Röportaj, Türkçe
Comment 1

Tugay Kartal, Onur Çeçen ve Ayşen Dönmez: Haydarpaşa Dayanışması

Röportaj: Şahika Karatepe

IMG_2295.jpg

2005 yılında kurulan Haydarpaşa Dayanışması, Haydarpaşa Garı’nın AKP iktidarının hazırladığı projelerde dile getirildiği gibi otel olarak değil asıl işlevi olan gar olarak kullanılması ve trenlerin işleyecek bir biçimde gara dönmesi için, son trenin gardan ayrıldığı tarih olan 31 Ocak 2012’den bu yana, her Pazar saat 13:00-14:00 arası garın merdivenlerinde nöbet tutmaya devam ediyor. Geçtiğimiz pazar 288.haftayı geride bırakan bu nöbet, Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Lisesi önünde gerçekleştirdikleri oturma eyleminin ardından, Cumhuriyet tarihinin en uzun soluklu eylemlerinden biri oldu.

Dayanışmanın kurulduğu günden bugüne nelerin değiştiğini, 10 Ekim Katliamı’nda 14 üyesini kaybeden Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası’nın tarihini, demiryolcuların örgütlenme pratiklerini, demiryollarının AKP yönetiminde son yıllarda bir kurum olarak geçirdiği dönüşümü ve demiryollarında kadın emeğini, Hayarpaşa Dayanışması’nda ve BTS’de bilfiil çalışan demiryolcularla konuştuk. TCDD 1. Bölge hukuk müşavirliğinde hukuk hüro şefi olarak çalışan Ayşen Dönmez, TCDD 1. Bölge müdürlüğü trafik servisinde başrepartitör olarak görev yapan Tugay Kartal ve Haydarpaşa Dayanışması’ndan Dr.Onur Çeçen sorularımızı yanıtladılar[1].

Cumhuriyet tarihinde demiryolu işçilerinin sendikalaşma süreci ile başlayalım. Demiryolu işçileri ne zaman örgütlü hareket etmeye başladılar?

Tugay Kartal: Emek yoğun bir çalışma alanı olması nedeniyle demiryollarında çalışanlar dayanışmayı ve örgütlü olmayı bugüne kadar şiar edinmişlerdir. Demiryollarında çalışan işçilerin örgütlenmesine baktığımızda eylemlerin geçmişinin Osmanlı İmparatorluğu’na kadar dayandığını görüyoruz. İlk grev Mart 1872’de Yarımburgaz Ömerli demiryolu yapımında görevli işçiler tarafından gerçekleştirilirken, Nisan 1872’de ise İzmit demiryolu yapımında çalışan işçiler greve gitmişlerdir.

Demiryollarındaki işçi örgütlenmesi limanlar ve demiryolları, onun dışında kalan memur statüsündekiler diye üçe ayrılmakta. Sendikal anlamıyla net kalıplara oturmuş bir sendikalaşma göremesek de, Türkiye tarihinde demiryollarında sendika adıyla sendikalaşma ilk olarak, yanlış hatırlamıyorsam 1947 yılları olmalı. Devam eden süreçte işçiler Türk-İş’te örgütlenmeye devam ettiler. 1968’den sonra memurlara sendikalaşma hakkı verildiğinde sendikalaşma sürecine girildi ve küçük yapılarda, büro veya meslek sendikacılığı şeklinde örgütlenmeye başladılar. 1989 yılında ise Kamu Çalışanları Platformu adı altında tam anlamıyla sendikalaşma gerçekleşti. 1990 ve 91’den itibaren de 1980 Anayasasında kamu çalışanları arasında sendikalaşmayı engelleyen bir hüküm olmaması nedeniyle sendikalarını kurmaya başladılar.

Ulaştırma iş kolunda demiryolcular da ilk sendikasını 13 Kasım 1991’de Tüm Ray-Sen adıyla İstanbul’da kurdu. Ankara’daki demiryolcular ise aynı yıl Dem-Sen’i kurdular. Limanlarda çalışanlar Lim-Sen, hava işletmelerinde çalışanlar ise Tüm Hav-Sen adıyla bir sendika kurdular. Daha sonra Tüm Ray-Sen, Dem-Senle birleşti ve ismi Demiryolu Sendikası olarak değiştirildi. Sonra da Hav-Senle birleşerek adını Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası olarak değiştirdi. O tarihten bu yana da BTS olarak devam ediyor.

