Edebiyat, Makale
Leave a Comment

KaralıYorum: Tabiatın kanser hücreleri ‘’İnsanlar’’!

Ayten Karabulut

Ortalama 70 yıllık bir yaşam süreci olan bu hücreler, tabiatın şeklini, işleyişini, yapısını, yaşamını gayet ustaca bozmakta ve yavaş yavaş yok etmektedir. Hızla çoğalan bu hücrelerin vereceği zararların haddi hesabı yoktur.

15 milyar yıl önce Bing Bang (Büyük Patlama) ile oluşan evrendeki doğumu sonrasında 5 milyar yıl önce meydana gelen dünya kütlesi üzerindeki yerini 3,7 milyar yıl önce alan tabiat ana, son 202.000 yıl öncesine kadar gayet sağlıklı bir yaşam sürdürmekteydi. M.Ö. 200.000’ li yıllarda kaptığı ‘’Homo Sapiens’’ virüsü başlarda tabiatın yaşam sistemine ayak uydurmakta ve zararsız görünmekteydi. Günden güne çoğalmaya ve kendini güçlendirmeye başlayan bu hücreler avlanmaya başlamaları sonrasında tabiattan çalmaya başladılar. Her geçen gün zekice ve sinsice gelişerek 500.000 yıl önce modernleşmeye başladılar, bugünlere geldiler ve sayıları 7,5 milyara ulaştı. Tabiatta sadece %1,5-2’lik orana sahip olan bu virüs türü, zevk için öldürmeleri, zevk için beslenmeleri ve tabiatı yıkıma uğratıp betonlaştırmalarıyla bilinir ve sahip oldukları orana nazaran tabiatın en ölümcül canlılarıdır.

Sert mi oldu? Durun dahası var! Keyifleri için hiçbir tadı olmadığı halde Köpek Balıklarını avlar, yüzgeçlerini keser ve okyanusa geri atarak vahşice ölüme terk ederler. Süsleri için fillerin yaşamında çok önemli bir yeri olan dişlerini vücutlarından söküp alırlar. Kendi yaşamları için gerekli ve yeterli miktarda et, süt, yumurta vs. yemezler, daha da yerler en çok onlar yerler. Çocuklarına hayvanları tanıtmayı, tehlike halinde kendilerinden uzaklaştırma tekniklerini, hangisinin ne kadar zarar verebileceğini ya da hiç zarar vermeyeceğini öğretmek yerine direkt ‘’KORK VE ÖLDÜR’’ talimatını verirler. Paylaşım yetileri çok zayıftır, kendilerinden artan yemeği akbabalara bırakan aslanlara nazaran artıklarını sokaktaki kediye köpeğe vermeyi reddederler. ‘’Bana yar olmayan, kimseye yar olmasın.’’ mantığıyla hareket ederler. Denizde rahatça yüzebilmek için deniz kestanelerini evlerinden barklarından ederler öldürerek mesela!

Ağaçları, ormanları yakıp yerlerine oteller, villalar dikerler. Sonra da ‘’Çok sıkıldım modern yaşamdan, doğaya kaçıcaammm’’ diye kaçacak doğa ararlar. NAH BULURSUN DOĞAYI, BETER OL!

İyimser olmaya çalışanlar da mevcut elbette aralarında. Ancak o kadar az ki sayıları, diğerlerinin verdiği zararı telafi edemiyor ne yazık ki!

Çocuklarını ‘’Kara kedi uğursuzluk getirir.’’, ‘’Yaramazlık yaparsan seni köpeklere atarım.’’, ‘’Kaplumbağaya yaklaşma dişlerin dökülür.’’ gibi cümlelerle büyütür, diğer canlılardan nefret etmeleri ve korkmaları için ellerinden geleni yaparlar. Haliyle gördüğü karıncayı ezen, böceği öldüren, köpekleri tekmeleyen nesiller yaratırlar. Bir çocuğun karıncadan korkması kadar iç acıtan bir şey olabilir mi?

Bunun yanında cici görüp sevdikleri ve izledikleri canlılar da vardır. Mesela sirkler ve hayvanat bahçelerinde pek güzel hapsederler hayvanları ve gidip izleyip severler.

Bu arada yok ettikleri bu canlıları da taklit etmekte ustadırlar. Ancak bana sorarsanız, karıncadan daha iyi bir mimar, sinekten daha iyi bir uçak, yılandan daha iyi bir tren görmedim ben! Verilecek örnek çok…

Yazılacak şey de çok aslında. Yazdıkça utanıyorum, bu yüzden kısa tutmaya çalıştım. Bir gün tabiat ana asıl sahiplerine kalacak, bir gün tabiat ana bu virüsü bünyesinden atacak ve sağlığına geri kavuşacak.

Ne olurdu bir balık olarak tabiattaki yerimi alsaydım! Bir sonraki sefere belki

This entry was posted in: Edebiyat, Makale

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s