Makale, Türkçe
Leave a Comment

Gezi: Bir Türkiye’ye Aidiyet Hikayesi

gezi hakan.jpg

Burag Mikael Peksezer’in Türklüğüm ile Nasıl Barıştım yazısını okurken muhtemelen memleketten kopan giden her bir birey gibi benim de belli bir noktada bir iç hesaplaşma yaşayacağımı hissetmem uzun sürmedi. Galiba şimdi benim zamanım.

Senelerce farklı ülkeler arasında gitttim geldim; kendimce bir şeylerden kaçtım durdum. Kaçamadığım tek şey, Türkiye’de 80-90’larda yetişmenin de vermiş olduğu etki ile, Türklüğüm oldu. Ne zaman tanıştığım insanlara Türkiye’den geldiğimi söylesem siyasetten futbola, edebiyattan kebaba binbir türlü alakasız soru, yorum ve hatta suçlamanın muhatabı oldum. Apolitik yetişmiş biri olarak Avrupa’dan Türkiye’nin nasıl görüldüğü çok umrumda olmamıştı. Herhangi bir Türk takımının başarısında neden hunharca sevinmem gerektiğini hiçbir zaman tam olarak anlayamamıştım. Orhan Pamuk’un Nobel alması benim hayatımda hiçbir şey değiştirmemişti. Ama ne zaman ‘I am from Turkey’ cümlesi ağzımdan çıksa kendimi Türkiye ile ilgili alakalı alakasız – ve zaman zamanda yeterli bilgimin olmadığı –  bir konuda konuşurken buluyordum. Asıl mevzu ise benim içimde yaşadığım ikilemlerdi. Bir yandan bireyciliği ön plana çıkartan bir yapım vardı ve bunun bana belli bir noktada ‘Avrupai’ bir hava kattığını düşünüyordum ve bu, çok hoşuma gidiyordu.

Lakin unutulmaması gereken nokta sonuç olarak ben de müthiş eğitim sistemimizin ürünü olan bir gençtim. Vatan, bayrak, cumhuriyet falan diyince benim de içim biraz kıpır kıpır oluyordu. Demek ki 5 sene boyunca varlığım Türk varlığına armağan olsun diye hergün tekrar etmek biraz işe yarıyordu. Bu gel-git senelerce devam etti. Bu arada Estonya’ya taşındım.

Ama bir yandan da Türkiye’yi mümkün olduğunca takip ediyordum. Türkiye’deki siyasi ve sosyal ortam benim bildiğim ve bir şekil aidiyetlik hissettiğim durumundan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlamıştı (neyin iyiye, neyin kötüye gittiğini tartışmak muhtemelen sayfalarca sürecek başka bir yazının konusu olacaktır). Türkiye’den zihinsel uzaklaşma durumu aslında bir süre için bana iyi geldi. Estonya’da herkes kendi halinde yaşıyordu işte. Türkiye, artık benim bildiğim yer olmaktan çıkmış ve birisi Türkiye dese artık konunun muhattabının ben olamayacağını iyice kabullenmiştim.

Derken, Gezi oldu. Önce eşin dostun sosyal medya hesaplarında heyecanlı, öfkeli, isyankar mesajlar okudum; gelip geçer dedim. Bunca zamandır harekete geçemeyen bizleri, ne harekete geçirebilecekti ki? Sonra insanların Taksim’e Kızılay’a gitme çağrılarını okudum; gitmezler herhalde dedim. Benim gibi insanlar buna cesaret edebilir miydi? Sonra birer birer insanlar Taksim’den, Gezi’den Beşiktaş’tan fotoğraflar paylaşmaya başladı. Önce tek tük fotolar vardı. Sonra senelerdir bir arada görmediğim onlarca dostun fotoları paylaşılmaya başlandı. Hepsi ne yapıyordu orada? Şaşırdım, heyecanladım… Kafam karıştı. Ne olduğunu anlayamıyordum ama iyi bir şeyler oluyordu sanki. Bir şeyler değişiyordu.

Derken İstanbul’dan Ankara’dan dayanışma fotoğrafları akmaya başladı. Kıskandım. Orada olamadığım için kıskandım. Hem de çok kıskandım. Her kesimden birbirinden güzel insanlar birbirlerine yardım ediyor, destek oluyor ve birbirleri için mücadele ediyorlardı.

Çevremdeki insanlar bana Türkiye’de neler oluyor dediği zaman ilk kez gerçekten konuşmak isteyeceğim bir şey vardı artık. Devlet retoriğinden uzak, medyanın dayatmalarından bağımsız, gerçekten benim gibi insanlardan gelen. Dilim döndüğü kadar, bildiğim kadar anlattım. Taksim’i, gaz maskelerini, duvar yazılarını, tomaları, Çarşı’yı anlattım. Ali İsmail’i, Ethem’i, Berkin’i anlattım. Kendi arkadaşlarımı anlattım. Onlar ile ne kadar gurur duyduğumu anlattım.

Uzun bir aradan sonra ilk kez Türkiye’ye gitmek için can atıyor, İstanbul burnumda tütüyordu. Dayanamadım gittim. Hoş, biraz geç kalmıştım. Protestolar sakinlemişti. Ama insanlarla konuştukça aslında hiçbir şeyin bitmediğini ve Gezi’nin gerçekten ne olduğunu anladım. Gezi’nin yarattığı sinerji, dayanışma ruhu ve mücadele arzusu bakiydi.

Gezi’nin üzerinden dört sene geçti. Artık bana nerelisin diyen herkese hiç kaçınmadan Türkiyeliyim diyorum. Türkiye’yi soran herkese Gezi’yi anlatıyorum. Türkiye’ye gittikleri zaman ne kadar güzel insanlar ile tanışacaklarından bahsediyorum. Gezi’nin sadece Türkiye’de olmadığını dayanışmanın, mücadelenin ve de insanlığın her yerde olduğunu anlatıyorum.

Artık kendimden kaçmıyorum.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s