Devam eden kamu çalışanları hareketinin karşısına devlet hareketin başarıya ulaşmaması için kontra yapılar çıkarttı. Sendikayı kurduğumuzda memurların örgütlendiği yardımlaşma sandığı bir gecede sendika olarak değiştirildi ve Kamu-Sen adıyla bir konfederasyon kuruldu. Yukarıdan aşağıya bir örgütlenme denemesi ilk başta başarılı olamadı. MHP-ANAP-DSP iktidarının oluşmasıyla birlikte ülkücü tipli bir sendikal hareket, iktidarın vermiş olduğu nimetleri kullanarak –şu an AKP’nin yaptığı gibi- örgütlenme sayılarını neredeyse Kesk’in sayısına getirdi. AKP’nin iktidara gelişiyle birlikte buna karşı kurulan ve Refah Partili belediyelerde örgütlenebilen Memur-Sen ortaya çıktı. KESK’e ve Kamu-Sen’e üye ve bunun dışında sendikasız memurlardan oluşan büyük bir kitle, işyeri amirlerinin baskısı ve tayin atama vaadi ile güvenli liman olarak gördükleri Memur-Sen’e üye oldu.

Bugün sendikalı olan memurların sayısına dair bilgimiz var mı?

Tugay Kartal: Konfederasyon düzeyinde bakacak olursak Memur-Sen 956.832 üye ile en fazla üyeye sahip olan sendika. Kamu-Sen’in üye sayısı ise 430.220. KESK’in üye sayısı ise 221.069.

Ulaştırma sektöründeki örgütlenmeye bakacak olursak Ulaştırma Memur- Sen 9.923 üyeye sahip. Türk-Ulaşım-Sen ise 7.632. BTS’nin ise 2.234 üyesi bulunmakta. Demiryolunda çalışan kamu çalışanı memurların %35’ini Ulaştırma Memur- Sen, %26’sını Türk-Ulaşım-Sen, %7’sini ise BTS örgütlemiştir. Şu anda sayısal olarak memurlar içerisinde büyük kitle (tüm çalışanların %22’si) hiçbir yere üye değildir.

Neden rakam yüksek? Çünkü sendikaya üye olmanız için bir gerekçe yok. İmzalanan toplu sözleşme sonrası sendikal düzenden herkes faydalanabiliyor. Tüzüğümüzü devlet yapıyor. Beğenmediği madde olursa değiştirtiyor. Aidatımızı devlet veriyor. Üye sayısı fazla olan ve iktidarın arka bahçesi konumunda olan sendikaya yani Ulaştırma Memur-Sen’e yetki veriliyor, toplantılara katılma şansı tanınıyor. Adı “sendika” olan, toplu sözleşme/görüşme yapılan bu yerde, biz de dik durmaya çalışıyoruz.

Ayşen Dönmez: Öncelikle ben de memurların sendikalaşma sürecinde birkaç dönüm noktasından söz etmek istiyorum. Demiryollarında denildiği gibi örgütlenme alışkanlığı vardır. Bölgesel ve yöresel derneklere üye olunur. Faal memurların, yani tren üzerinde 24 saat bilfiil çalışan personelin örgütlenme ihtiyacı vardır. Bayramlarda ve tatillerde çalıştıkları için ailelerinden çok beraber oldukları insanlarla aynı yapılara üye olurlar. Fakat bu derneklerin başkanları genelde işveren temsilcileri, gar müdürü, servis müdürü gibi amir pozisyonundaki insanlardır. Şikâyetiniz olduğunda gidip dernek başkanına söylemek zorundasınız. Bir nevi kadıyı kadıya şikayet etmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla 1985 yılında Demiryolları Faal Memurlar Derneği kuruldu. Adı Faal Memurlar derneğiydi fakat büro çalışanlarını da üye yaptılar. Mevcut derneklerin sorunları çözemeyeceğini düşünsek de biz de derneğe üye olduk. Masa başı dernekçiliğinden ziyade dışarıda işyerlerini ziyaret ederek, eğitimler, örgütlenme gezileri düzenleyerek işyerlerine gidip sorunları yerinde tespit ederek, örgütlenmeye daha çok ağırlık veren bir dernek olması için çabaladık. Genel merkezi Ankara’da bulunan, Haydarpaşa’da da bir şubesi olan Demard adında bir dernek de vardı. Derneğe makinistler, ateşçiler – o dönemde ateşçiler çalışıyordu trenlerde – ve revizörler (vagon teknisyeni) de üyeydi. İstanbul şubesi ile Demiryolu Faal Memurlar Derneği’ni birleştirdik. Mesai arkadaşlarımızdı ve birlikte mücadele ediyorduk. O dönemde kendimize hedef olarak sendikalaşmayı koymuştuk.

