Röportaj, Türkçe
Leave a Comment

Divine Queer Film Festivali: Murat Çınar’la Söyleşi

5.jpg

Murat Çınar, çift anadilli bir gazeteci. 2001 yılından beri İtalya’da yaşıyor. Taksim Pera’nın iki adım ötesinde, Yahudi ve Ermeni mahallelerinin arasında büyümüş. Kısa bir süre Uluslararası Finans eğitimi aldıktan sonra kendini İtalya’ya atmış. Finanstan kendini bir şekilde kurtarmayı başaran Çınar, gazetecilik eğitimi almak üzere önce Siena’ya ve daha sonra da Torino’ya yerleşmiş ve sonuçta kendisini Dams’ta (discipline della arti, della musica e dello spettacolo / sanat, müzik ve gösteri bilimleri) bulmuş.

11098261_936080213079644_4215140699258097133_n.jpgHâlâ ve sürekli olarak gazetecilik yapıyor, fakat zaman içinde video, video düzenlemeleri, fotoğraf ve internet pazarlamacılığı ön plana çıkmış. KaosGL, BirGün, Bianet, Sol ve Sendika gibi platformlara/gazetelere yazıyor. Karşı Radyo’da ve Gezi zamanında da ÇapulTV’de birer senelik programlar yapmış. Glob011’in kurucularından ve İtalya’da da BabelMed, Manifesto, E-il mensile, Prospettive ve Pressenza’ya yazmaya devam ediyor.

Özellikle siyasi haklar, İtalya’da göçmenlik, Orta Doğu uluslararası politikaları, şiddetsiz politikalar, şiddet ve ayrımcılık karşıtı, anti militarist hareketler üzerine çalışıyor. Şimdiye kadar, çalıştığı konular üzerine iki kitap hazırlamış: Una guida per comprendere la storia contemporanea della Turchia ve Perché in Turchia non può esistere una stampa libera? İsimlerinden de anlaşılacağı üzere araştırma kitapları modern Türkiye tarihini daha iyi anlayabilmeye ve medya özgürlüğüne yönelik.

Sanırım Kopuntu sayesinde tanışıp çok sevdiğim arkadaşım Murat’ı bu kadar anlatmak yeter. Gelelim söyleşimizin asıl konusu olan Divine Queer Film Festival’ine.

Divine Queer Film Festivali’nin, yani DQFF’in üçüncüsü 10-11-12 Kasım 2017 tarihleri arasında Torino’da Laboratoi di Barriera’da gerçekleşti. DQFF sürekli değişim içinde olan cinsiyet, farklı yetenekler ve göç konuları üzerine eğiliyor. Toplam 12 ülkeden 21 filmi biraraya getiren DQFF, 2009’da kurulan Taksim Derneği’yle işbirliği yapıyor. Festivalin sitesinden ve facebook sayfasından, programa ve diğer tüm detaylara ulaşabilirsiniz.

Biraz daha anlatırsam, söyleşiye yerimiz kalmayacak…

Sözü Murat’a bırakıyorum.

6.jpg

Önce senden bahsedelim istedim. Ben seni tanıyorum, ama ne yapıp ettiğini en iyi sen anlatırsın. 2001’den beri İtalya’da yaşıyorsun ve İtalya’da sivil haklar ve göçmenlik gibi konular üzerine uzmanlaşmış gazetecilik yapıyorsun, ama bunların hepsi zaten web sitende yazıyor. Sen kendini nasıl tanımlarsın?

Gazeteci olarak hayatını daim ettirmeye çalışan bir insanım. İki dil kullanarak yapıyorum bu işi bazen İngilizce de işime yarıyor. Yerel ve ulusal televizyon kanalları, radyolar, dergi ve gazeteler için serbest çalışıyorum. Son senelerde de Pressenza adlı bir haber ajansı ve Caffe’ dei Giornalisti adlı bir basın özgürlüğü gözlem merkezi için çalışıyorum.

 Ya kitapların? Türkçe’ye çevirmeyi düşünmüyor musun? Bak ne kadar çok çevirmeniz burada!

 Türkiye’de bilinen ama burada bilinmeyen şeyleri anlatıyorum ben. Bir çok sebepten dolayı Türkiye’de konuşulmayan şeyleri birleştirip insanlara gündelik duydukları haberlerin arkasında neler olduğunu anlatmaya çalışıyorum. O nedenle Türkiye’de bu çalışmaların tercümesine değil daha özgür çalışma ortamına ihtiyaç var.

Taksim Kültürel Derneği’nin kuruluşunu ve 2009’dan başlayıp bugüne kadar gelen bu süreci biraz anlatır mısın? Taksim Derneği yapıyordu, neden bir süre atıl kaldı?

