Röportaj
Comment 1

Ercan Aktaş: Türkiye’de Vicdani Ret Hakkı Vardır

10580389_10203922388892014_1515982387_n.jpg

Vicdani retçi Onur Erden, “firar” suçlamasıyla tutuksuz yargılandıktan sonra 21 Mart’ta Gelibolu 2. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından 10 ay hapse mahkum edildi. Avukatı Gökhan Soysal, mahkemeye vicdani reddin anayasal bir hak olduğunu ve zorunlu askerliğin hukuka aykırılığını tekrar hatırlattı. Yurtdışında vicdani reddini açıklamış şu anda kaçak durumunda ve Vicdani Ret Derneği’nde kayıtlı üç kişi var. Tabi reddini açıklamamış veya duymadığımız kaç kişi var, hiç bilmiyoruz…

Vicdani ret özellikle son dönemlerde, çeşitli kişisel ve politik nedenlerle askere gitmeyi ve hatta hükümetin kendine karşı olanı da satın alma politikasıyla ısrarla çıkardığı paralı askerliği reddeden genç kuşakta çok konuşulur oldu. Herkesin ortak fikri, Türkiye’de vicdani ret hakkının mevcut olmadığı yönünde. Fakat gerçekten öyle mi? Hukuki durum tam olarak nedir, askere gitmeyi vicdani olarak reddeden biri için atılacak adımlar ne olabilir?

Uluslararası Savaş Karşıtları (WRI) ve Avrupa Vicdani Ret Bürosu (EBCO) üyesi olan Vicdani Ret Derneği, 2013 yılında resmen kurulduğundan beri vicdani retçilere gerek hukuki gerek süreçle ilgili yardımda bulunuyor. Militarizm karşıtı, orduya ve savaşa katılmayı reddeden bireylerin açık, sivil ve direnişçi tavrıyla tam olarak desteklemeye ve dayanışmaya devam ediyorlar.

Fransa’da ikamet eden, kendisi de vicdani retçi Ercan Jan Aktaş ile yaşadıkları hakkında konuştuk…

Söz dayanışmada…

Ercan: Öncelikle şunu ifade edeyim, her vicdani retçi vicdani reddini yaptıktan sonra bir şekilde, her alanda daha doğru ve yeni bir hayatı deneyimliyor. Bir yandan mağduriyet halinde, her zaman Türkiye’den ve Avrupa’dan doğru bir dayanışma ağı her zaman hareket etmeye hazır, bunu fark ediyorsun. İkinci bir şey ise; vicdani reddini yaptıktan sonra, bunun hukuki olarak Türkiye’de ve uluslararası hukuk açısından neye tekabül ettiğini, Türkiye’de sahip olmadığın ve Avrupa’da sahip olduğun haklarını öğrenmeye başlıyorsun.

Diğer bir şey de Türkiye’de hukuksal olarak bu alan hemen hemen boş gibi. Türkiye’de vicdani ret mücadelesi ile birlikte kendisini bu hareket ekseninde gören hukukçuların çalışmaları ile birlikte bir kaynak oluştu. Bununla birlikte her vicdani retçi de aynı zamanda kendi kendisinin hukuk danışmanı, avukatı oluyor. Ben de kendimi böyle görüyorum.

Araştırmacı yazar ve de vicdani retçi bir aktivist olarak Türkiye’de uzun yıllardır bu çalışmalar içindeyim. Bir yandan eylem, örgütlenme, kampanyalar; diğer yandan da sosyal bilimci olarak militarizm, şiddet, devlet, vicdani ret, toplumsal barış alanlarını çalışıyorum. Son beş aydır da bu çalışmalara Fransa’da bu çalışmalara katkı sunmaya çalışıyorum.

Türkiye’ye ne kadar süreyle giremeyeceksin Ercan?