Buna bağlı olarak 12 Eylül’den hemen sonra 86 yılında yaprak kıpırdamazken demiryolcular ilk defa iş bırakma eylemi yaptılar. Eylemin sloganı “Sekiz saatten fazla çalışmayacağız” idi. Demiryollarında fazla mesailer ayda 200 saat-300 saati bulur ve fazla mesai ücretleri çok komik rakamlardır. 1986 yılında demiryolcular hattı carilerde (iki istasyon arası demiryolu kesimi) trenleri bırakıp, modellerini kapatıp evlerine gittiler. Bundan sonra da bir mahkeme ve yargılanma süreci başladı. Faal personel değildim fakat bütün duruşmalara dernek yönetisi olmam sıfatıyla gidiyordum. Davalar çalışanların lehine sonuçlanabilseydi çalışma yaşamında bir devrim olacaktı. Trenleri bıraktığımız için devleti zarara uğrattığımız söylendi. Bunun için suçlu bulunduk ancak işin yürümesi gerektiği için verilen ceza ertelendi. Düzen bozulmasın diye böyle bir karar verildi.

Bu eylemler olurken genel müdür gelip konuştu personelle. Demiryolunda tren üzerinde çalışan bir personelin genel müdürü görmesi, onunla konuşması her zaman yaşanabilecek bir olay değildir ama işyerlerine kadar gidip yalvardığını biliyoruz. Dolasıyla insanların özgüvenleri yükseldi. Örgütlülüğün faydası anlaşılmış oldu. Ondan sonra da sendikalaşma yönünde çalışmalarımızı hızlandırdık. Biz yöneticiydik ama yıllardır kamu çalışanları ciddi bir örgütlenmeden o kadar uzaktılar ki bu süreç içerisinde biz yaşayarak özgüvenimizi kazandık. O dönem maaşlar geç ödeniyordu. Her türlü sorunda eylem yapıyorduk. İş bırakma, vizite eylemleri yapıyorduk. 1995 yılında yeniden yapılanma başlamıştı. Yakacık’taki demiryolu hastanesinin kapatılması kararı alındı. Hastanenin kapatılması kararına karşı işyerimiz olan Haydarpaşa’da ve hastanenin bahçesinde basın açıklamaları ve toplantılar yaptık. Hastanenin kapatılması kararına karşı 1999 yılında Haydarpaşa’dan İzmit’e kadar raylar üzerinde yürüyüş gerçekleştirdik.

Onur Çeçen: Kamu, demiryolu ve öğretmen hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na kesin transferi ise 2005’te gerçekleşti. Demiryolları meslek okulları da 1998’de son mezunlarını vermesinin ardından kapatıldı.

Ayşen Dönmez: Buradan demiryollarının komple bir kuruluş olduğunu çıkarabiliriz. Kendi personelini kendi yetiştiren, o personelin elbiselerini kendisi diken, kırtasiye vesaire ihtiyaçlarını kendisi karşılayan, hasta olduğu zaman personeli ve ailesini tedavi eden, hastaneleri, dikimevleri, okulları, sinemaları olan, matbaa, kırtasiye müdürlükleri olan bir yapıydı.

Nerelerde film gösteriliyordu?

Tugay Kartal: 1960’lı yıllarda içinde perde olan vagonlar trenin arkasına bağlanıyor ve istasyonda bekletiliyordu. Akşamları vagonlarda film izleniyordu. İstasyonların yan taraflarında beyaz perde gibi pencere vardı. Vagonu götürmediklerinde sinemaskop cihazını götürüyorlar, akşamları filmi pencereye yansıtıp film seyrediyorlardı. Biz tabii yetişemedik ama anlatılıyordu. Aratırsanız Sirkeci’den Edirne’ye giden trende film gösterimi haberini internette bulmak mümkün. Bunun yanı sıra trenin arkasına sağlık vagonu da bağlanıyordu.

Onur Çeçen: Hastane sayısı taşrada çok değil. Tıbbi malzemelerin duracağı steril bir ortam da bulunamadığı için bu şekilde ameliyathane taşınıyor ve gidilen yerlerde gezici hekim hizmeti veriliyordu.

BTS olarak devletin ulaşım politakarına cevap verme noktasında etkili bir sendika olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Tugay Kartal: Sendikaların bazıları yetkindir, bazıları etkindir. Yetkili sendika kim diye sorarsanız Memur-Sen veya Ulaştırma Memur-Sen yanıtını alırsınız. Etkili sendika kim diye sorarsanız da, BTS olduğunu çalışanlar da işverenler de bilmektedir. Yetkimizi de sözümüzün arkasında durmamızdan, hakların alınması için inatla mücadele etmemizden alıyoruz. Buna rağmen çalışanlar hâlâ iktidara yakın sendikaları güvenli liman olarak görüyorlar. Ancak sorun yaşadıklarında müracaat edecekleri sendika BTS oluyor.

Bir örnek vermem gerekirse, yaşadığımız son darbe sonrası KHK’larla işten atılmalara karşı BTS’nin göstermiş olduğu maddi manevi dayanışmayı işten el çektirilenler hayretle karşıladılar. İşbaşı yapalım gelip ilk üye olacağımız yer BTS olacak dediler. Bunun dışında sendikanın bir kısmının da içinde yer aldığı Haydarpaşa Dayanışması 2005 yılından beri Haydarpaşa’ya dikilmek istenen gökdelenlere kentsel dönüşüme burada izin vermedi.

