Month: June 2017

Marjinal bir hukuk terimi: Linç

Çoklukların ilginç ve çoğunlukla tek taraflı bir tarihsel öyküsü vardır. Kişilerin ve devletlerin tarihlerinin yanında, Foucault’nun sessiz kalabalıkları, özellikle söz konusu bilim alanı hukuk olduğunda pek de ön planda olmadı. Söz edildiği zaman da, hep –belirli– bir ideolojinin metodolojik aracı olarak kullanıldı. Halk denilen bu meşum varlık, devletin, erkin, zorbanın korkunç pratiklerine karşı haklı olarak ayaklandı; bazen haklarını alabildi, bazen alamadı. Ölenler kahraman ilan edildi, isimleri kalplere yazıldı. 2000’den beri hâkim görüş artık bir şeylerin değiştiği yönündeydi: Artık kalabalıklar varlıklarını eylem ile, hak arayışı ile, haklı bir mücadele ile göstermeye sonunda başlamıştı. Tiananmen’den Syntagma’ya, Zucotti’den Gezi’ye artık kalabalıklar kendisinin farkına varmıştı. Hardt ve Negri’nin çokluk yüceltmesindeki serbest piyasadan elini eteğini çekmiş, yeni bir kişi öneren ütopyasındaki Hobbes düşmanı olarak anlatılan Spinoza’dan bahsedilirken bile DeWitt kardeşlerin ölümünden sonra kendi kapısının önüne “Hepiniz barbarsınız!” yazdığı anlatılmadı. Sighele ve Tarde’ın suçlu kalabalıkları, Scottsboro’da beyaz bir kadına tecavüz suçlamasıyla asılan yedi masum çocuğu haklı çıkartacak bir teori geliştirmedi. Ortega y Gasset’ten ve Le Bon’dan bugüne kokan, eğitimsiz, çiftçi kalabalıklardan herkesi kucaklama iddiasındaki kitlelerin haklı mücadelesine geliverdik. Kalabalık hareketleri birçok …

Kuklaların Efendisi Hayallerimizi Çaldı

Dostlarım, ev bildiğimiz Türkiye’den sürgün yemiş olan sizlere soruyorum; bizler tüm umutlarımızı tükettik mi? Bizler her şeyi sineye çektik mi? Bizler kopuntu olmayı kabullenecek miyiz? Bizler dostlarımızın, ailelerimizin, çocuklarımızın, evimizin, akademinin, adaletin diri diri gömülmesine seyirci mi kalacağız?

source: https://www.azatutyun.am

Türklüğüm ile Nasıl Barıştım?

Burag Mikael Peksezer

3 yıldır İrlanda’da yaşayan İstanbul doğumlu bir Ermeniyim. Dublin’e gelmeden önce de hemen hemen tüm hayatımı İstanbul’da geçirdim. İstanbullu kimliğim hep vardı, annemin kendisine nereden geldiğini soran her taksiciye verdiği ‘Ben 7 göbek İstanbulluyum’ yanıtı bana aradığım aidiyet hissi için gerekli ipucunu vermişti.