Hukuk, Makale
Comments 2

Marjinal bir hukuk terimi: Linç

James's Flamingo

Çoklukların ilginç ve çoğunlukla tek taraflı bir tarihsel öyküsü vardır. Kişilerin ve devletlerin tarihlerinin yanında, Foucault’nun sessiz kalabalıkları, özellikle söz konusu bilim alanı hukuk olduğunda pek de ön planda olmadı. Söz edildiği zaman da, hep –belirli– bir ideolojinin metodolojik aracı olarak kullanıldı. Halk denilen bu meşum varlık, devletin, erkin, zorbanın korkunç pratiklerine karşı haklı olarak ayaklandı; bazen haklarını alabildi, bazen alamadı. Ölenler kahraman ilan edildi, isimleri kalplere yazıldı. 2000’den beri hâkim görüş artık bir şeylerin değiştiği yönündeydi: Artık kalabalıklar varlıklarını eylem ile, hak arayışı ile, haklı bir mücadele ile göstermeye sonunda başlamıştı. Tiananmen’den Syntagma’ya, Zucotti’den Gezi’ye artık kalabalıklar kendisinin farkına varmıştı. Hardt ve Negri’nin çokluk yüceltmesindeki serbest piyasadan elini eteğini çekmiş, yeni bir kişi öneren ütopyasındaki Hobbes düşmanı olarak anlatılan Spinoza’dan bahsedilirken bile DeWitt kardeşlerin ölümünden sonra kendi kapısının önüne “Hepiniz barbarsınız!” yazdığı anlatılmadı. Sighele ve Tarde’ın suçlu kalabalıkları, Scottsboro’da beyaz bir kadına tecavüz suçlamasıyla asılan yedi masum çocuğu haklı çıkartacak bir teori geliştirmedi. Ortega y Gasset’ten ve Le Bon’dan bugüne kokan, eğitimsiz, çiftçi kalabalıklardan herkesi kucaklama iddiasındaki kitlelerin haklı mücadelesine geliverdik. Kalabalık hareketleri birçok farklı taraftan yorumlandı ve demokrasinin de sağın uluslararası alanda yükselirken kendisini unutup çoğunlukçuluğa hızla evrildiği bugün kalabalık, neredeyse hak arayışıyla eşitleniverdi.

Madalyon hikâyesi pek klişedir. Hikâye de değil, bir tespittir aslında. Kazananın adı yazılan, ona takdim edilmiş bu madalyonun herkesin görebileceği ön tarafı parlaktır, üzerine altın harfler işlenmiştir. Birçokları madalyonu görünce kazananın sürecini hatırlar. Kitle hareketinin bugün geldiği yer de işte, madalyonun ön yüzü. Bir de pek parlak olmayan, hak savunucularının görmediği ya da görmeyi istemediği bir tarafı var bu kalabalıkların: Linç. Hatta linç kavramının içine dâhil edilebilen her kalabalık hareketi de madalyonun o karanlık tarafında değildir: Linç de aynı şekilde, bu hak savunucuları tarafından oldukça sistemli bir şekilde belirli bir ideolojiyi dışlamak, haklı olarak yermek için kullanılır. Bu kısa yazıda üzerinde duracağım; karanlık tarafa ait olan linçler (veyahut linçlerin karanlık tarafı) ve bu tip kalabalık hareketlerinin 1900’lerin başından beri sorulagelinmiş “Hukuk nedir?” şemsiye sorusu içinde nerede durduğudur.