Fransa’ya iki konferans programı –Lyon ve Paris—için gelmiştim. Bu sırada hakkımda davalar ediyordu, avukatlarımın da isteği üzerine dava sonuçlarını burada beklemek istedim ve hakkımda ilkin yakalama daha sonra da tutuklama kararı çıkınca bir süre ülkeye dönmeme kararı aldım. Fransa’da anarşist, sosyalist birey, yapı ve sendikalar ile birlikte ortak bir yaşam içindeyim.

Türkiye’deki mücadele yılları çok fazla zorlamış ve yıpratmıştı beni, şimdi bir şekilde kendimi yenileme, bazı şeyleri yeniden edinme –yeni bir dil, yeni başka kültürler—süreci içindeyim. Ancak aklım ve gündemim hep Türkiye’de ve Türkiye’deki gelişmelerde.

Fransa’ya gitme ve vicdani ret hikâyenden biraz bahsedebilir misin?

Vicdani ret ile cezaevinde iken –örgüt üyeliği—medya üzerinden tanıştım. Cezaevinden çıktıktan sonra Savaşkarşıtları grubu ile çalışmaya başladım. Cezaevinden çıktıktan bir yıl sonra, yani 2005 14 Mayıs’ında Savaşkarşıtları olarak yaptığımız İkinci Militurizm Festivali dahilinde İzmir’de vicdani reddimi açıkladım. Vicdani reddimi yapmam ile Türkiye’de vicdani retçiler için uygulanan “sivil ölüm”ün ben de bir parçası oldum.

Uzun yıllar çeşitli kampalar, çeşitli şehirlerde ve zaman zaman da Avrupa’da yapılan çalışmalar içinde bulundum. Biri Kıbrıs’ta, iki tanesi İstanbul’da olan üç uluslararası vicdani ret buluşması çalışması içinde oldum. Vicdani retçi olmam ile birlikte aile hayatım, sosyal ve çalışma hayatımda bir şekilde bu çalışmaların bir parçası oldu. Atölyeler, paneller, sokak eylemleri, kampanyalar, toplu vicdani ret açıklamaları için zaman zaman arkadaşlarım ile zaman zaman da tek başına Türkiye’de birçok ile gittim.

Peki, Ercan, aynı zamanda akademisyensin de. Öğrencilerinin ve gittiğin yerlerde tanıştığın kişilerin vicdani reddine karşı tutumu nasıldı?

Çok faklı şeyler yaşadım. Bir tanesini paylaşmak istiyorum. Toplumsal Barış ve Vicdani Ret konuşmak için bir davet üzerine Çoruh Üniversitesi öğrencilerinin daveti üzerine Hopa’ya gittim. Program afişi kampüsün birçok yerine asılır ve orada Ülkücü öğrenciler bir şekilde ismim üzerinden bir araştırma yaparlar. Daha sonra bölüm hocasına gideler; “Hocam bu insan bir anarşist, devlete, orduya durmadan saldıran biri, bunun buraya gelmesini istemiyoruz”. Ancak bir şekilde bana gelmeyin demediler tabi ve ben gittim. Sabah kampüse geçtik, ortada bir hareket var ama ben tam ne olduğunu anlamıyorum, beni davet eden sosyalist ve de yurtsever arkadaşlar da bir şey söylemiyorlar. Saati gelmeden salon doldu ben durumu biraz anladım. Arkalarda oturanların hepsi ülkücü öğrenciler. Aralarında dışarda gelenlerde var. Kendi kendime ‘Ercan hazırladığın power pointi sen unut’ dedim ve kafamda bir anda yeni bir kurgu ile oturumu açtım. Hedefim bir açık bir çatışma –şiddet – ortamını engelleyerek iki saat bir salonda ülkücü ve sosyalist öğrenciler ile konuşmak. İlk biraz tedirgindim, ama anlatım ile kendime güvenim geldi. Ülkücü öğrencilerin; “ama hocam sizde” demeleri bir şekilde aramıza başka bir mesafe koymuştu. Bu hiyerarşiye karşı olmama rağmen bu defa bir şey demeden şiddet, militarizm, toplumsal cinsiyet, toplumsal barışı konuşmaya başladım.

