Deneme, Edebiyat, Türkçe
Leave a Comment

Fragmanlar – Komşu Evi

 

Bu kış balkonu içeri aldırmayı düşünüyorum.

Evin metrekaresi büyür hem.

Anca toz topluyor bu haliyle.

Zaten balkona da çıkmıyorum pek.

Eskiden Rasim’le baş başa balkon kahvaltılarımız olurdu hafta sonları.

Şimdi Rasim yok.

Balkonunu da alıp gitti sanki bu dünyadan.

Balkonun eve ve bu dünyaya dahil olduğunu düşünmüyorum artık.

Oda, odacık veya salon olamamış; yeterince gelişememiş bir uzuv o sadece.

Ev uzvu…

Evet evet! Genişlemesi lazım bu evin.

Hem alt komşu da yaptırdı aynısını. Meziyet Abla…

Onun Rasim’i çok balkonlar götürmüştü evlerden Meziyet Abla’ya gelene kadar.

“Homemade Rasim!” Hah, çok komik. Nereden aklıma geldi?

Jübileyi, Bahçeli Apartmanı’nda yaptı rahmetli.

Bir de balkondan korkuyorum ben.

Atlayabilirmişim gibi geliyor bana.

Atlasan atlanır, düşsen düşülür yani.

Tedirgin oluyorum. Kendimden emin olamıyorum.

Heyecana kapılır şöyle bir bırakırım kendimi diye düşünüyorum.

Ölmeyi düşündüğümden değil canım.

Bir anlık kendini kaptırıvermek diyelim.

Lunaparkta gaza gelip gondola binmek gibi.

Ama bunun inişi yok.

Yani, inişi var da elbette, sert bir iniş, daha doğrusu düşüş.

Balkonu içe alırsam daha güvende hissederim kendimi en azından.

Bulaşmam bu tarz bir heyecana.

İçerisi iyi.

Sigarayı da pervaza kül tablasını koyup öyle içiyorum hem.

İki hafta kadar önce de apartman boşluğuyla aram bozuldu.

Onun evin bölümlerinden biri olmadığını fark ettiğim anda hayal kırıklığına uğradım.

Onu sadece benim gördüğümü düşünüyordum.

Hatta onun nasıl bir yer olduğunu sadece ben biliyorum zannediyordum bu apartmanda.

Şimdi burada yaşayanların ortak kokusu olduğunu anladım bu boşluğun.

Boşluk…

Kokulu boşluk…

İçinde oda olmayan, dikey koridor…

Mahrem bacası…

Başkalarının yemek kokularını, odadan odaya seslenişlerini getiriyor eve.

Bazen de tropikal meyveli vücut losyonu kokularını…

Boşluğa açılan duvarı da kırdırıp eve katasım var.

Dışarı çıkmak istemiyorum.

Onun yerine ev büyüse iyi olabilir.

Bugün birkaç saatimi mutfaktaki musluklara bakarak geçirdim.

Eve su getiren şeyler…

Aç, kapa; aç, kapa; aç, kapa…

Eve girdiği gibi bi’ selam bile vermeden lavabonun giderinden hoop kaçıyor su zerrecikleri.

Yanlış yere gelmiş gibi, mahcubiyetle ve aceleyle.

Kolum uyuştu tüm gün bunu yapmaktan.

Aç… Böyle iyi. Aksın.

Balkona Rasim’in mayosunu asmıştım.

Kurumuştur çoktan.

Din don! Dinn! Donn! Dinnn! Donn!!!

Kapıdaki her kimse parmağını butona uzun süre bastırıp bastırıp sonra birden bırakıyor.

Gıcık!

Bu aşırı misafir olma isteği kime ait acaba?

Dinnnnnnnnnn! ve Don!

Taşınmak istiyorum.

Taşınmak iyi. Evet.

A. Aylak

This entry was posted in: Deneme, Edebiyat, Türkçe

by

We are above the nations and juggling with the conventional connotations of Diasporas which are also the main instruments of the global polarization (nationality, religion, ethnicity, race etc.) and aiming to re-conceptualize it by taking the "experiences as commons" rather than the conventional ones. As we call it "New Generation Diaspora.”

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.