Deneme, Makale
Leave a Comment

Fetö Etkisi

feto

 

“Ülkenin yüzde ellisinin diğer yüzde ellisini terörist ilan ettiği sürreal zamanlardı” diye anacağız sanırım bu günleri. Her yeni dönem kendi mağdurlarını yaratmıştı belki ama, hiç bir dönem mağduriyet paleti bu kadar geniş renklere ulaşmamıştı diyeceğiz. İhraçlar, ithamlar, tutuklamalar, bedenini açlığa yatıranlar, işkenceler, ölümler… Bir çoğumuzun ruhunu derinden yaralayan şeyler oldu. Kimimizin hayatını derinden sarstı, kimimize iyisinden dokundurdu. Yani hemen hemen hepimizi bir şekilde etkiledi bu yeni dönem. Tıpkı benim sıradan hayatımı da trajikomik bir şekilde etkilediği gibi…

Yıl 2013  aylardan Haziran. Gezi Parkı olayları devam ederken ben Ankara’dan iş için kalkıp Sakarya’ya geçiyorum. Hayatımın ilk yarı kurumsal iş deneyimi. 2010 yılında KPSS’ye hazırlanmış fakat atanamamış biri olarak “ şansımı bir de özel sektörde deneyeyim bari” dediğim zamanlar. Koca Ankara varken neden Sakarya’ya gittiğim çok başka bir hikayenin konusu fakat şahit olduğum şeyler anlamında acı bir tebessümle “iyi ki tecrübe etmişim” demediğim, “ne gerek vardı şimdi durduk yere” dediğim bir şehir kendisi.

Aslında filmi başa sarıp 2010 yılından başlamak daha doğru olacak sanırım bu “fetö” hikayesine.

Yüksek lisansım bitmiş, “ ben ne olacağım?” sorusu önümde koca bir soru işareti olarak dururken, hiç hayalini kurmadığım memurluk seçeneği pullu payetli bir seçenek olarak önüme itelendi. Sonuçta devletti, kapaktı, sırtı dayamaktı (!) … Ve ben hiç istemeye istemeye bir sene boyunca sınava hazırlanıp 2010 yılı Temmuz ayında o sınava girdim.

Sonuçlar şaibeleriyle birlikte geldi. Sorular sızdırılmış yüzlerce kişi sınavdan full çekerken yüz binlercesi kopya mağduru olmuştu. Puanlar tavan yapmış, bir çok insan açıkta kalmıştı. Sonradan “fetö”’nün paralel yapısına bağlanacağını bildiğimiz bu sınavda her ne kadar iptaller yaşanmış olsada, atı alan çoktan devlet kapısına dayanmıştı. Bürokratlığa giden yolu açan Genel Kültür ve Yetenek kısmının iptali için 2016 yılına kadar beklenmiş olması da, yani bu iptal tarihinin ‘fetö’nün hükümetle arasının açılmasından sonraki bir tarihe denk gelmesi de kafamda soru işareti falan yakmamıştı. Herşey ortadaydı. Fetö: 1 Ben: 0 ‘dı.

Yüksek lisans bitmiş doktoraya kabul almıştım. Süper çalışkan bir insan olamamıştım hiç ama okulda olmayı seviyordum. O saatten sonra dedim ki “ben akademisyen olmalıyım, neyi zorluyorum.” Neyi mi zorluyorum?! O zorladığım hiçbir şey değilmiş aslıda…

İki sene boyunca çeşitli üniversitelerin açtığı kadrolara başvurdum, sınava girmeye hak kazanan o dört kişiden biri oldum. Bunun için bir umut 10’a yakın şehir dolaştım ama her seferinde karşılaştığım senaryo şu oldu: Kişiye özel kadro, satrançta piyon, kontenjanı doldurmak için çağrılan bir enayi daha. Bunu yapanlar birde derslerde bize emekten, haktan, hukuktan bahseden koca koca (!) Prof.lar Doç.ler falandı. Bir yalanı okumuştuk belki de. Hiç bir işe yaramayacak dersler, Türkiye’ye, Türk insanına adapte edemeyeceğin teoriler arasında, zaman tüketmiş, enerjimizi boşa harcamıştık.

Akademik kadro ilanlarında yapılan usulsüzlüklerle ilgili aklıma kazınan o kadar çok hikaye var ki… Mübalağasız Edirne’den Ardahan’a uzanıyor. Ama bunlardan bir tanesi var ki direkt yine ‘fetö’ye bağlanıyor.

  • Yer: İstanbul Üniversitesi Dört kişi, sınava gireceğimiz sınıfın kapısında bekliyoruz Diğer üçü İstanbul Üniversitesi öğrencisi. Sadece ben dışarıdan geliyorum. Zaten bu benim için -1’le başlamak demek. Bunu bile bile bekliyorum o kapının önünde. Sonra sınava girecek adaylardan ikisi yaklaşıyor yanıma. Bana elleriyle ilerde bekleyen çocuğu işaret ediyorlar. Diyorlar ki “sınavı bu çocuk alacak.” “Nasıl!?” diyorum. “Yeni atanan rektörün adamı bu” dedikten sonra ekliyorlar “yeni rektör fetöcü”. Tabi fetöcü demiyorlar o zaman, “cemaate yakın isimlerden” diyorlar üstüne basarak. “Danışman hocalarımız bizi önceden uyardı. Boşa bir çaba olur diye. Ama biz tecrübe olsun diye giriyoruz işte” diye tamamlıyorlar konuşmayı.

