Month: July 2017

Off-University İnisiyatifi’nden Konferans Duyurusu

Barış Hakkında Zor Sualler Çevrimiçi Konferans Çağrısı Türkiye’deki Barış Bildirisi’nde imzaları bulunduğu için çeşitli zorluklar yaşayan akademisyenlerden başlayarak, özellikle Türkiye, Almanya ve dünyanın her yerinden barışın sözünü çoğaltacak bilim insanlarını da dahil etmek suretiyle, Off-University İnisiyatifi Barış Hakkında Zor Sualler başlıklı bir konferans düzenliyor. Mümkün olan en geniş yankıyı bulabilmesi için çevirimiçi olarak düzenlenmesi planlanan konferans, deneyimlere ve demokratik çözüm potansiyellerine dikkat çekerek barışın tesisine yönelik adımlar için ulusal ve uluslararası akademik kamuoyundan destek toplamayı amaçlıyor. Tough Questions about Peace -English version Harte Fragen zum Frieden – Deutsch version Barış meselesi hayatın her yönünü şekillendirdiği için Barış Hakkında Zor Sualler Konferansı disiplinler arasıdır. Konferans, gezegeni, tüm canlıları ve insanlığı yoğun risk altında bırakan silahlanma ve çatışma ortamlarını ele alarak, ayrışmış ve çatışmalı toplumlarda toplumsal barışın nasıl +sağlanabileceği üzerine odaklanmaktadır. Şiddetin görünür ve görünmez türleri, yapısal ayrımcılık ve marjinalleştirme biçimleri ve en önemlisi barışın sağlanabilmesi için hangi temel yapılara ve söylemlere ihtiyaç duyulduğu gibi temaları ele almayı, bu kapsamda bilim dallarının ve bilim insanlarının sorumluluklarını tartışmayı hedeflemektedir. Uluslararası bir danışman kurulu ile işbirliği içinde ortaya atılan …

Bırak İçindeki Öfkeyi

M. Deniz Deniz Sevgili kardeşim… Kulağıma dua okunarak adım konulmuş benim de. Günde beş vakit ezan sesiyle uyutulmuşum. Ezan’ın ve Allah’ın selamı eksik olmamış üzerimden. Kur’an’ın 28 harfini öğrenmişim, Türk alfabesini öğrenmeden. “elif be te se”. Hepsini ezbere sayarım hala ve belki yazarım. Allah’ın dilini sökme imtihanından tam not almış çocukluğum, Türklükte de geri kalmamış. Atatürk’ün göz bebeğinin çizgisine kadar bilmişim. Türk ulusunun üstünlüğünü, hayatta kalmamızı bir Allah’a, bir de Atatürk’e borçlu olduğumuzu, ne mutlu olduğumuzu, bizden başka hiç dostumuzun olmadığını hep bilmişimdir inan. Henüz şafak sökmemişken, donda ayazda ayaklarım titreyerek okumuşumdur bütün marşları ve bütün duaları. Soğuktan değil, vallahi heyecandan. Üstümde bayraklar dalgalanarak. Şanlı ve kanlı… Bütün dünyayı Türkler’den ve Müslümanlardan ibaret sanmışım… Sonra gönül ferman dinlemez ya Müslüman kardeşim. Bir kız çıkmış karşıma adı Maria. ‘İsmi kötü ama Maria’nın gözleri çok güzel’. Bana yabancı olan şeyle ilk defa o zaman karşılaşmışım. Kilise çanlarının eksik olmadığı şehrimde Maria bana nasıl da yabancı diye düşünüp sevmişim. Beni çeken şeyin bu yabancılık olduğunu sonra anlamışım. Maria ile kiliselere gitmişim. Annesiyle tanışmışım. Annesi bana bir defa sormamış …

Marjinal bir hukuk terimi: Linç -3

    Hukukun Yetersizliği mi, Hukukun Koruması mı? Bir başka taraftan düşünelim bu sefer: Linçin karanlık tarafında bulunan bu eylemlerin bir diğer tarafı da devletin bu linçleri desteklemesi. Olmaz ya, yine farazi bir devlet düşünün. Yazarların, çizerlerin, entelektüellerin dini ya da etnik sebeplerle, komutanların ve “toplumsal liderlerin” önderliğinde hareket eden büyük bir kalabalık tarafından bir otele sıkıştırıldığını ve yakılarak infaz edildiğini düşünün. Bu olayın devlet tarafından uzun yıllar boyunca yargılanmadığını, yargılamaların sürekli yarım kaldığını ve sonuçta zamanaşımından davaların düştüğünü farz edin. Yine olmaz ya, devletin büyük bir kentinde yaşayan azınlığın, yine devlet organları ve devlet büyükleri tarafından yönlendirilerek mahalleleri basan büyük bir kitle tarafından barbarca yok edildiğini, göçe, sürgüne zorlandığını aklınıza getirin. Bunlar da gelmiyorsa gözünüzün önüne, “Ruşvaş Çayı içenlere ölüm!” diye bağırarak mitinglerde seyirci ve taraftar kitlesine ilmek atabilen bir parti başkanı hayal edin. Linç bu hallerde, şiddet tekelini elinde bulundurma iddiasındaki devlet tarafından bir yönetim ve sosyal düzen aracı olarak kullanılmaktadır. Devlet dediğimiz kurumun ne de olsa bir hesap verilebilirliği mümkündür –en azından biz öyle tahayyül etmek istiyoruz– ve işte, böylesi bir araç …

Tugay Kartal, Onur Çeçen ve Ayşen Dönmez: Haydarpaşa Dayanışması

Röportaj: Şahika Karatepe 2005 yılında kurulan Haydarpaşa Dayanışması, Haydarpaşa Garı’nın AKP iktidarının hazırladığı projelerde dile getirildiği gibi otel olarak değil asıl işlevi olan gar olarak kullanılması ve trenlerin işleyecek bir biçimde gara dönmesi için, son trenin gardan ayrıldığı tarih olan 31 Ocak 2012’den bu yana, her Pazar saat 13:00-14:00 arası garın merdivenlerinde nöbet tutmaya devam ediyor. Geçtiğimiz pazar 288.haftayı geride bırakan bu nöbet, Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Lisesi önünde gerçekleştirdikleri oturma eyleminin ardından, Cumhuriyet tarihinin en uzun soluklu eylemlerinden biri oldu. Dayanışmanın kurulduğu günden bugüne nelerin değiştiğini, 10 Ekim Katliamı’nda 14 üyesini kaybeden Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası’nın tarihini, demiryolcuların örgütlenme pratiklerini, demiryollarının AKP yönetiminde son yıllarda bir kurum olarak geçirdiği dönüşümü ve demiryollarında kadın emeğini, Hayarpaşa Dayanışması’nda ve BTS’de bilfiil çalışan demiryolcularla konuştuk. TCDD 1. Bölge hukuk müşavirliğinde hukuk hüro şefi olarak çalışan Ayşen Dönmez, TCDD 1. Bölge müdürlüğü trafik servisinde başrepartitör olarak görev yapan Tugay Kartal ve Haydarpaşa Dayanışması’ndan Dr.Onur Çeçen sorularımızı yanıtladılar[1]. Cumhuriyet tarihinde demiryolu işçilerinin sendikalaşma süreci ile başlayalım. Demiryolu işçileri ne zaman örgütlü hareket etmeye başladılar? Tugay Kartal: Emek yoğun bir çalışma …