Zaman zaman karşılıkla gruplar arasında gerilimler oluyor, ülkücüler bir çıkıp bir geliyor, ama ben bir şekilde salonda bir atmosfer oluşturdum. Çok rahat bir şekilde iki saat, zaman zaman çatışmaları şekilde oturumu sürdürdüm. Arada birisi; “hocam seni dinledik, çok şeyini kabul etmesek de doğru tarafların da var, ve bir yerde durumumuz aynı değil dediniz, şimdi sizinle benim aramızda ne fark var Türkiye Cumhuriyeti’nde” dedi. Seni bilmem ama ben bu okuldan çıkarken polisler beni kapı da bekliyor olabilir dedim. Ve gerçekten de panel sonrası arkadaşlar ile birlikte bahçeye indik, kapıda polislerin olduğu söylendi. Üç arkadaş ile birlikte arkada duvar ve tel örgüler üzerinden kaçtık. Çok güzel bir gündü benim/bizler için. Sonra da bunu demokrathaber.net köşemde yazdım, Ülkücüler bir daha iletişime geçtiler benimle; “ama hocam bir size ne yaptık, sunumunun tümünü neden yapmadın” dediler. Ben de bunların kimi itirazlarını içecek karşılayacak yeni bir yazı yazdım ve sonunda da bu kez de siz beni davet edin gelip tamamını anlatayım. Ama cevap gelmedi.

Yani bazen en sert algıları bile kırabiliyorsunuz. Bunun dışında, zaman zaman yaşanan kimi zorluk ve sıkıntılar olsa da bu mücadele içinde olmak her zaman bana iyi geldi.

Hukuki sorularıma normlar hiyerarşisinin tepesinden başlayayım o zaman: Vicdani ret 1982 Anayasası’na aykırı mı?

Aslında 82 Anayasasına göre askerlik, vatan hizmeti içinde görülüyor. Vatan hizmeti başlıklı 72. maddede şöyle der: “Vatan hizmeti her Türk’ün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin silahlı kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.”

Yani askerlik anayasada zorunlu değil mi?

Tam üstüne bastın. Yani aslında askerlik, anayasada zorunlu değil. Anayasada vatani görevi kamu kesiminde ifa etme hakkı da veriliyor. Ama diğer yandan da, konunun düzenlenmesi kanunlara bırakılmış. Askerliği zorunlu kılan ise bu konuyla ilgili kanunlar. Bu kanunlar, 1927 yılında yürürlüğe girmiş Askerlik Kanunu ve 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar kanunu. Yani aslında kanunda yapılan düzenleme, silahlı askeri bir eğitimle vatan hizmetinin aynı kefeye konarak bu şekilde bir düzenleme bugünün anti demokratik anayasasına bile aykırı.

Daha önce bu konuda AİHM’e başvurular yapıldığını biliyoruz. AİHM’de verilen kararı ve bu kararların Türkiye’deki vicdani retçilere tanınan haklar üzerindeki etkisini biraz açıklayabilir miyiz?

 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Osman Murat Ülke ile ilgili bir karar vermişti. Vicdani ret nedeniyle maruz kaldığı cezaların ve ceza tehditlerinin yaşamını bir bütün olarak etkilediğini ve neredeyse onu “sivil bir ölüme” mahkum ettiği saptamasını yaptı. Yani şunu kabul ediyorlar: Türkiye, vicdani retçilere günlük hayatta yaptığı baskılar yoluyla vicdani retçiyi mağdur ediyor, onun entelektüel kişiliğini eziyor, onu alçaltan korku ve tedirginlik hislerine neden oluyor ve bu tip baskı ve yıldırmalar yoluyla vicdani reddinden vazgeçmesini amaçlıyor. Suçun ve cezanın orantılı olması ilkesi vardır, biliyorsun. Ve aynı zamanda cezanın hukuki olması ilkesi. Bu yaptırımlar ve yıldırmalar her ikisine de uymuyor. AİHM, Osman Murat Ülke’ye ve diğer bir çoklarımıza yapılan bu yıldırma politikaları hakkında şöyle demişti: “[Vicdani reddin] demokratik bir toplumdaki ceza rejimi ile bağdaşmayacağı saptanmıştır.” Ayrıca çok önemli noktalardan birisi de, AİHM’in bu yıldırmaları ve baskıları, “işkence ve kötü muamele yasağı” başlığını taşıyan maddenin ihlali olarak görmesidir.