2009 yılında İşçi Filmleri Festivali’nin İtalya ayağını yapmayı kararlaştırdık bir kaç arkadaşla. O zaman kuruldu dernek. İki sene üst üste yaptık ve dernek durdu sonra. 2014 yılında ise Achille ve Sandeh ile Divine Queer Film Festivali’ni organize etmeye karar verdik. Ve bugün üçüncü yaşını kutluyoruz festivalin.

Yani 2011’de faaliyetler biraz durdu?

Evet çünkü çok hızlı çalışan, başka işleri de olan ve bu işlerden anlamayan bir topluluk olarak çalıştık ve sanırım bu enerjinin yok olmasını sağladı. Bir de bazısı göç etti, bazısı çoluğa çocuğa karıştı derken…

Pembe Hayat’la ortak ne gibi projeler gerçekleştirdiniz?

 Ben, Achille ve Roque, Sandeh’in filmini Ankara’ya götürdük 2014 yılında. Seks işçileri için yapılmış bir panel içinde gösterimi yapıldı. Orda tanıştım Pembe Hayat ile. Sonra iki kez DQFF’e geldi başkanları Buse ve bir kez de Trans Freedom March için geldi Buse Janset ile böylelikle 2014’ten beri Torino Pembe Hayat’a abone oldu.

Festivalin teması, arka planı ve ana fikri hakkında biraz konuşmak istiyorum, çünkü hem ilginç, hem de diğer LGBTI+ ve Queer festivallerinden ayrılan bir tarafı var. Öncelikle şuna cevap alayım, Mario Mieli kimdir? Ve bu festival neden ona ithaf ediliyor?

Mario Mieli belki de İtalya’da ilk queer teorisini yayan kişi oldu. Yaklaşık elli sene önce yazdığı kitabı ile de gay ve lezbiyenlere translara bakış açıları konusunda bir eleştiri getirdi. Kesinlikle hem fiziksel hem de zihinsel sınırlar konusunda çok kafa yormuş ve üretim yapmış bir insan. Lgbt hareketinin siyasileşmesi belki de FUORI adlı kollektifin kurulmasını sağlayan insan olarak tanımlayabiliriz. Bu sebeple biz çok sevdik onu.

3.jpg

Peki, filmin Queer’ini anladım da, Divine’ını biraz daha açıklayabilir misin?

Aklımızda herkesin bildiği bir queer festival yapmamak vardı. Biz ırkçılığa, ayrımcılığa, fiziksel ve zihinsel sınırlara karşı bir şey yapalım ama bir o kadar da olumlu pratikleri yayan bir şey yapalım vardı aklımızda. Çok dolu etraf bunalıma sokan lgbt filmleri ile ve lgbt film festivallerinde de bu insanların haklarının sanki diğer insanlardan farklı olduğunu enjete etmeye çalışıyorlar zihinlere. Ki böyle düşünen çok lgbt veya göçmen var, örneğin. Buna karşı gitmek ve herkesi katmak bizim queer görüşümüz. Ve böyle olduğumuzdan dolayı kendimizi divine tanımlıyoruz.

Divine, kutsal demek aslında. Sen de ırkçılık karşıtı olan duruşlara böylece bir nevi kutsal demiş oluyorsun, değil mi? Peki kutsallık ile insan hakları, mistik ile gerçek arasında salınan bu gel-gitte bir sıkıntı görüyor musun? Şöyle anlatayım, faşizmin ve muhafazakarlığın büyük kısmı (hatta neredeyse hepsi) temelde bilimin dışında kalan alana, inanca, toplumsal kurallara, toplumsal beklentilere ve buna benzer şeylere dayanır, bunları merkezine alır. Irkçılık karşıtlığını kutsal ilân etmek, sence, metodolojik olarak muhafazakarlığa benzemiyor mu?

Hangi mistikle alakalı olduğunu bağlı. Eğer şiddet ve ayrımcılık doktrine eden kutal inanışlardan bahsediyorsak onlar dediğin gibi çok zarar verdiler ve tarihte hep kendi dünyevi temsilcilerini yarattılar ve dünyada bazı insanlar onlardan feyz aldılar. Bizimkisi ise daha ziyade Hinduizm’de veya Taoism’deki kutsallık. Yani insanların yüzlerce yıl önce cinsiyet farkı konusunda dert etmedikleri, tanrılarının bir çoğunun cinsiyet farkının olmadığı, halen bugün fiziksel ve dünyevi hayatta ırkçılık, ayrımcılık ve cinsiyet üstünlüğüne inanmayan insanların yaşadığı kutsallıktan bahsediyoruz. Nitekim bu sene gösterdiğimiz ve özel ödül alan The Thinking Body bu vizyonu çok net özetliyor.

