Deneme, Türkçe
Leave a Comment

A-la-amerikana: Çömmeli Gömmeli Çözümler

Can Evren

Sanıyorum bir iki yıl önceydi. Fani dünyadaki kısıtlı vaktimizi en verimsiz nasıl harcarız sorusuna kafa yorarken bulduğumuz en ihtişamlı yanıt olan sosyal medyada boş boş gezinme faaliyetine gömülmüş, birtakım linklere tıklıyordum. Çokbilmişin teki bol keseden sallamış yine: Batı taklitçiliği yüzünden alaturka helalardan alafranga tuvaletlere geçen milletimiz, sıçarken doğru pozisyonda oturmadığı için insanların bağırsak sağlığı bozulmuş, kültür özlemiyle yüreğimiz, çömme özlemiyle bağırsaklarımız yanıyormuş. Yere çukur açmaktan oturarak etmeye geçtiğimizden beri ishal, kabız, kolon kanseri, basur, almış başını yürümüş. Şu frenk alışkanlıklardan bir silkinsek, kendimize gelsek, kültürümüze ersek, mutlu mesut sıçacakmışız. CIA ayağını denk al!

Bitmek bilmeyen Fatih-Harbiye çekişmesinin, Türkiye’nin bu zevksiz kültür kavgasının sanırım en pis konu başlığı bu hela meselesi. Geçtiğimiz aylarda İstanbul’dan Bursa’ya İDO ile gitmek için Yenikapı’daydım, Terminaldeki yepyeni mosmodern erkekler tuvaletinde beş tane kabin var, üçünü alaturka yapmışlar. Orta sınıf apartman ortamında büyümüş ben, ayak tabanlarını yere ustalıkla kilitleyip yere dengeli çömme terbiyesinden geçmedim çocukken. Alafranga büyüyen kesimdenim. Alaturka yüznumaralara mecbur kaldığım anlar, hep imtihandı. Çocukken tuhafsardım ve biraz zorlanırdım ama neticede becerirdim çatpat fakat şimdi diz sakatlığı, bel ağrısı, artık yer etmiş olan göbeğimin dar açılara tam sığmaması gibi sorunlar derken yerlimillidoğalçömme imtihanında çok fena sınıfta kalıyorum. Yapamadığım yetmezmiş gibi çattadanak kıç üstü helanın içine düşme, kültürüne yabancılar cemiyetine üye olmak şüphesiyle suç üstü yakalanma riski var. Kültür çukuruna saplandım söz öbeğini örneklemek istesem daha iyi bir sahne kurgulayamazdım.

Sözün kısası, Yenikapı İDO’da tuvalette alafranga kabinler azınlıkta ve girdiğimde bütün boş kabinler alaturkaydı. O boş kabinlere ve ortalarındaki engin çukulara bakıp, derinlerde beni bekleyen kayıp kültürüme kavuşma hayali kuramadığımda; gururla, caka sata sata o kabinlere giremediğim o tedirgin anda, ulan bu memlekette tuvalette azınlık olduk kaderde bu da varmış endişesine, hatta biraz daha ileri gidip yaşatmayacaklar bizi bu ülkede panikatağına bile kapıldım. ağlama melis! Fakat sonra dedim kendi kendime, yahu belki sadece alaturka kabinler boş çünkü milletimiz de bel ağrısı, obezite, diz sakatlığı derken aslında kültüründen, kimliğinden uzaklaşmış, sokakta alaturkaya sıçarsak şaha kalkarız diye nutuklar atıp sonra gizli gizli oturaklısını tercih ediyor. Allahtan bu ikinci düşünce imdadıma yetişti ki, hiç değilse bir ümit ışığı oldu.

Endişeli modern Yenikapı deneyimimden birkaç hafta sonra, akademik yıl başlangıcı vesilesiyle Amerika Birleşik Devletleri’nin Kuzey Karolina eyaletindeki, bir süredir akademik mevsim süresince ikamet ettiğim Durham şehrine geldim. Tuttuğum odaya yerleşmek üzere yeni evime girdim, çantalarımı koydum ve yoldan gelince alışkanlıktır, şöyle bir el yüz yıkayayım dedim, lavaboya girdim. İşte o an nutkum tutuldu, yeni bir yücelikle karşılaştım, memleketimin tarihine musallat olmuş çelişkileri kökünden, bir kerede çözebilecek, bir senteze aracı olup tarihi bir sonraki evreye taşıyabilecek o büyük buluşla tanıştım. Squatty Potty! Benim ona taktığım Türkçe adla söylersek, Çömmeli Gömmeli! veyahut diğer adıyla, yeni nesil a-la-amerikana hela. Bir tasarım mucizesi. Alafranganın altına yerleştirilen, basit, beşparaetmez plastikten yapılmış, yerden 15-20 santimetre derinliğinde bir ayak basma platformundan ibaret, ama öyle demeyin, koca bir kültür kavgasını çözmeye, insanın doğasında kusursuzca bulunan ama ortodontiye muhtaç Batı medeniyeti yüzünden yitirilen o altın sıçma açısını yeniden tesis etmeye muktedir. Resimden de anlaşılacağı gibi, sanki gizli bir güç, alaturkacılarla alafrangacılar arasında bir orta yol bulmak, Türkiye’nin en boktan kavgasını bitirmek için icat etmiş. Altın açı tam 72 derece; yani alafrangadaki 90 dereceyi al, alaturkadaki 54 dereceye ekle, ne etti, 144, böl ikiye, 72. Ahan da:

Image result for healthy posture toilet

Görseldeki reklam metninin Türkçesi şöyle: Çömmeli gömmeli 🙂 72 derece. Hem sağlam hem kullanışlı olan bu düzenek, doğal çömme pozisyonunda ulaşılan sıçma açısının tıpkısının aynısını yaratırken, alıştığınız tuvaletinizin lüksünden ve rahatından vazgeçmeniz de gerekmiyor!

