Deneme, Edebiyat, Türkçe, Yazı Dizisi
Comment 1

Tinin Metafonisi-1: Ruhun Bir Çırpınışı

Diler Ezgi Tarhan

dilertarhan1

Bekleyişlerimiz. Özlemlerimiz. İçi oyuk, dışı kabuk yaralarımız. Işığı gördüğümüz hava deliğinden sızan soğuk. Bir elimizde küçücük bir çocuk eli, masum; bir elimizde ayrılık. Bir gözümüz yerde, bir gözümüz gökte. Duaları hatalara mec etmişiz. Nasıl olur da yakışır çaresizlik, haklılığa? Nasıl olur da yaraşır riya, rüyaya?

İnanması güç. Aldanış, kepazeliğin hayat adı. Nerede bir mum yakacak olsak, ortalık yangın yeri. Havasız bırakmak gibi ateşi, birbirimizi susturmak için döktüğümüz dil… Söndürmek ister gibiyiz yangınlarımızı, nefes aldırmayarak birbirimize… Dinlememek ya da tahammül edememekten beteri: Kayıtsızlık. İşitip de ciddiye almamanın en az öfke kadar uç bir şiddeti var. Çiçeklerin açmasına aldırış etmeden mevsimleri böceklendirir, insanın içinde yürüyen ukalalık… Olanakları olağanlaştırmakla olağanüstü olur olanaksızlık…

Boşluk, tuzsuz bir çorbaya benzer. Tuz kendini arar da bulamaz, çorbada tadı olsun isterken. Kaybolur düşünürken arayışlar, kendini bilmez çırpınışlarda. Zihnin ücra köşelerinde aranan yol haritaları. Sezgiler ve kokular. Şimşek gibi çakan görüntüler. Hissizlik. Adını koyamadıklarımız birikir. Ter olur akar alnımızdan isimsizliklerimiz. Kimliksiz bir kartvizittir artık sevdiklerimizin yakasında, bir kırmızı karanfilin boyayamadığı siyah-beyaz resimcik… Vicdani ret ölüme ve kanamış çaresizlik. Susamış sessizlik ikliminde çıt çıkmaz, söz susar. Çığlık çığlığa sağırlaşır sustuklarımız. Bakışlar birbirini suçlar. Bir el bir omza konulur ve dünya yeniden kurulur. Sonra yine ‘çırpınışlar’… Ah Türkçe’nin kendinden geçen, çabaya uşak, umuda aşık sözü… Ah çırpınmakla yıkıldıklarımız. Ah çırpınmakla yol aldıklarımız. Ah her şeyi bir mücadeleye dönüştüren şu kısır girdap. Suyun döne döne tükendiği bir delik, banyo suyunu bir lağıma koşturan. Su gibi akan ömürlerimiz, yaşamlarımızı ölümle buluşturan… Yarınları sel götürmüş. Tutunacak bir an bulunamamış.

Peki ya dünlere yıkılmış zanlar? Peki ya kabahatlerimiz, ne idiği bilinmeksizin hayatımızın ortasında duran? Peki ya pişmanlıklarımız? Peki ya lütufkar üşengeçliklerimiz? Peki ya kuşlar, hazmederek uçan? Uçmak yükü olmasa da durup dinlenip konan… Rüzgarları kanatlarında taşıyan ve nefeslerini kilometrelerce uzağa uçuşturan…

Hazmı zor bir yaşam bizlerinki. İnsanoğlu tuhaf. Sindirim sistemi kara delik gibi. Her şeyi yutan bir nefs, her şeyi unutan bir hafıza… Düşünmenin tüm aşağılık getirilerine rağmen neden yüceltildiğini anlamak güç. Farklılık, üstünlük demek midir illa? Ve dilsizlik, çaresizlik? ‘Düşünmeyen’ (!) hayvanların unutamadığı ve gözlerinin içine baka baka öldüğü anıları var. Bizimse en büyük yorgunluğumuz, unutmak. Düşünmemiz, gözardı etmek ve görmezden gelmekle meşgul. Uyumak ve uyanmak. Gece ve gün. Birbirini kovalayan saatler. Döngüsel bir ödül-ceza oyunu. Tekrar eden bir hayat. Dönen bir dünya. Sorusuz bir yanıt. Cevabın soruya değil, sorunun cevaba uygunluğunun önemsendiği bir devir. İnsan, kendi içini yiyip bitiren bir kurt. Kendi kendini tüketen bir ruh. Olanı keşfettikçe olmazı icat eden…