16299129_1329670133758392_745104059264786102_n.jpg

 

Demiryolları bilindiği üzere erkek egemen bir çalışma alanı. Peki kadınlar hangi meslek grubunda çalışıyorlar?

Tugay Kartal: Tren üzerinde çalışan veya istasyonda nöbet tutanlar açısından eski Sovyet bloku ülkelerine, İngiltere’ye veya diğer Avrupa üllkelerine göre maalesef çok az kadın çalışan var.

Ayşen Dönmez: Demiryolları genel anlamda arkadaşımızın söylediği gibi erkek egemen bir iş kolu. Yedi tane bölge müdürü ve o bölge müdürlerinin üçer tane yardımcıları var; hepsi de erkek. Bir tek mali işler müdürümüz kadın. Kadınların, işlerini iyi yapsalar da mevcut yönetim altında yükselebilmesi oldukça zor.

Sorunuza dönecek olursak, demiryollarında kadınlar gişe memuru olarak çalışıyorlar veya bürolarda istihdam ediliyorlar. Yakın tarihte faal personel olarak da çalışmaya başladılar. 90’lı yılların başında, örneğin Seher Aytaç Yıldız Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Demiryolu İşletmeciliği bölümünden mezun olduktan sonra, TCDD 1.Bölge Haydarpaşa’da makinist olarak işe girdi. Ancak yola çok sık gönderilmedi, ağırlıklı olarak manevrada çalıştı. Seher’den sonra makinist ve hareket memuru kadınlar da işe girdiler. Haydarpaşa trenlere kapatıldıktan onlar da Eskişehir’e gittiler. Şu an orada çalışıyorlar.

Son olarak Haydarpaşa Dayanışması’nın kuruluş hikayesinden ve amacından bahsedebilir misiniz?

Ayşen Dönmez: Kadir Topbaş 2004 yılında Cannes’da bir emlak fuarına katılmış ve biz bu fuarda neler olup bittiğini çok sonradan öğrendik. Fuarda Zeytinburnu, Galataport, Haydarpaşa Port projesi gibi projelerini ilgililere sunmuş ve geri gelmiş. Bir müddet sonra bu seyahat Üsküdar’da bir yerel gazetede haber olarak yer alıyor. Bu haber sayesinde Haydarpaşa ve çevresi için öngörülen projeden haberdar olduk. Sözkonusu projede Haydarpaşa ve çevresindeki 1.000.000 metrekare kamusal araziye yedi tane yetmiş katlı gökdelen yapılması planlanıyordu. Haydarpaşa Garı geri sahası ve Harem’e kadar olan bölge yapılaşmaya açılacak, gökdelenler yapılacak ve bunun yanı sıra Haydarpaşa Gar geri sahası da dünya ticaret merkezi olacaktı.

BTS yerel gazetede çıkan haberden sonra ilk iş olarak Mimarlar Odası ile bağlantıya geçti ve 2005 yılının Mayıs ayında Haydarpaşa Dayanışması kuruldu. Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ve BTS Yürütme Kurulu Dayanışma’da yer aldı. Büyükkent Şube ve BTS’ye 83 tane ayrı demokratik kitle örgütü, siyasi parti, sendika, işçi kuruluşu destek oldu. 2005 yılının Haziran ayında Haydarpaşa’da sabah 10:00’da başlayıp akşam 17:00’ye kadar süren, sanatçıların da katıldığı şenlikli bir basın açıklaması yapıldı. Bu projelere karşı ısrarla mücadele edeceğimizi kamuoyuna duyurduk. Açtığımız davalarla içinde trenlerin olmadığı 70 katlı gökdelen projesini iptal ettirdik. Haydarpaşa’dan son trenin gittiği 31 Ocak 2012 tarihindan sonra Haydarpaşa Dayanışması’nın aldığı karar doğrutusunda 5 Şubat 2012 pazar gününden itibaren bugüne her Pazar saat 13:00-14:00 arası garın merdivenlerinde nöbet tutuyoruz. Nöbetimiz gar eski fonksiyonuna dönene ve trenler Haydarpaşa’ya gelene kadar devam edecek.

 

[1] Söyleşi sırasında bize evsahipliği yapan Mimarlar Odası Kadıköy Temsilciliğine teşekkür ederiz.

 

This entry was posted in: Röportaj, Türkçe

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

1 Comment

  1. Pingback: Tugay Kartal, Onur Çeçen ve Ayşen Dönmez: Haydarpaşa Dayanışması — Biz Varız!|We Exist! | tabletkitabesi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s