Bu bağlamda, Divine ve Queer fikirlerine geri dönelim. Festivalin ana fikri olan 2.jpggöçmenlik ve engellilik ile Queer’i hangi unsurlarla birleştirdiniz?

Esinlendiğimiz ve temel aldığımız mistik kültürlerde insanların davranışları ve ruhları arasındaki bağlantı bizim tanıdığımız ve algıladığımız gibi değil batıda. Bireylere farklı bir şekilde ve bakış açısı ile değer verilirken dünyayı ve evreni oluşturan gerçeklerden izole etmeden sevilmesi anlatılıyor. Tabii ki bariyerler, hem zihinde hem de fiziksel olarak gündelik dünyevi hayatta var, ancak bunlardan öte bir de insanın ruhu var. İnsan bununla tanıştığı ve seviştiği zaman korkularını ve içindeki siyahı da beyazı da tanımış ve sevmiş oluyor. Bizce eşcinsel olmak engelli olmaktır, heteroseksüel olmak eşcinsel olmaktır veya göçmen olmak yerli olmaktır. Bu bakış açısında eşitlikçi ve karşılıklı anlayışa bağlı bir okuma yapmak asıl barışçıl iletişimi sağlamak için önemlidir. Böylelikle queer vizyonumuz doğdu.

İtalya’daki dezavantajlı grupların durumundan biraz bahsedebilir misin? Mesela benim bildiğim kadarıyla, LGBTİ ve queer grupların iç yapısındaki hiyerarşiler ve güç dengeleri bile İtalya’daki durum Türkiye’den çok farklı.

Tabii ki egemen hetero-cis erkek ve dinsel inançlı bir toplumdan bahsediyoruz. Geçmişi ve bugünü tüketim ve hiyerarşiye dayanan bir toplum. Burada tutarlılığı ve sadakati sürekli tutmak çok önemli yönetenler için, ve onlar gibi olma illüzyonunda olan ve aristokrasi ve burjuvaziden uzak olanlar için. Bu sistemde melodiyi bozan ve resmi delenlere yer kalmıyor pek. Rutinden veya kurumsal öğrenimden farklı olanlar dışlanıyor bir çok kez. İtalya’da da pek farklı değil durum. Az çok trans bireyler için de göçmenler için de çok güzel bir hayat söz konusu değil.

İki ülke arasında tabii ki lgbt hareketi tarihi ve yapısı gereği farklılıklar var. Uzun bir konu bu. Ama kısacası kazanılmış veya hediye edilmiş bir kaç önemli hak sayesinde olumlu veya olumsuz şekilde doğan farklılıklar var. 

1.jpg

Türkiye çoğunluğu İslam kurallarıyla yaşadığını iddia edenlerle dolu. Türkiye’deki muhafazakar, baskıcı, dışlayıcı ve ırkçı nefret söyleminin bir kısmı haklı olarak hep İslam’a yorulur. Peki aynı şeyi Katoliklik için de söyleyebilir miyiz?

Tabii ki Katolik kilisesine sadık veya bağlı cemaatler, siteler, radyolar, televizyonlar var nefret söylemi edinen veya açıkça homo-transfobik. Ancak genel itibariyle Türkiye’ye nazaran daha sakin bir durum var. Bu bahsettiğim gruplar azınlıkta denebilir. Unutulmamalı ki ülkenin kuzeyi ve güneyi çok farklı birbirinden.

Festival 12 Kasım’da bitti. Peki nasıl geçti? İlk seneden bu seneye katılımda ya da heyecanda bir farklılık var mıydı?

İlk sene 60 ila 80 kişi iken dolu salonumuz bu sene rahatlıkla 250 kişi üstüne çıktık. Basından da çok ilgi gördük. Önemli festivaller bizi izleyecilerine tavsiye etti ve çok güzel yeni, ve önemli filmleri ilk gösteren olduk. Müzik, konuklar, yemek, ödüller derken 3 gün su gibi geçti.

Bu festivalin diğer festivallerden farkı nedir sence? Yani birini, diğer Queer film festivallerine değil DQFF’ye gelmesi için ikna etmeye çalışıyorsun diyelim. Ne dersin?

Biz insanlara geçişken ve akışkan bir şekilde mücadele ettikçe herkesin kurtulacağını anlatmak istiyoruz. Kalıplardan ve tabulardan uzak ve önemli olumlu gerçeklikleri irdeleyerek. Mücadele eden ve kazanan insanlar var, bunları tanıdıkça kendimizi aile hisseder ve daha güçlü oluruz. DQFF ‘e inanç dolu bir mutluluk almak için gelmelisiniz.

 

Söyleşinin İngilizce’sini buradan bulabilirsiniz.  İtalyanca’sına buradan ulaşabilirsiniz. 

 

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s