Month: August 2017

Turchia: inizia la vendita di giornali, radio e tv sequestrate

Sofia Verza Ha avuto inizio la vendita di aziende e organi di stampa sequestrati con l’accusa di avere dei legami con il movimento gulenista. Dopo le confische del 2015-16, lo stato è divenuto di fatto il principale magnate turco A partire dal 2015, e con più intensità dopo il tentato golpe del 15 luglio 2016, la Turchia ha posto sotto amministrazione straordinaria vari media e organi di stampa per via dei loro presunti legami con il movimento dell’imam Fethullah Gülen, considerato in Turchia organizzazione terroristica e mente del tentato colpo di stato. Di fatto commissariati, la loro gestione è stata affidata al Fondo di Garanzia del Risparmio (TMSF ). Come riferisce lo Stockholm Center for Freedom, il 20 giugno scorso otto di questi organi di stampa sono stati messi in vendita dal Fondo. Alcuni di questi sono all’asta, come le proprietà e le licenze di Can Erzincan, delle stazioni televisive Barış e Ört e dei giornali Nazar, Yerel Bakış, Turgutlu Havadis e Taraf. Da tempo gli osservatori che si occupano di proprietà, concentrazione e trasparenza …

Ist Demokratie im Anthropozän legitim?

Der folgende Text ist der erste Teil eines Working Paper. Er wurde bei der Tagung des AK Umwelt der Deutschen Vereinigung für Politikwissenschaft an der Universität Potsdam präsentiert. Wir freuen uns über kritische Diskussionen und Anregungen. Ist Demokratie im Anthropozän legitim? Bereits vor Jahrzehnten wiesen Wissenschaftler auf die Dringlichkeit von Nachhaltigkeit¹ und die Wichtigkeit von Ökosystemen als Fundament für alles Leben hin (e.g. Goodland und Daly 1996). Trotzdem ist es bisher nicht gelungen nachhaltig und damit zukunftsfähig zu sein. Im Gegenteil, die Ausbeutung von Ressourcen nimmt stetig zu. Der Schaden ist irreversibel und klimatische Veränderung sowie Umweltzerstörung werden immer tiefgreifendere Auswirkungen auf unser Leben haben. Die Politikwissenschaft kann diese Entwicklung nicht ignorieren, denn derartige Transformationen werden in der Zukunft wahrscheinlich eine zentrale Rolle einnehmen und damit alle Politikbereiche beeinflussen. Jede Regierung muss Verantwortung für die Umwelt übernehmen. Dieser Konferenzbeitrag beschäftigt sich mit einem Tabu. Er hinterfragt die Nachhaltigkeit von Demokratien – sowohl real als auch potentiell. Eine solche Analyse ist  zwar nicht wertfrei, aber nahezu neutral. Young weist drauf hin, dass Governance kein Zweck an …

http://www.freepik.com/alvaro-cabrera

KIYMETLİ ŞEYLERİN TANZİMİ-2: Geveze Feminist Okur Yazıyor!

  Aslı E. Şeran Kıymetli Şeylerin Tanzimi üzerine konuşmaya edebiyat dünyasında kadın olmanın zorluklarından bahsederek başlamıştık. Bu arada umarım kitabı edinebilmişsiniz ve okumaya başlamışsınızdır. Bu yazıda genel bir özetle artık romanın içine girip biraz biraz birlikte kafa yoralım mı? Kitabı henüz edinmeyenler içinde bir ısınma olur. Bir bütün olarak ele alındığında altlı üstlü orta sınıfın hikayesi diyebileceğimiz Kıymetli Şeylerin Tanzimi en çok bir aile anlatısı olmasıyla anılan ancak bundan çok çok daha fazlasını anlatan sine(masal) diyebileceğimiz feminist bir roman. Sezen Ünlüönen hem bir anlatıcı, hem bir analizci edasıyla feminizmlerin en çok didiştiği konu olan aileyi hem törpülendiğimiz hem şefkat ve bağlılık bulduğumuz[1] “sürprizli bağların zemini” bir “karşılıklı taviz sahası” olarak ele alırken kendi tanımını da vermekten geri durmuyor: “Aile sevgi üretmek için bir araya gelmiş insanların durmadan hayal kırıklığı, fedakarlık, başa kakış ve öfke, ve ev işi ürettiği yerdir.” Orta sınıfın hayatı anlamlandırma sıkıntılarını da ele almış olan roman, kapitalizmin kişiliğimize yapışmış kendini pazarlama ve biricikleşeyim derken aynılaşma haline ölçülü bir ironi ile bakıyor.”Herkesin farklılaşmak için aklına gelen şey aynıydı” dese de “kişinin farklıyı, hakikiyi …

Yunanistan’da Ne Arıyoruz?

