Hukuk, Makale, Türkçe
Leave a Comment

Marjinal bir hukuk terimi: Linç -3

 

727.jpg

 

Hukukun Yetersizliği mi, Hukukun Koruması mı?

Bir başka taraftan düşünelim bu sefer: Linçin karanlık tarafında bulunan bu eylemlerin bir diğer tarafı da devletin bu linçleri desteklemesi. Olmaz ya, yine farazi bir devlet düşünün. Yazarların, çizerlerin, entelektüellerin dini ya da etnik sebeplerle, komutanların ve “toplumsal liderlerin” önderliğinde hareket eden büyük bir kalabalık tarafından bir otele sıkıştırıldığını ve yakılarak infaz edildiğini düşünün. Bu olayın devlet tarafından uzun yıllar boyunca yargılanmadığını, yargılamaların sürekli yarım kaldığını ve sonuçta zamanaşımından davaların düştüğünü farz edin. Yine olmaz ya, devletin büyük bir kentinde yaşayan azınlığın, yine devlet organları ve devlet büyükleri tarafından yönlendirilerek mahalleleri basan büyük bir kitle tarafından barbarca yok edildiğini, göçe, sürgüne zorlandığını aklınıza getirin. Bunlar da gelmiyorsa gözünüzün önüne, “Ruşvaş Çayı içenlere ölüm!” diye bağırarak mitinglerde seyirci ve taraftar kitlesine ilmek atabilen bir parti başkanı hayal edin.

Linç bu hallerde, şiddet tekelini elinde bulundurma iddiasındaki devlet tarafından bir yönetim ve sosyal düzen aracı olarak kullanılmaktadır. Devlet dediğimiz kurumun ne de olsa bir hesap verilebilirliği mümkündür –en azından biz öyle tahayyül etmek istiyoruz– ve işte, böylesi bir araç kullanıldığında hesap veren kişide ciddi bir kaydırma söz konusu oluyor. Bu açıdan linç, aslında devletin bir askeridir.

Sonuç: Sonuçsuz Bir İkilem

Linç bir çoğunlukçuluk yansımasıdır. Kitle, çoğunluktur. Kitlenin hareketi çoğunluğun hareketidir. Bu çoğunluk, herhangi bir zamanda, yerde, belirli bir durumda kendi içine kapalı bir kitlede olabilir ya da ulusal boyutta olabilir, fark etmez. Önemli olan çoğunluğa karşı haklı ya da haksız duran, titrek ya da gür sesi çıkan ya da hiç çıkmayan kişi ya da kişilerin yaşadığı zulümdür.

Yukarıdaki hukuk tanımlarını belirli bir nedenden anlattım. Linç, modern pozitif hukukun bir çatlağı, iddia ettiği otoreferansiyel sağlamlığına gölge düşüren bir akıntısıdır. Devletin şiddet tekelini elinde bulundurma iddiası ya baştan yanlış, imkansız, ulaşılamaz halde olmalı veya yasa koyucular bunun ulaşılmaz olduğunu zaten biliyordu —bilmemeleri mümkün mü? İnsan, yazdığı şeyin, kurduğu sistemin açıklarını bilmez mi? Linçteki açık, aynı kitlenin suskunluğu gibi politiktir. Hatta öylesine politiktir ki, devlet dediğin canavar sivil kitlenin bedenlerini kendine siper ederek arkasına saklanır, sorumluluğunu kitleye verir ve gerektiğinde “gerekeni yapacak” bu hazır askeri hep kenarda bekletir.

Linç, bir fikrin eyleme geçmesidir ve bu fikir, her ne kadar hukukta, kültürde, ahlakta yazılmasa bile belirli bir “genelkabul” seviyesinde, Clastres’ın söylediği gibi etimize, kemiğimize yazılmış bir hukuktur. Tam da bu nedenle “mahalle baskısı” denen şeye hiçbirimiz şaşırmıyoruz hâlâ. Devletin askeri olan linç kitlesi, sanmayın ki siyahi çocuğu linç eden o kitleden farklı. Devlet, aksini açık açık söylemediği sürece çoğunluğa oynayacaktır —pek tabii oynayacaktır, tam da o yüzden devlet! Siyahi çocuğu linç eden o kitlenin de üzerinde Clastres’ın ete-kemiğe kazınmış hukuku vardır. Devletin ağzı, toplumdaki çoğunluğun ağzından ne kadar farklı olabilir ki? Aksini ufacık da olsa söylemiş bir devletten ve devletin artık içiçe geçerek Hobbes’un yasayı ve kılıcı elinde tutan canavarından bekleyebileceğimiz tek bir şey, çoğunluğun bu şekilde infaz etmemesi olabilirdi. Hukukun üstünlüğü ilkesi belki buna yaramış olabilirdi fakat görüyoruz ki olmadı. Bu, ancak bize rağmen minimum adaleti tesis edebilmesi umudunu yaratabilecek bir fikir idi. Evet hukuk, bu açıdan, hepimize rağmen işler (işlemeliydi). Çünkü hepimiz bir yerlerde çoğunluğuz. Kendimize göre, kendimize uygun yerlere gidip, bizden olmayanın cezalandırılmasına katılıyoruz. Hepimiz üzerimizde bu hukuku taşıyoruz, ister istemez.

Peki, biz bugün kendi faşizmimizle ne kadar savaştık?

 

Yazının birinci ve ikinci bölümleri için tıklayınız.

 

This entry was posted in: Hukuk, Makale, Türkçe

by

Hukuk felsefesi doktorası yapıyor. İtalya'da yaşıyor. Ruhu gezgin, kendi göçebe. Dünya meselelerine kafa yorar, söyleşi yapar, yazar çizer. Duman'ın annesi olmaktan gurur duyuyor.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s