AİHM’in vicdani reddin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Medeni ve Siyasal Haklar sözleşmesinde de yeri var, din ve vicdan özgürlüğü başlığı altında. AİHM buna ilk kez 2011 yılında karar vermiş, Bayatyan-Ermenistan kararında. Türkiye’yle ilgili 4 ayrı davada aynı kararı vermiş ve Türkiye’yi din ve vicdan özgürlüğünü ihlalden mahkum etmiş. Bu kararlar, Yunus Erçep, Halil Savda, Fethi Demirtaş ve Mehmet Tarhan lehine verilmiş kararlardır.

Peki şu ana kadar Türkiye’den AİHM’e giden ve kaybedilen bir vicdani ret davası var mı?

AİHM’e giden tüm vicdani ret davalarında Türkiye mahkum oldu ve maddi tazminatlar ödedi. AİHM, her seferinde vicdani retçileri haklı buldu.

Bunun vicdani ret açıklamada bir etkisi vardır diyebilir misin?

 Tabii. Durum böyle olunca her vicdani retçi Türkiye iç hukuk yolları sürecinde olmasa bile AİHM’de kazanacağını biliyor. Bu da bir şekilde yaşayacağı her ne olursa olsun, sonunda bir şekilde hukuksal olarak kazanacağını bilmek moral ve motivasyon açısında iyi geliyor.

Yani, Türkiye mahkemeleri vicdani reddi, temelsizce ve anayasaya aykırı bir şekilde kabul etmemeye devam ediyorlar, diyebilir miyiz? Bu uygulamalar, “temel hak ve hürriyetlere dair uluslararası sözleşmelerle iç hukuk birbirinden farklı ise, iç hukuk değil uluslararası hukuk uygulanacaktır” diyen Türkiye Anayasası’nın 90. maddesiyle çelişmiyor mu?

Anayasa’ya iki türlü aykırılık var: Hem din ve vicdan özgürlüğü ihlal ediliyor, hem de 90. Maddeye göre AİHM kararlarının uygulanması gerekliliği tanınmamış oluyor. Kanunlarda vicdani ret hak olarak düzenlenmese bile, Türkiye’deki adli, idari ve benzeri tüm kamusal makamların yapacakları işlemlerde bu hakkı tanımaları gerektiği açık. Türkiye’deki mahkemeler AİHM’in bu yöndeki kararları sonrası verdikleri kararlarda bu hukuksal durumu kabul etseler de, en baştan kişilerin vicdani retçi olduğunun tespitini kabul etmeme yönünde bir eğilim gösteriyor. Bu konuda daha herhangi bir Askeri Yargıtay kararı verilmediği için, onların görüşünü bilmiyoruz.

Yani Türkiye’nin iç hukukunda bu konuyla ilgili yasal düzenleme yok, fakat Anayasa’nın 90. maddesi gereği Türkiye AİHM’in kararlarına uymak, yani vicdani reddi tanımak zorunda. Yani vicdani ret hakkının kullanılması bir yöntem sorunudur ve yasal düzenleme eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Devletin yıldırma politikaları ise bu yöntem sorununu aşmakta bilinçli bir şekilde geri kalıyor ve vicdani retçilere baskılara devam ediyor.