Bugünlerde herkes ya Yunanistan’da tatil yapıyor ya da orada gelmiş adaların güzelliğini, insanların sıcaklığını övüyor. Doğrudur, gerçekten güzel yerler. Ama işin asli, o insanların çoğu bizim buradan göçen insanlar ve onlar bizim kıyılarımızda yaşarken Ege’nin bu yani da (onlar Minör Asia der)aynen böyleydi; daha yaşanılır ve daha insancıl… Sonra ise onları düşman belledik, sürdük ve onlardan kalanları da yok ettik. Şimdi iki parça deniz görmek ve huzur bulmak için Yunanistan’a gidip “işte medeniyet” diyoruz. Adamların balta girmemiş sahillerini, güzelim evlerini ince işlenmiş eşyalarını övüyoruz. Zaten şehirlerde bile en çok onlardan kalan yerleri övmüyor muyuz, İzmir kordon olsun, Fener balat olsun, adalar olsun.. HEPSİ de bize onların mirasıydı bizde… Sürdüğümüz adamlarım yuvasını özlüyor, yaşam arıyoruz. Yaşadığımız ilahi adalet değil ama ilahi bir komedi belki de… Ben Kınalı Ada’da büyüdüm, İstanbul’daki Prens Adaları’nın kente en yakın olanında, hani şu tepesinde antenleri olan… Her yaz okullar kapanır kapanmaz giderdik, denize girdiğimiz, sokaklarında istediğimiz gibi oynayabileceğim bir vahaydı benim için ve Vasili için, Geo için, Doruk için, Can için, Sayat için, Arden için ve Engin için… Kimin hangi dili …

KIYMETLİ ŞEYLERİN TANZİMİ: Başlarken

Aslı E. Şeran “Kırık kalplerle süslü bir sayfaysan Camsan, saydamsam, beni kırarsan Simlerimle sevişirim seninle O süslü sayfaların üzerinde İçimde iki mutlu yıl varsa, İçimde biri simli iki kadın varsa Sen, gelirsen ve yok edersen Bunu yazmak istiyorum sana” Didem Madak- Şimdiden Bir Hatırasın     Bir Didem Madak şiiri ve bir de Ezginin Günlüğü şarkısı seçin hemen kendinize. Müsaadenizle ben seçtim. Bunlarla altlık yapmadan Kıymetli Şeylerin Tanzimi üzerine yazmaya başlamak gelmedi içimden. (https://www.youtube.com/watch?v=xVnYf-flz8Q) Didem Madak’ın annesizliği, Ezginin Günlüğü’nün geç ergenliğin hırçın zamanlarını dindiren cazibesi ve hüznü tam da kıymetli şeyleri çağırıyor çünkü benim için. Yalnızca bu ikisini de değil, Sezen Ünlüönen kitabında pek çok tanıdık şeyi çağırıyor: (sanki uzaktan yakından akrabamız) insanları, (aynı tedrisattan geçen lise arkadaşıyla okunan) kitapları, (içimizdeki arabeskin şahidi) müzikleri, (başbaşalığın bahanesi) filmleri, (aynı sosyal çevreninin) gıybetleri(ni), (aynı yorgun/hoyrat/üstten) aşkları, (aynı orta sınıf) ittifakları, (aynı orta sınıf ahlakı) sınırları, (sanki bu hayat bir tek bizim başımıza gelen bir kazaymış gibi yaşanan) bunalımları, (ihanet olan) sadakati, (sadakat olan) ihaneti, (dikkatini tek bir şeye odaklayamayacağın kadar çok olduğunu sandığımız) seçenekleri, (sabırsızlığın getirdiği) seçeneksizliği, …

Muhalif Olmak Neden Her zaman Güzel?

Burag Peksezer İrlanda’ya ilk geldiğimde bir öykü duymuştum. İrlanda, 19. Yy’in ortalarında – meşhur açlık yıllarında kırılırken, ülkeyi yöneten İngilizler, yerli halka yardım etmek şöyle dursun, olanı da ülkelerine yollayıp insanları büsbütün açlığa mahkum etmişler. Ayaklanmalar, isyanlar da hiç ise yaramamış. Çaresiz pek çok insan Amerika’ya ve Avustralya’ya göç etmiş. Göç eden gruplardan birine New York Limanı’nda bir memur “Siz nereden geldiniz?” diye sormuş. Grupta yaşı büyükçe olanlar “Biz İrlandalıyız, uzun yoldan geldik” demişler. Memur yine sormuş, “Siz nesiniz, ne iş yaparsınız?” demiş. Kafileden biri yaklaşıp memura sormuş “Burada hükümet var mı?” Memur şaşkın bir şekilde “Evet” demiş. İrlandalı da “İyi o zaman, biz muhalifiz” demiş, “Yanlış olana karşı geliriz, işimiz bu.” Hikaye ne kadar gerçek bilinmez, ancak mantığı güzel. Gerçekten de dünyada hükümetin olduğu her yerde mahkum, zenginin olduğu her yerde hırsızlık ve talan var. (Bu cümle de Mülksüzler’de geçiyordu, Urslua LeGuin teyzemizin kulakları çınlasın.) Toplam milli gelirin en yüksek olduğu ülkelerden ABD, Çin gibi ülkelerin aynı zamanda gelir eşitsizliğinde de başı çekmesi bir tesadüf olmasa gerek. Bunun yanında ara ara yükselen ırkçılık, ataerkillik, …