Ben afedersiniz mal gibi kalıyorum o kapının önünde. Sınava da hala bir umut giriyorum öyle saf saf ! Şunu düşünüyorum artık ; “belki bişey olur, çocuk aniden rahatsızlanır falan, sınavdan çıkmak zorunda kalır” (insanı zorla kötü yaparlar). Tabi böyle birşey olmuyor ve çocuk o kadroyu alıyor. Fetö: 2 Ben: 0

Ben bir süre daha devam ediyorum bu kadrolara başvurmaya. Ama artık akıllandığım için telefon açıp soruyorum bir bilene. “Bak” diyorum, “kadro kişiye özelse o kadar yolu boşa gelmeyeyim.”

Tabi bir yandan da çalışmak gerekiyor artık. Bir sebeple Sakarya’da başlıyorum işe. İş satın alma diye geçiyor ama ben sekreterlik yapıyorum, telefonlara bakıyorum falan.

Sakarya muhafazakar bir şehir diyorlardı hep. Öyle bir çevrede hiç yaşamadığım için muhafazakarlığın boyutunu kafamda pek canlandıramıyordum tabi o zamanlar. Ama işe gitmek için bindiğim belediye otobüsünde, sabahın 7’sinde,  fetö’nün hoparlörden yayılan vaazıyla kaşılaştığımda dedim, sanırım böyle birşey işte.

Her sabah çeşitli ilahiler ve fetö’nün söylemleriyle başladığım o unutulmaz sabahlarım, sonradan aslında yarı kurumsal bile olmadığını farkettiğim işyerinde, duvara asılı televizyondan yayınlanan fetö vaazlarıyla taçlanıyor (!).

Şirkette çay getir götür yapan abla dışında tek kadın çalışanım. Tümü Akp seçmeni olan çalışma arkadaşlarımla tüm gün fetö dinleyip, öğle arasında dini sohbetlerimize devam ediyoruz (!) Bana kadının, erkeğin omurga kemiğinden yaratıldığı için, erkeğe ait bir meta olduğundan ve bu yüzden erkeğin kadın üzerinde ‘tabiki’ söz hakkı olacağından bahsediyorlar. Birde evde köpek beslemenin çok büyük günah olduğundan bahsediyor bir tanesi ısrarla. Köpek giren eve melek girmezmiş çünkü !!! Ben onu güneş girmeyen eve doktor girer diye öğrenmiştim ama yanlış öğrenmişim demek ! Kısacası paralel evren gibi bir yer. Forklift falan kullanmaya başlamışım artık , o kadar diyeyim. Kamyonun içine halı serdiklerini öğrendim hatta bir ara. Ayakkabılarını o minik merdivenlerde çıkardıklarını falan. Her neyse…

Beynim error vermeye başladığında dedim “ben bi izin alayım”. İzin alıp Ankara’ya gittim. Yıl 2013. Mayıs’ın son günleri. Gezi Parkı olayları başlamış. Ankara’da olduğuma mutluyum, İstanbul’da olamadığıma üzgün. Sokaklar ilk defa bu kadar güvenli ve güzel diye geçiriyorum içimden.

Haziran’ın ilk haftasını Ankara’da geçirdikten sonra tekrar dönüyorum Sakarya’ya. İş yerindekiler fetö vaazlarıyla dönüşümlü olarak haberleri izlemeye başlamışlar. _En azından buna vesile olmuş Gezi onlar için diye düşünüyorum._ İzlerkende saydırmaya tabi. Bense Ankara’dan aldığım gazla karşı saydırmaya geçtiğimde “bak kadınsın diye birşey yapmıyoruz” klişesi üzerinden yürüyorlar bana. Sonra bu bir oluyor iki oluyor, en sonunda içlerinden biri bana alenen “terörist” demeye başlıyor. Sonra büyük gürültü kopuyor tabi. En son patron beni yanına çağırıp işime son veriyor. Fetö: 3 Ben: error 

İşin komik tarafı fetö, hoca efendiyken en büyük takipçisi, hayranı bu kitleydi.  Beğenmedikleri, “komünis midir, teröris midir, atayis midir?” diye söylendikleri sol cenahtan insanlar bunları, yapmayın etmeyin, peşinden gitmeyin diye uyarırken, jet fadıl’ın peşinden nasıl gittilerse aynı edayla gittiler fetö’nün de peşinden.

O zaman sormaya fırsatım olmamıştı, şimdi soruyorum. Takip ettiğiniz önderlerden biri terörist ilan edildiğine göre peki şimdi siz nesiniz?!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s