 Peki vicdani ret hakkının kabul edildiği bir vaka söz konusu mu?

Türkiye de mi? Evet, Hristiyan Yehova Şahidi Barış Görmez’in dini nedenlerle vicdani reddi mahkemede kabul edildi ve bu nedenle yargılandı, daha sonra beraat kararı verildi.

Diğer bir şey de vicdani retçi (Ülkücü) Muhammed Serdar Delice davasında oldu.

Malatya Askeri Mahkemedeki duruşmasında mahkeme heyeti; “Muhammed evet Türkiye’de vicdani ret ama, ama sen vicdani retçi olmazsın, çünkü sen Müslüman ve de ülkücü olduğunu söylüyorsun”. O zaman ben bir an kendimi Muhammed yerinde onun sandalyesinde düşündüm. Acaba sonuç farklı olur muydu?

Vicdani retçi birinin başvurabileceği bir hukuki yol var mı? Askerlik yapmayacağına ve savaşa hiçbir şekilde dahil olmayacağına karar veren birinin önündeki yolu biraz anlatabilir misiniz?

Dediğim gibi, hukuki olarak vicdani ret hakkının varlığı kabul edilse bile, bu hakkın kullanımına ilişkin yasal düzenleme yapılması gerekmektedir. Türkiye’de ise böylesi bir yasal düzenleme bulunmadığı gibi, yapılması için adım atılmıyor da. Vicdani ret hakkının yasalarla düzenlendiği ülkelerde vicdani ret başvurusu, bunun için oluşturulmuş komisyonlara veya yetkilendirilmiş kurumlara yapılır. Bu komisyon ya da kurumlar, başvuruyu kabul ettiğinde, kişi belirli bir süre sivil kamu hizmeti yaparak askerlik hizmetinden muaf tutulur.

Türkiye’de böylesi bir düzenleme olmadığı için vicdani ret hakkı kapsamında zorunlu askerlikten muaf tutulma (ve eğer kabul ediyorsanız sivil kamu hizmeti) isteğinizi bağlı bulunduğunuz askerlik şubesine veya askerlik şubenizin bağlı olduğu Askere-alma Bölge Başkanlığı’na veya doğrudan Milli Savunma Bakanlığı’na bir dilekçe ile bildirilebiliyor. Öte yandan Türkiye’de şimdiye kadar çok sayıda kişi çeşitli eylem, etkinlik ya da kendi sosyal hesapları üzerinden vicdani retlerini yaptı.

Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yolu etkili bir yol sayılabilir mi? Bu yola kimler başvurabiliyor? Bu şekilde vicdani reddi tanınmış bir örnek bulunuyor mu?

Vicdani ret hakkının kullanılabilmesi için kanunda öngörülmüş herhangi bir idari veya başvuru yolu yok. Bu nedenle, hakkın kullanılabilmesi için etkili bir başvuru yolu olmadığı için aynı zamanda “Hak Arama Özgürlüğü” ihlal edilmiş oluyor. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru nedenlerinden ikisi doğmuş oluyor yani. Hem hak arama özgürlüğünün ihlalinden, hem de din veya vicdan Özgürlüğü ihlal edildiğinden bahisle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru gerçekleştirilebilir. Benim bildiğim dört arkadaşın başvurusu var, ancak şimdiye kadar sonuçlanan bir karar olmadı. Özellikle OHAL döneminde de sıranın gelmesi zor gibi görünüyor.

Peki, vicdani retçi birinin hayatını kolaylaştırabilmek açısından biraz usule dönelim. Atılacak adımları ve başvurulacak makamları özetle sıralayabilir misiniz?

