Edebiyat, Makale, Türkçe, Yazı Dizisi
Leave a Comment

Kanatlarının gölgesi geniş bir kartal: Rosa Luxemburg’un Çiçekleri

Taner Aday

kräuter-und-wilde-blumen-botanik-set-67982985

O bir sosyalist, bir iktisatçı, bir savaş karşıtı, devrimci bir insandı. Evet devrimci idi. Onun devrimciliği, salt iktidarı, iktidarın anti-demokratik uygulamarını hedeflemiyordu. O yaşamının her anında her alanında, ilgi ile, ciddi gözlemlerle, iyi, güzel olanı ortaya çıkarmayı, adeta bir asıl amaç haline getirmişti.

Aynı çağdaşı Marie Sklodowska Curie gibi, kendi alanında taviz vermez bir bilim insanı idi. Marie Curie, eşi Pierre Curie ile birlikte Polonium ile Radium elementini buldu. O dönemde kadınların bu alanlarda, üniversitelerde çalışmaları değil okumaları bile olanaksızken, eşinin odasının yanında bir odada adeta gizlice çalışırdı. Nobel ödülünü hem fizik; hem de kimya alanında alan iki kişiden biri, aynı zamanda da ilk kadın oldu. Bu çalışması onun ölümüne neden oldu. Radium’u bulmuştu ama masasındaki kocaman Radyasyon yayan kütlenin onu hasta edeceğini bilemedi! Bilimsel uğraşısı uğruna…

Rosa Luxsemburg farklı mıydı? Hayır! O da öğrendiği ekonomi dalında, sosyal-demokrat partinin politikalarını dönüştürme uğraşısından bir adım geri durmadı. Çevresindeki her canlıya, bitkiye aynı sevgi ile aynı ilgi ile baktı. Öğrenmek bilmek istiyordu. İnsan dışındaki varlıklardan da öğrenebileceklerimiz olduğuna inanıyordu.

2 Mayıs 1917 de hapishaneden Sophie Liebknecht’e yazdığı mektupta, ” Ne mi okuyorum? Özellikle doğa bilimleri: Bitkiler, coğrafya ve hayvan çeşitleri. Dün tamda Almanya’daki ötücü kuşların neden yok olmakta olduklarına dair okudum. Bunun nedeni: giderek artan ve onların doğal yuva ve beslenme koşulları olan, çürümüş ağaçlar, işlenmemiş araziler, fundalıklar, bahçedeki kurumuş yaprakları adım adım yok eden, rasyonel ormancılık, bahçecilik ile tarla kültürüdür. Bunları okuduğumda içim acıdı. Hayır, insanların dinledikleri kuş sesleri için değil, bu küçücük, dirençsiz yaratıkların, sessizce durdurulamaz yok oluşları bana öyle acı verdi ki oturup ağladım.” diyecek kadar içten, sevecen bir insandır. Hatta aynı mektupta:” , “Biliyorsunuz, ben her şeye rağmen, umut ederim ki, görevdeyken öleceğim, bir sokak çatışmasında ;ya da hapishanede. Ben yoldaşlarımdan çok İskete’lerime (Başı siyah yanları beyaz güzel sesli bir çeşit serçe) aitim.” diyecek kadar içten, açık sözlüdür.

Bugün onun bilinmeyen bir başka yanından, Botaniğe olan ilgisinden söz etmek istiyorum. Yenilerde Berlin Karl Dietz Yayınevi tarafından, Rosa’nın kurutulmuş bitkiler ile yapraklar defterleri (Das Herbarium Rosa Luxemburgs) yayınlandı. Yukarıdaki alıntıda, doğanın yok edilmesine, kuş türlerinin durumuna üzüldüğünü nasıl içtenlikle anlatıyorsa, aynı içtenlikle bitki türleri üzerine düşüncelerini söylüyor.