Linçin Tanımı

Öncelikle, linç derken bahsettiğimiz şeyin uluslararası alanda nasıl kabul edildiğine kısaca bakalım. Freedman’ın tanımı, suçlanan veya mahkum edilmiş kişinin, hukuk dışı-kanunsuz güruhlar tarafından öldürülmesidir.[1] Ross, linçin çok açıkça bir “kolektif cinayet” olduğunu belirtir. Özellikle 1900’ün başından son çeyreğine kadar kullanılan tanımlar açısından, birçok yazar da linçin ceza amacı güden hukuk dışı kasten öldürme olduğu konusunda hemfikir. Gölbaşı’nın makalesinde yer verilen Encyclopedia of the Social Science’ın tanımı, Black Law’s Dictionary’nin tanımına yaklaşır: “Bireylerin düzenli hukuk mahkemelerinin varlığından bağımsız olarak ve yargılanmadan, belirli bir kitlesel şiddet aracılığıyla, intikam amaçlanarak öldürülmesi veya onlara işkence edilmesi eylemleridir.”[2] Black Law’s Dictionary’nin tanımı: “[Linç hukuku] Bir suçla suçlanan ya da suç işlediğinden şüphelenilen kişileri zorla alıkoyarak ya da bu kişileri adli muhafazadan kaçırarak, hukuki bir yargılama, hukuki bir yetkilendirme ya da hukuki yetki olmaksızın cezalandıran gayriresmi kişilerin, örgütlü grupların veya güruhların tanımını yapan terimdir.” 2010 yılında Heidelberg Üniversitesi ve Heidelberg Amerika Araştırmaları Enstitüsü’nün linç hakkında düzenlediği “Linçin Uluslararası Tarihine Doğru” başlıklı konferansta kabul edilen tanım, tarihte linç kelimesiyle nitelenen eylemlerin daha büyük kısmını kapsamaya daha yatkındır: Linç, bir kitlenin, toplumun büyük bir bölümünü temsil ettiği iddiasıyla uyguladığı cezadır. Project HAL’ın NAACP ile fikirbirliğine vardığı linç tanımı şöyledir:[3]

Linç, tarihsel olarak sadece Güney Amerika’da yer alan linçleri değil, aynı zamanda ülke çapında, sınırlarını, işçilikle ilgili olayları ve vigilantizm[4] vakalarını da kapsamaktadır. Herhangi bir ırktan ya da etnik kökenden ya da cinsiyetten kişi, linç suçunun faili ya da mağduru olabilir. Bir olaya linç envanterinde yer vermek için NAACP’nin[5] tanımını kabul etmekteyiz:

  • Birinin öldüğüne dair kanıt bulunması;
  • Bu ölümün (öldürmenin) hukuk dışı bir şekilde vuku bulması;
  • Bu öldürme eylemine üç ya da daha fazla kişinin katılması; ve
  • Öldürme eylemini gerçekleştiren kişilerin adalete ya da bir geleneğe hizmet ettiği iddiasında bulunmaları.[6]

 

Bu tanımlardan yola çıktığımızda linçin yasalarda yer bulması amacıyla hukukileştirilmesi ile ilgili gerek fail sayısında, gerek gerçek sorumluyu bulmakta, gerek uluslararası bir müşterek suç hali olan joint criminal enterprise (müşterek suç ortaklığı, bazı yerlerde suç teşebbüsüne katılım olarak da geçer) kavramının içine oturtulup oturtulamayacağına ilişkin birçok sorun karşımıza çıkar.[7] Bu yazıda hukuken fiilin, failin hangi suç formülü üzerine oturtulabileceği ya da hangi suç tanımlarından neden ayrılması gerekebileceğini anlatmayacağım. Daha çok, bu sorunlardan bir tanesi de Waldrep’in üzerinde durduğu toplumsal tasdik ilkesi beni ilgilendiriyor. Modern-pozitif hukukun kırılma noktası, işte bu toplumsal tasdik ilkesi.[8]

Linçin karanlık tarafı dedik. İşte bu karanlık taraf, toplumsal tasdik ilkesiyle ilişkilidir. Linçin kaynağı, maddi olarak olay süresince orada bulunan kişileri ve onların eylemlerini aşar ve toplumsal bir tasdiki ya da icazeti arkasına alarak kamuoyunun hukuk-tanımazlığını ortaya çıkarır. Toplumsal tasdik toplumun sözüdür; bu söz ister toplu bir linç eylemiyle, ister linç edeni eylem sırasında ve sonrasında alkışlayarak, ister sandık sonucuyla, ister suskunlukla, isterse başka çok çeşitli yollarla kendini göstersin. Toplumun bu bakımdan sözü, aslında bir eylemlilik haline gerek duyma; kitlesel, mutabakata yaklaşmış bir fikir de yeterli. O zaman linç eylemlerinde söz, eylemle iç içe geçmiştir. Bunu daha iyi açıklayabilmek için şöyle bir farazi örnek verebiliriz: Ida Wells’lerin zamanında Güney Karolina eyaletinde zenci bir çocuğun ölümünü düşünün. Öyle ki, bu çocuğu öldüren KKK örgütünün milisleri olmasın, her(hangi bir) yerdeki her(hangi bir) beyaz esnafın pazarda tezgâhından bir şey çaldığı iddiasıyla bu çocuğu döverek öldürdüğünü düşünün. Hatta çoğu linç tanımının aksine, ölmesinin gerektiğine katılmıyorum, döverek cezalandırdığını farz edin. Şiddeti uygulayan, cezayı veren esnaf aslında tek başına hareket etmiyor. Burada, üç farklı anda aşağı yukarı birbirleriyle eşit güven telkin eden bir kitlesel destek mekanizması işliyor: Eylemden önce, eylem sırasında ve eylemden sonra. Bu döverek cezalandırma eylemini bu kişi, etrafındaki çoğunluğun, tekrar etmek istiyorum çoğunluğun (yani kitlenin), onaylayacağına inanıyor muhtemelen.