Türkiye’de askerlik yapmamak ya da “bakaya” ya da “yoklama kaçağı” olmanın yasalardaki “suç” karşılığı kabahattir. Yani bir şekilde askere gitmemek ile yasalara göre kabahat suçu işlenmiş oluyor. Ve devlet askerlik yapmamayı yasalardan ziyade pratik uygulamalar ile zorlaştırıyor. Yani aslında Türkiye’de askerlik yapmamış olanlar yasalardan daha çok pratik hayatın çeşitli hallerinde çok fazla baskı ve zorluklar görüyor. Türkiye’de hayat küçük bir azınlık dışında kimse için kolay değildir, ancak bir şekilde askerlik yapmayanlar/yapmak istemeyenler için çok daha zordur. Öncelikle toplum içinde askerlik yapmama haline dair ciddi korkular var. Ondan sonra askerlik yapmamış olmamak adeta “ikinci derece” vatandaş eşdeğer olarak görülmektedir.

Ve AKP’nin toplumu bir bütün şiddet ve savaş politikaları ile teslim alma isteği ile birlikte son aylarda bir şekilde askerlik yapmayanların iş yerlerine MSB’nın tebligatları gitmektedir. Ve iş yerlerinde bir şekilde askerlik yapmayanların işlerine son verilmeleri istenmektedir.

Şimdi tüm bunları düşün bir. Türkiye’de vicdani reddin bulunduğu durum antidemokratik 1982 anayasasından bile geride.

Vicdani Ret Derneği ne kadar insana ulaşabiliyor bu konuda yardımcı olabilmek için?

Hemen her gün yukarıda ifade ettiğim nedenlerden dolayı bir şekilde insanlar ulaşıyor ve sıkıntılarına dair konuşuyor, çeşitli önerilerde bulunuyoruz. Burada da bir kez daha söylüyorum; devletin her türden üstlerine gelecek baskısı karşısında panik yapmasınlar, bir şekilde Vicdani Ret Derneği ya da vicdani retçilere ulaşmaya çalışsınlar. Sorunlarına kısa zamanda etkili hukuki şekillerde çözüm bulunacaktır.

Askerliğe zorla başlamış kişiler de vicdani ret hakkını kullanabiliyorlar mı?

Vicdani reddi bir şekilde militarizmi ve de militer politikaların eleştirisi ve pratik karşı duruşu olduğu için askerlik yaptıktan sonra vicdani reddini yapanlar oldu, evet.

Türkiye sınırları içerisinde askerliği vicdani olarak reddeden aşağı yukarı kaç kişi vardır? Aynı şekilde, bu bela nedeniyle yurtdışına çıkmış ve kaçak hayatını seçmiş veya siyasi iltica talebinde bulunmuş kaç kişi var?

Türkiye’de şu durumda kaç tane vicdani retçi vardır kesin bir sayı söylemek mümkün değil, ayrıca bir çok şekilde vicdani retler yapılıyor. Eskiden hemen hemen bütün vicdani retler vicdani ret ağları üzerinden yapılırdı, ancak son bir iki yıldır kişiler kendi bireysel sosyal hesapları üzerinden de vicdani retlerini deklere edebiliyorlar.

Vicdani reddin bu şekilde yaygınlaşıp bu şekilde gerçekleştirilmesinin de, vicdani reddin toplumsallaşması açısında oldukça iyi bir durum olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de özellikle son bir yıl içinde artan şiddet, baskı, gözaltı ve tutuklamalardan kaynaklı önceden olmadığı kadar vicdani retçi Avrupa’nın çeşitli ülkelerine geçtiler. Vicdani retlerinden doğru politik iltica sürecinde olanlar da var, ben de bunlardan biriyim. Fransa’dayım ve vicdani ret ile politik sığınma randevumu yapmış bulunuyorum. Son zamanlarda Avrupa’ya geçmiş vicdani retçi kişi olarak şu durumda İtalya’da ve Almanya’da birer kişiyi ve de Fransa’da kendimi biliyorum.

 

 

 

1 Comment

  1. Pingback: Ercan Aktaş: Türkiye’de Vicdani Ret Hakkı Vardır (Röportaj)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s