Rosa gene hapishanededir. Gene Berlin Kadın Hapishanesi’nden 5 Ekim 1915 yazdığı bir mektupla, sekreteri Bayan Mathilde Jakob’a, kendisine nasıl bir hazine yolladığını bilip bilmediğini sorarak, “Ortası kahverengi kadifemsi olan küçük sarı olan, Alant’tır (Helianthis Tuberosus), Ayçiçeği’ne benzeyen büyük sarı olan ise Topinambur (Heliantis Tuberosus), son olarak ta, küçücük sarılar, güzel kokulu olan birsürü üzümtanelisi de Kanada Goldrutesi (Salidago Virgaurea). Her üçü de aynı aileden.” diye açıklar.

Defterleri yazmaya 10 Mayıs 1913 başlamış. Yaşamı boyunca hiçbir tartışmadan geri adım atmayan Rosa Luxemburg, 1907 yılında, kendisi üzerine bir anısını anlatır. “Birdefasında küçükken, bir gülün nasıl açıldığını merak ettim. Kımıldamadan tomurcuğa bakarak, bütün gün saksının başında oturdum. Tabi ki tomurcuk hiç kımıldamadı. Ben de huysuz bir şekilde yatağa gittim. Ertesi gün onu açılmış buldum.” İşte onun bu bilme merakı, yaşamının son anına kadar sürdü.

Şu içtenliğe, şu dürüstlüğe bakın. Gene kendi ağzından: ” Bana Dünya, Parti, iş önemsiz gelip, bütün benliğimle, bütün heyecanımla, gecemi, gündüzümü en sevdiğim şeye botaniğe ayırmış olmakla öyle mutluyum ki.” Bu satırları yazdığı 1917 yılında, hapishanedeki tek dostu gene bu Kurutulmuş Yaprak, bitki defteridir. Bu defter onun “dışarı” ile ilişkisidir.

İşçileri savaşa karşı kışkırtmaktan, askerliği reddetmeye teşvikten 1915 gene tutuklanır. 1915-1918 arası tanınmış Spartaküs Mektupları’nı kaleme alır. Bu arada Rus Devrimi ile Alman Sosyal Demokrasisi üzerine fikirlerini yazar. Ayrıca, Rus şairi Wladimir Korelenko’nun şiirsel yaşam öyküsünü almancaya çevirir. Ama Kurutulmuş bitki, yaprak defterini asla unutmaz.

Bu defterler, hangi koşulda olursa olsun, koşullar ne kadar kötü olursa olsun, direnen, yaşama tutunan, güçlü bir insanın, herşeyden önce güçlü bir kadının yaşam belgesidir. Ne için savaşmaya değer olduğunu, bir kırsalda durup ciğerlerine temiz hava çekerken, özgürlüğü tadımsamanın ne olduğunu bilen bir kadının yaşadığı, dünyamıza renk kattığının belgeleridir.

Luise Kautzky’ye yazdığı mektupta:” Böyle yaparak, kendimi bununla sınırlamak, asla aktif, düşünsel bir yaşam sürmek istemediğimi söylemek istemiyorum. Ben sadece, bununla BİREYSEL MUTLULUĞUMUN tamamlandığını, böylece tüm acılara, kavgalara karşı silahlandığımı söylemek istiyorum.”

Kısaca, uğruna savaşılacak bir dünya var demek istiyordu. O dünya da, bütün bitkileri ile canlıları ile uyum içinde olabileceğimiz doğal çevremizdi.

Son olarak gene Luise Kautzky’ye yazdığı mektuptan: ” Benim için yaşamın ne kadar kısa olduğunu, üstelik daha ne kadar çok öğrenilecek şey olduğunu düşününce korkuyorum.”

Evet. Bir devrimci, bir insan, dahası bir kadındı Rosa Luxemburg.

Anısına saygı ile.

Duisburg, 01.09.2016

Not.: Bu yazı 18.09 16 tarihli Die Zeit’ta yayınlanan Judith Scholter’in “Kırları yağmalayın!” başlıklı makalesinden yararlanılarak yazılmıştır.

This entry was posted in: Edebiyat, Makale, Türkçe, Yazı Dizisi

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s