Kendisinin ve çocuğun birkaç dakika, saat ya da gün sonraki geleceklerini bu linç kitlesi yaratıyor, çünkü sonuçlarını öngörebiliyor. Önünde sonunda siyahi (ve) çocuk bir siyahi ve istisnaların kaideleri bozmadığını düşünürsek, siyahilerin çoğu hırsızdır ve hırsızların cezalandırılması gerekir. İkinci adımda, eylem sırasında şiddeti uygulayan bu esnaf, yine aynı fikri arkasına almıştır: O anda yaptığı eyleme dur denmeyecek. Denmiyor da. Hatta alkışlanıyor ve bir takım baş hareketleriyle onaylanıyor. Üçüncü aşamada, cezalandırma eylemi bittikten sonra bir icazet gelir: Evet hırsızın cezasını hukuk vermeliydi ve ama hukuk zaten beyazların düşündüğü şekilde işlemektedir. Yani devlet aslında, bu hırsızı yakalasaydı büyük ihtimalle hırsız olduğunu sadece o beyaz pazarcının ve olayı görmüş olan ya da olmayan diğer beyaz pazarcı arkadaşlarının ifadelerine bakarak karar verecekti ve sonuçta siyahi çocuk yine cezalandırılacaktı. Dövülmeyecekti belki, fakat hapse atılacaktı. Pazarcı, o anda bulunduğu toplumun tasdikini icazet olarak almıştır: Artık bir halk kahramancığıdır. Hem siyahi çocuğa dersini vermiştir, hem devletin işini azaltmıştır (sonuçta devletin polisi her gün bu gibi şeylerle uğraşmamalıdır, bunlar küçük şeylerdir), hem de çocuğa –yine kitlesel bir– merhamet göstermiş ve onu polise vermeyerek, hapse girmekten kurtarmış, bu çocuk gelecekte –pek de beklenmeyecek şekilde– iyi bir vatandaş olacaksa çorbada bir de tuzu bulunmuştur. Bingo.

Şimdi, bu örnek üzerinden ne olduğuna bir bakalım. Siyahi çocuk hakkında bir suç isnadı yapıldı. Bu isnat kısa zamanda –muhtemelen yetersiz, taraflı ve hatta yalan yanlış bilgiler ve görgü tanıklıklarıyla– kanıtlandı. Yargılama süreci çok hızlı oldu, çünkü yargılamanın sonu herkesçe biliniyor. Yargılamada dikkat edersiniz, suçlanan tarafın herhangi bir savunma ya da söz hakkı yok. Suçuyla orantılı ceza kuralı işlemiyor, daha doğrusu hukuken tanımlanan çerçevede işlemiyor. Yoksa, siyahi çocuğun hırsızlık suçunun sadece dövme cezasıyla orantısı kitle tarafından verilmiştir —polise vermeye gerek yoktur. Kitlenin de bir adalet anlayışı var her zaman. En önemlisi, bir hukuk devletinde, yargılama ve infaz etme hakkını tek-elinde bulundurduğu iddiasındaki bir modern hukuk devletinde hukuk-dışı bir mahkeme kurulmuş, yargılama ve infaz yapılmıştır. Kaç tane hukukun üstünlüğü ilkesini delmiş olduk? Mahkeme kuruldu-yargılama yapıldı-infaz kararı verildi-infaz edildi-devletin elinden şiddet tekeli alınmış oldu.