Dünya, elma. Elmayı yiyen Adem, dünyayı tüketmek üzere var eden nefs, yaşamı evrene zehreden… Sonsuzun bittiği yerde başlayan bir matem. Biraz sabun. Biraz da tövbe. Sövgüye dövgü bakışlar. Birbirinin gözbebeğinde kendini görmez olan kör oluşlar. Dalışlar, dalıp dalıp gitmeler göremediklerine… Ve iç çekişler, yaşayamadıklarına tüm nefesiyle can aldırmaya çalışır gibi… Oysa bir delinin gerçekliğine inebilecek kadar uçabiliyor olsaydık, çocuk kalırdık. Büyüdükçe kötürüm kaldı ruhlarımız, kanatlarımızdan asılı kaldık gökyüzüne. Hayallerimizi gömerek kök saldık toprağa; kökleşerek köreldi gözlerimiz aydınlığa… Bir özlem gibi kovaladı çocukluğumuz bizi uçuramadığımız uçurtmaların ardı sıra ve bir paraşüt gibi çöreklendi üzerimize gerçeklerimiz, düşlerimize yenilerek… İnsanlığımızdan yüksüzleştik yasakladığımız şarkıları dinlemeyerek ve okumayarak kırmızı çizgilerimizi umutla… Bir diğer insanı ve bir diğer hayatı yaratmakla geçti ömürlerimiz, kendi tükettiklerimizle avunmakla… Yazmaya muhtaç kaldık yakaladıkça sözleri, uçup gitmeden usulca… Şimdi yeni bir bulut, yüzü suyu hürmetince, çuvaldızı kendi canında… Sonrası imdat, yarınlardan öfke çalan kibrince bugününün doygunluğuna…

Dünyanın en zor şeyi, ne istediğini bilmek… Amacını saptamadan yöntemini bulamıyor insan, daha doğru yaşamanın… Su gibi akan ömrün, eğim verilmemiş zemininde her yere yayılan sığ bir yaşama, bizlerinki… Oysa hayata mana biçmek, nehirlerini akıtmak demek tek bir yöne, yaşamın tüm anlam dokularının… Oluk oluk çağlamak tek bir kanaldan, olmak istediği ben’e koşturmak tüm atlarını… Olduğumuz ben’den kurtulmaya çalıştığımız her an, olmak istediğimiz ben’den bir adım daha uzaklaşıyoruz oysa… Hedefimiz kendimizde, bilmiyoruz. Yakalamaya çalıştığımız kendimiziz, göremiyoruz. Yetişemediklerimizden ibaret varışlarımız. Artırdıklarımızı, tükettiklerimizi biriktirerek elde ediyoruz. Artırmakla arttırmak arasındaki fark ne, bilmiyoruz. Fazlalıklar yetmiyor ruhumuzu doyurmaya, tükettikçe çoğalıyoruz. İnsan neden satın aldığı şeylerin fişlerini biriktirir ve atar ki zaman aşımına uğradıkça? Neyi ne kadar tükettiğini bilmek, insanın en gürültülü imdat çığlığı… Doymuyor ve hiçbir şeyle tatmin olmuyor olması ise kendine gönüllü sağırlığı… Anlık heyecanlar, anlık hisler, anlık öfkeler, anlık vaatler, anlık talepler; sonra vay efendim lanet olsun kapitalizm! Her anımızı bir ömrü tüketircesine iştahla sömürelim, sonra da ömre sığmaz an’lara hasret ölelim.

Kendimize sağırlaşmış, dakik olmak telaşesinde kendimize gecikmişiz. Belimizi bükmüş yalanlarımız yine de susmuşuz hakikatten yana… Yanımıza kâr kalan, yanılsamalarımız olmuş ve bir de dolandırdıklarımız… Müziği çalmışız her şeyden önce doğadan, sonra fikri çalmışız birbirimizden ve sözü çalmışız dilden… Para zaten, kimsenin… Kimseden çalınmış ve kimseye adanmış bir azap yalnızca… Saf ve yalın olmaktan çiğliği anlar olmuşuz. Dünlerin köpük köpük yıkadığı yarınların gerçeğinde boğulmuş su gibi akan zan’larımız… An’ı yakalamaya çalışırken uçup gitmiş bugünlerimiz akıp giden zamanın kuytularında… Oysa belirsizliğin yaşamı kısırlaştırdığı yerde, bir amaç ışıtır, insanın tüm buhranlarını; duymamışız. Amacı nedir yaşamanın, sormamışız. Kayıtsızca tüketmişiz ömürlerimizi, yiyip içmekten ibaret olmuş yaşamlarımız, sorgu-suali kapı dışarı etmişiz tükettiklerimiz kokarak ve olmadıklarımıza örtünmüşüz, sığ sularda vurgun yiyerek… İnsanların birbirlerinin sularına karışmasının manasını çözememişiz.

 

This entry was posted in: Deneme, Edebiyat, Türkçe, Yazı Dizisi

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

1 Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s