kez dinlemiyormuşum gibi, ezginin gideceği yönü tahmin ediyorum, ne kadar garip. Bildiğim bir masal anlatılıyor sanki.    

Uzaklaşmak, eve gitmek istiyorum. Ama banka müdürünü bırakmıyor, merakımdan gidemiyorum. Bu adam, bu saatte, bu boş caddede ne yapıyor? Daha iyi yerlerde, daha fazla para kazanabilir. Zaten boş sokakta kim para verir? Konuşmalı, neden kırmızı bir atkı taktığını sormalıyım. Kırmızı atkı.

Evet, kaldırımların neden ısındığını şimdi anlıyorum.

This entry was posted in: Edebiyat, Türkçe

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s