Buradayım, öylece duruyorum., Deneme, Edebiyat, Türkçe
Comment 1

Kafam karışık. Söylemiş miydim?

5286215970_98bd9efc92_o

İllüstrasyon: Lovelorn Poets

Bugün göz doktoruna gittim. Ara ara taktığım gözlüğümü sürekli kullanmam gerektiği konusunda ısrar etti. Beyin, gözün düzgün görmediğini tamamlasa da bunun bir yük olduğunu, düzenli gözlük kullanmaya başlarsam hiç fark etmediklerimi de göreceğimi söyledi. Beyne giden verilerin yüzde altmış beşi görmekten geçiyormuş. Gözlük kullanmak istemiyorsam lens de kullanabilirmişim.  Birçok tercih –aracısız, gözle mi görmeli, beyne mi bırakmayı görmeyi–, birçok yöntem –gözlük mü lens mi? Ne ilintisi var burada olmakla, öylece durmakla? Hiç.

Şimdi müzik dinliyorum. Bir odada çamaşır kuruyor, mutfak masasında ben. Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım, unutma beni, unutama beni. Ben nasıl ki unutmadım, sen de unutma beni. Ne ilintisi var şimdi burada olmakla, öylece durmakla? Hiç.

Yurt dışından yeni döndüm. Dağınık. Bavulum hâlâ ortada. Şu an bilimkurgu romanı okuyan kocam bundan şikayetçi. Nasılsa üç güne tekrar gideceğim, açıklamam bu, kendime de ona da. İşin aslı, dağınığım, hep öyleydim. Koca mı eş mi demeli insan birlikte olduğu kişiye, kafam karışık. Kim kiminle eş, niçin olmalı? Beraber olunan kişinin cinsiyeti baştan konulmalı mı koca diyerek: Merhaba, ben heteroseksüelim. Ne ilintisi var bunların burada olmakla, öylece durmakla? Belli ki, hiç.

Gerçi ne anlatayım? Beyoğlu’nu mu anlatayım, Kadıköy’ü mü? –Semtlerin safra gibi kişiyi kusması. Şimdi evin her odasını ayrı semt imlediğimi mi? Artık bu sınırların dışında daha çok arkadaşım olduğunu mu? Skype’ın yaşamımdaki yerini mi? Sanırım gözlük takacağım. Belki lens. Ama bırakmayacağım beynime imgeleri tamamlasın. Yorgun çünkü. Ya çabuk yorulanlardan ya da haklı nedenleri var.

Bir dostum hep, Bir şeyin hikâyesi gerçekten daha değerlidir, der. Belki öyle, ama ben ne gerçeğimi anlatacağım ne de onu hikâyeleştireceğim. Ne de sertleştireceğim dilimi, tam tersi, risklerden, baskılardan söz etmeyeceğim. Sanırım ben bir okur olarak bunları okumayı şu an tercih etmeyeceğimden yapacağım bunu. Hepimizde açık bir yara var. Kaşımaya gerek yok. Hassasiyetler, yerli yersiz, kurcalanmasın.

Öfkem de yok beklentim de. Hıçkırık düğümlenmesin kimsenin boğazında. Unutsun beni unutayım onu. Biraz zaman tanısak belleğe, güzel bir unutuluşa dönüşür, der Çevat Çapan “Burç” şiirinde. Doğru. Bazı şeyleri anımsayabilmek için bellekte yer açmalı, bazı şeyler de unutulmalı, beyin zorlanmamalı çok, gözlük takılmalı, göz görmeli, elinden geldiğince de, hikâyesiz, aktarmalı.

Hikâyesi gerçekten daha değerlidir. Belki doğru. Ama gerçek gerçektir. Gerçekse. Onu bilmiyorum. Bence kimse de bilmiyor. Sandıklarımızdan öte olmalı gibi geliyor gerçek. Belki de değil. Bildiğim tek şey var. Göze izin vermek gerek ki görsün. Beyin, kendi bildiğiyle doldurmasın boşlukları. Yüzde altmış beş içinde dönen bir girdap olmasın. Göz görsün, kafa gözden gelenlerle karışsın. Kafa karışıklığı iyidir. Kendi yarattığı imgeleme sıkışmasından iyidir.

Buradayım, öylece durmuyorum. Buradayım, duruyorum ve bakıyorum. Hikâyeyi değil, gördüğümün bana söylediğini gerçek alıyorum. Belki bu da yanlış. Kafam karışık. Söylemiş miydim?

1 Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s