Hemen kısacık bir parantez açalım: Hepimizin aklına hemen geliveren bir soru daha var. Bu soru, linç kavramının can alıcı noktalarından birini oluşturur. Tek kişinin yaptığı bu hareket linç midir? Evet linçtir. Belirli bir kitleyi arkasına alıp sonuçlarına ahlaken, toplumsal olarak ya da hukuki olarak katlanmayacağından emin olunduğunda bu şiddet, evet, linçtir.

 

Devamı gelecek. 

 

* Bu yazı şu kitaptan alıntılanmış ve düzeltilmiştir:  Zeynep Koçak (editör), Kitleleri Yeniden Düşünmek, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2016. 

 

Notlar:

[1] Freedman, Estelle B., Redefining Rape: Sexual Violence in the Era of Suffrage and Segregation, Cambridge, Massachussetts, London: Harvard University Press, 2013, s. 96-97. [2] Gölbaşı, S. “Linç: Politika mı Kültür mü?”. Hukuk ve Adalet, cilt 4, no. 11, 2007, s. 311-323. [3] Project HAL (Historical American Lynching), 1998 yılında, Amerika’da gerçekleşmiş linç vakalarının kaydını tutmak amacıyla kurulmuştur. [4] Vigilantism; İngilizce’de, yasal yetkisi olmadan kendi çıkarına göre zor kullanarak düzen sağlamaya / kurmaya çalışan kişi ya da gruplara verilen isimdir. Bu amaçla kurulmuş örgütlere vigilante örgütler denir. [5] NAACP, National Association for the Advancement of the Colored People; Siyahi İnsanların Gelişmesi için Ulusal Birlik. Bkz. www.naacp.org [6] Bu tanımlar arttırılabilir. Amerikan İç Savaşı’ndan sonra aşırı milliyetçi / ırkçı KKK gruplarının ve diğer militan vatandaşların, siyahlara ve toplum-dışı olanlara uyguladığı şiddeti anlatmak üzere ortaya çıkan linçin, idamı ve öldürmeyi kapsayacak şekilde kullanılmaya başlanması, Reconstruction / Yeniden Kuruluş dönemine denk gelmektedir. Amerikan İç Savaşı hakkında yazan araştırmacı Mason, linçin “ölümle sonuçlanması zorunluluğuna” dikkat çekmekte, ölümle sonuçlanmayan linçlerin tanım itibarıyla ancak linç benzeri olaylar olabileceğini vurgulamaktadır. Bunun yanı sıra Dray de, linçi tanımlamak için infaz, idam anlamına gelen execution kelimesini kullanmıştır. Özellikle Amerika’da siyahlara karşı gerçekleştirilen linçlerin istatistikleri konusunda en önemli kayıtlara ve çalışmalara sahip olan Tuskgee Üniversitesi’nin 1952 tarihli raporunda, bir olayı linç olarak tanımlayabilmek için linçe maruz kalan kişinin illegal şekilde, bir grup tarafından adaleti sağlamak ya da ırka veya bir geleneğe hizmet amacıyla öldürülmüş olması gerekmektedir. Bu tanım, NAACP tarafından kabul görmüştür. Linç eylemlerini önleme konusunda aktif olarak çalışan Project HAL grubu, Tuskgee Üniversitesi’nin bu tanımını linç istatistiklerinde temel almaktadır. Tüm bu tanımlara karşılık, ABD’de hukuki olarak linç, her zaman “öldürme” eylemini kapsamak zorunda değildir. ABD’de yürürlükte olan anti-linç kanunlarından biri olan Güney Carolina’ya ait olanında, linç birinci derece ve ikinci derece olarak ayrılmıştır. Ölümle sonuçlanan linç birinci derece linç, ölümle sonuçlanmayıp manevi zararları da kapsayacak kadar geniş lafzı olan suç da ikinci derece linçtir. Güney Carolina’daki bu kanunun lafzından çıkarılacak sonuç, belli bir tür eylemin veya sadece ölümle sonuçlanan bir eylemin değil, “herhangi bir şiddet eyleminin” linç suçu kapsamına alınabileceğinin öngörülmesidir. Ayrıca, Medeni Haklar Yasası’nda “nefret suçları” bölümünde, ırk, renk, din, uyruk, cinsel kimlik, herhangi bir