Şimdi izninizle biraz antropolog bilim insanı şapkamı takıp, okuru şu çetrefilli antropolojik havuz problemiyle imtihan edeyim: Eğer çömerek 54 derece alaturka, klozete oturarak 90 derece alafranga ise, 72 derece düzenek a-la-amerikana mıdır? Acaba Amerikan pratikliği, metafizik kültür kavgamızı çözebilecek vaatler barındırıyor mudur? Peki, ister klozet açısında ister alaturka açıda yapmayı sağlayan bu çoktan seçmeli düzenek, insanın öyle AVM’den gömlek seçer gibi kültürünü seçebileceği anlamına mı geliyor? Tövbe estağfurullah, kaldır ayakları turka, indir ayakları franga. Kimse de etmenin anadili, anadini, batısı doğusu mu olur demiyor.

Helalara şarki garbi adlar vererek bir zamanlar toplumda önem kazanmış şehirli köylü uçurumundan ebedi ideolojiler yaratanlar olsa olsa ‘tam teşekkürlü’ bir kültür kavgasının kurnaz mimarları ve bu kavgada nafile çırpınmanın hazzından vazgeçmek istemeyen tarihehülyalılardır. Bazısı son kullanım tarihi geçmiş sözcükleri, alışkanlıkları, teknolojileri aslan gibi sahiplenir, üstüne üstlük onları da yanlış öğrenip yanlış kullanır, o daha doğaldı, bu daha bizdendi ve saire, oynaşıp durur metafizik bir özlemin ruh dalgalarında. Bu hasretli hülyalıların bazı yeni sürümleri ise işi abartıp, geçmişe yolculuk ederken kendini uzaklarda bulmuş, akrobat yogi duruşlarında edilmesi veya eski havası veren bir bağ evindeki detoks kampı sonrası amuda kalkarak büyük abdest alınması durumunda bağırsakların sekiz yüzyıl önceki dinamizmine kavuşacağı şeklinde çok daha iddialı a-la-hindistana çözümlere kapılamakta veya Ege Adaları’nın birinde sabahtan akşama kafaya acı zeytinyağı dikersen vücut kendi içinden yeni bir bağırsak seti sentezleyebilir hatta vücudun gıdaları atıksız tükettiği mükemmel geri dönüşümlü yeni sürüm bir vücut ekonomisine ulaşabilir inancına tutunmuş Akdenizli kafadalar ama kültür kavgasından haz alma bağımlılığından kurtulmuşa benzemiyor hiçbirisi. Bazı diğerleri ise olmuşa olmuş, tarihe tarih demekten başka destan bilmiyor ve bu destanın kahramanlarının kakası gelip tuvalete giden faniler olup olmadığı, pratik dertlere hiç kapılıp kapılmadıkları meçhul. Oturduğu alafranga klozette ebediyen gazete okuyabilecek, oturma odasında kıyamet kopsa oturmaya devam edebilecek olan “fazla kurcalamamak lazım”cılar bunlar.

Hiçbiri ama hiçbiri Çömmeli Gömmeli! düzeneğini gördüğümde hissettiğim yücelik hissini, tarihsel bir sentez heyecanını, basit sorunların yaratıcı, dahiyane, basit tasarımlarla çözülebileceğine dair bir imanı vermiyor. Al birini vur ötekine, diyorum sonra; kimse helanın frangası turkası olmaz demiyor, kimse ulan helalara yemeye içmeye sıçmaya millet biçmiş bir toplumdan bir bok olmaz demiyor. Bu hülyalılar cemiyeti kırk yıl düşünse bir Çömmeli Gömmeli icat edip, toplumu ferahlatabilecek ucuz, masrafsız ve etkili bir tasarım, basit soruna basit çözüm üretemez. Her şey olduğundan büyük, her şey tarihin derinliklerinden, her şey bütünlüklü…ya kökünden ya hiç bipolarlığında bir kültürel köktenciliğe saplanıp kalmış bir bataklık gibi ve kimse şuraya bir köprü inşa etsek mühendisliğine saygı duymuyor. “Kavga bitti, dağılın” isteğinden hoşlanmaz; “sokağa, yatağına, oraya buraya yapmasın da isteyen istediği şekilde yapsın” pratikliğine soğuktur; “geçelim arkadaşlar baydı artık” hallediciliğine gıcık olur; çünkü içinde debelendiği bütünlük meraklısı, kendinden emin, metafizik bok çukuru, çoktan vakumlamıştır son damla halletme iradesini. Kimse de arkadaş büyütmeyin şuraya bir platform ekleriz, isteyen alaturka isteyen alafranga eder, sorun çözülür demez, diyemez bu ateşli bok yolu kavgasında.

This entry was posted in: Deneme, Türkçe

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s