Makale
Leave a Comment

Umut Akbabalığı ve Türk Solu

Screen Shot 2017-06-19 at 12.44.17
2010 Türkiye anayasa değişikliği referandumunda “Yetmez Ama Evet” sloganı, yedinci senedir Türkiye Solunun en büyük, en yetkin, en “hardcore” sosyalist ve ve solcu abileri tarafından, tekrar tekrar günah keçisi ilan ediliyor. Hala çeşitli sosyal ağlarda, ortamlarda ve tartışmalarda AKP’nin on senede gösterdiği totaliter, tek adam yönetimi sağlamaya yönelik baskıcı politikasının en büyük nedeni olarak gösterilebiliyor. Çok karşılaştım, “ama tüm ve tek sorumlu yetmez-ama-evetçiler değil!” dendiğinde, “sen de mahalledeki dostunu arkadaşını koruyorsun, kampçılık yapacaksak ohooo,” diyen solcu ağbilerle.

Öncelikle bir ünlemi koymak istiyorum. Bu bir yetmez-ama-evet sloganı ya da politikası güzellemesi ya da savunması değildir. Bu akademik bir yazı da değildir. Bu yazıyı artık daha iyi bir hayata yönelik politik umudun suya düşmesinden beslenen, CHPvari bir sondan-gelme ile, daha doğrusu sonucun istendiği gibi olmaması ile sürecin yanlışlığı üzerinden kendisini “biz biliyorduk zaten” diyerek solculuk hiyerarşisinde en tepeye koymaya çalışan arkadaşlarıma bir çığlık olarak yazıyorum: Lütfen gerçekliğe geri dönün!

Evet, ne olursa olsun gücü seçmenin, güçlüden yana olmanın hep bir faşizme yöneldiği doğrudur. Güçlüden ve muktedirden, parası olandan ve erkekten beklenebilecek hiçbir iyi şey yoktur; evet iktidar kim olursa olsun yapışır kalır herkesin üzerine; evet, hiyerarşinin vuku bulduğu, güç dengesinin şu ya da bu şekilde taraflar arasında bir çeşit eşitliği ya da en azından checks-and-balances’ı öngörmediği ilişkilerde yapısal olarak daha az güçlünün kaderi güçlü tarafın lütfuna kaldığından, iki taraftan birini seçecek isek güçlü olan taraf olmaması gerektiği doğrudur.

 

“Yetmez ama evetçiler’den AKP’nin bugünkü durumuyla ilgili tek sorumlu olarak bahsedemeyiz,” dendiğinde “ama sen providensiyalistsin diyen arkadaşın ta kendisi, çıkıp sadece sol ile kavga ediyor mesela. Kim providensiyalist?

Deniyor ki, “göz göre göre manipülasyona evet dediler”. Hayır efendim, kimse göz göre göre kendi çıkarına aykırı politik manipülasyona evet demez. AKP’nin o ana kadar yaptıkları göz önüne alındığında, özellikle kuruluşunda, Enver ve Talat’lar sayesinde apartma bir “Türk” kimliği yaratma ve bu yolla uluslaşabilme derdine düşmüş Türkiye Cumhuriyeti’nin başına gelmiş geçmiş en kötü şeylerden biri olan ordu ve sürekli cunta tehdidinden kurtulma yönünde adımlar atmış bir partinin vadettiği daha özgürlükçü bir anlayışı umut olarak görmek de, ileriyi görememek olabilir ama suç değildir.

AKP, en az önceki hükümetler kadar kötü ve baskıcı. Belki her geçen gün de daha kötüye gidiyoruz. Ama AKP, asıl neyin hesabını veremeyecek biliyor musunuz? Herkese umut vadettiği ve yapıp-ettiklerini yapıp-edeceklerinin garantisi olarak gösterdiği on yılın.

Kimse geleceği bilemez efendiler. Elinizdeki ve vicdanınızdakiyle hareket edersiniz. Kürdistan barış süreci de devlet ile işbirliği yapmıştır. Niye mi? Bir düşünün niye diye. Hadi yetmez-ama-evetçiler aptaldı, Kürtlere aptal demeye solculuğunuz yeter mi? Çok büyük ihtimal yetmez. AKP zaten Kürtleri kullanacaktı, o nedenle barış sürecine baştan karşıydım diyebilir misiniz? Diyebilirsiniz tabii ama demeyin. Çünkü hiçbiri aptal değil. Çünkü mağdurun, ezilenin ve savaşçının politikalarından biri –ister katılın ister katılmayın—alabildiği kadar hakkı almaktır, bunun da en temiz yöntemi yasal yollarladır. Bu bir boyun eğmek değil, bu bir gücü kabullenmek değil, mücadelenin bir parçasıdır. Gelgelelim Türkiye’de ezilene ne yapacağını söyleyen ilk mecra önce sol cenah olur, ne yazık ki.

Aynı şekilde, bir CHP geleneğini devam ettirerek, sonuç istendiği gibi olmadığında “biz demiştik” diyen de sol cenah olur, ne yazık ki.

Bakın bu tavır aynı bugünlerde Kemal Kılıçdaroğlu’nun elinde tek bir sloganla, “Adalet” ile yürümesini eleştiren zihniyet ile aynı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde CHP’nin sokağa dökülüp çağrı yaptığını, bir şeyleri ele alıp yürüdüğünü, eylem yaptığını kaç kere gördünüz? Tam istediğiniz gibi bir eylem olmayabillir, ama eylem eylemdir, sahip çıktığın kadar senindir. Bu eylemi eleştirenler, 3 ay önceye kadar CHP’nin hiçbir şey yapmamasından ve insanları sokağa çağırmamasından mustaripti.

Diyeceğim o ki, umutlar suya düşünce akbabalık yapıp, başarısızlıktan bir sol hiyerarşisi, bir kendini-olumlama, bir büyüklük, bir “benbiliyordumculuk” çıkarmamak gerekir… Diyeceğim ama, bu da gelenekselleşmiş olduğu için, evet, dövelim yetmezamaevetçileri!

Habire şikayetçi ve suçlayıcı olalım ki kendi yapıp-edemediklerimizi temize çekelim, her birimizin içindeki sınırlı enerjiyi ve öfkeyi faşistle kavga etmeye değil en azından bir girişimde bulunanları dövmeye adayalım, kendimizi yüceltelim ve başkasını suçlayarak alkış alalım!

Oysa, hiçbirimiz bugün olanların sorumluluğundan azade değiliz. Ne Türkiye’de, ne dünyada. Yaşamak için aldığımız her nefes, yediğimiz her lokma, gittiğimiz her okul birilerine rağmen. Grandes-théories fena şey değildir, evet, ama bunun peşine takılıp insan canını, aklını, umudunu yok saymamak belki…

This entry was posted in: Makale

by

Hukuk felsefesi doktorası yapıyor. İtalya'da yaşıyor. Ruhu gezgin, kendi göçebe. Dünya meselelerine kafa yorar, söyleşi yapar, yazar çizer. Duman'ın annesi olmaktan gurur duyuyor.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s