özür veya cinsiyet nedeniyle birine zarar verilmesi halinde, öldürme kastına bakılmaksızın cezalandırma gerçekleşmektedir. Pfeifer, linç girişiminin varlığını hâlâ kabul eder ve linçin sadece ölüm sonucuyla ortaya çıkabileceğini söyler. Alabama’da ise linç farklı bir şekilde tanımlanır: Alabama eyaleti linçin varlığını sonuca, yaralama üzerinden bağlamıştır. Lafzı şöyledir: “… linç, sonu ölümle bitmek şartıyla, bir kitle tarafından gerçekleştirilen . . . herhangi bir şiddet eylemidir.” Yani kişi linç edilirken, tam da o esnada ölmeyebilir. Bu şiddet eylemlerinin sonucunda hastaneye kaldırılıp orada ölebilir; yani suçun sonuçlanmasının süresini uzatmıştır. Georgia’da ise linç ölüm sonucuna bağlanmamış olup, bir de yargıca “linç edilme tehlikesi olan kişilere özel koruma tahsis etme yetki ve yükümlülüğü” verilmiştir. [7] Joint Criminal Enterprise, yani JCE, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nce tanımlanan ve Eski Yugoslavya’da 1991-1999 yılları arasında işlenmiş savaş suçlarını ve kalabalık/kitle katliamlarını cezalandırma amacı güden bir hukuk doktrinidir. Bu doktrine göre ortak bir plan ya da amaçla hareket eden suça teşebbüs örgütünün işlediği bir suç bakımından, grubun tüm üyeleri işlenen suç ile sorumlu olacaktır ve buna “kolektif sorumluluk” denecektir. Oldukça tartışmalı bir konudur. Öncelikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra Nazilerin yargılanması için Nürnberg Davaları’nda temelleri atılmış fakat ismi konmamıştır. Essen Linç Davası, kolektif sorumluluk açısından önem teşkil eder. Essen-West kasabasında 1944 tarihinde üç İngiliz tutuklu, Luftwaffe’ye sorguya götürülürken kentin sokaklarında yürütülürler. Birliğin başındaki Erich Heyer isimli Alman komutan emrindeki askerlere, halkın galeyana gelip saldırması durumunda tutukluları korumak zorunda olmadıklarını söyler. Halktan büyük bir kitle İngiliz tutuklulara saldırır. 18-22 Aralık 1945 tarihinde Essen’de kurulan Birleşik Krallık Askeri Mahkemesi, linç eylemine katılanları yargılar. Mahkeme önüne toplam yedi kişi getirilir: Erich Heyer, iki asker ve beş sivil. Komutan ve sivillerden biri ölüm cezasına çarptırılır. Kötü muamelede her birinin suçu ayrı birer sorumluluk olarak kabul edilmiştir. Joint Criminal Enterprise’ın eleştirilmesindeki en önemli argüman, “kimsenin işlemediği bir suçtan yargılanamaz” oluşudur. Yani birçoklarına göre JCE, cezanın şahsiliği ilkesine karşıt bir uygulamadır. Şöyle ki, bir linç her ne kadar izleyicilerin o andaki destekleri ve kimsenin müdahale etmemesi sayesinde yapılıyor olsa da, izleyiciler linç edilen kişiye aslında dokunmuş değillerdir ve bu nedenle kasten yaralama veya öldürme suçundan suçlu bulunmaları da hukuken mümkün olmamalıdır. [8] Waldrep, Christopher. “War of Words: The Controversy over the Definition of Lynching, 1899-1940”, Journal of Southern History, cilt 66, No.1, Şubat, 2000, s.75-100; s.77.
This entry was posted in: Hukuk, Makale

by

Hukuk felsefesi doktorası yapıyor. İtalya'da yaşıyor. Ruhu gezgin, kendi göçebe. Dünya meselelerine kafa yorar, söyleşi yapar, yazar çizer. Duman'ın annesi olmaktan gurur duyuyor.

2 Comments

  1. Pingback: Marjinal bir hukuk terimi: Linç -2 | Biz Varız!|We Exist!

  2. Pingback: Marjinal bir hukuk terimi: Linç -3 | Biz Varız!|We Exist!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s