Makale
Leave a Comment

Kuklaların Efendisi Hayallerimizi Çaldı

Ormanlarımızı katlettiler, nefes alamadık. Çocuklarımızı beton yığınlarının kölesi yaptılar. Çocuklar demişken, geleceği katlettiler. İlkokul çocuklarına propaganda yaptırdılar, asker kıyafeti giydirdiler. Çocuk militanlar, çocuk gelinler yetiştirdiler. Eğitim sistemiyle rulet oynadılar. Uyuşturucu, şiddet, kumar ilkokul çocuklarına kadar bulaştı.

Kadınları katlettiler. Giyimlerini, yürüyüşlerini bahane ettiler. Kadınlara tecavüz ettiler, onları öldürdüler. Kadınları doğum yapması gereken nesneler olarak gördüler.

Bilimi katlettiler. Şarlatanları profesör, profesörleri şarlatan yaptılar. Rektörleriyle, güvenlikleriyle tüm akademik camiayı kukla imparatorluğuna bağladılar. Bilimsel kurumların başına vasıfsız, skolastik insanları getirdiler. Sahte bilim ve hurafelerle birlikte pozitif bilime savaş açtılar, en sonunda onu da yok ettiler. Gerçek bilim insanlarını işlerinden ettiler, hapse attılar, göç ettirdiler. Kendi kuklaları üçer dörder kurumdan burs aldılar, bizler aç dolaştık.

Manipüle edilmiş güvenlik güçlerini bize düşman ettiler, dayak yedik, gözaltına alındık, öldük. O kardeşlerimiz kahraman, bizlerse hain ilan edildik. Fakir çocuklarına kahramanlık, yüce şehitlik düşüncelerini enjekte ettiler. Onları bizim olmayan savaşlara gönderdiler. Analar, babalar, eşler ve çocuklar hem de binlercesi “şehitlerinin” başında gözyaşı döktü. Şehitlere kelle dediler, onları adeta bir karıncadan bile değersiz gördüler.

İşçileri katlettiler. Ucuz işçileri madenlerin derinliklerine gömdüler, ağlayan ve tepki gösteren yakınlarını yerlerde tekmelediler. Anamız ağlıyor diyene ‘ananı da al git’ dediler. Tarımı, hayvancılığı katlettiler. Et yiyemedik, yumurta yiyemedik, düğünlerde gelinle damada antrikot takacak hale getirdiler bizleri. Köylüleri cahil ve aç bıraktılar, böylece kuklaların efendisine biat ettirdiler, etmeyeni yok ettiler.

Hukuku katlettiler. Kanunu, hukukçuları tanımadılar ve en sonunda bütün sistemi yıkıp yerine kendi “adaletlerini” inşa ettiler. Tıpkı güvenlik güçleri gibi hukukçular da artık onların “kuklaları” oldu. Güçler ayrılığı yok oldu ve en sonunda “hukuksal” olarak da kuklaların efendisinin “tanrı” olduğunu söylediler.

Propaganda yaptılar, belki de Nazilerden beri en muazzam propaganda gücüne eriştiler. Hayali bir imparatorluk, yorumlanmış siyasi bir din ve milyarlarca dolarlık yeşil sermayeyle birlikte adım adım medyayı ele geçirdiler.

Zaten sakat olan siyaseti katlettiler. Bize hala seçme şansınız varmış ve her şey normalmiş gibi yansıttılar. Yaptıkları etik dışı şeyleri kahkaha atarak, bizimle dalga geçerek yaptılar. Onlarla bizim aramızda kardeşlerimiz polisler, askerler vardı. Onları da kandırdılar. Ama hep kandırılanın kendileri olduklarını söylediler. Siyaseti ve medyayı sanki bir kadın-erkek ya da bir ticaret ilişkisi gibi “kandırıldık” diyerek her türlü korkunç olaydan sıyrılmak için kullandılar. Eski rakip parti siyasetçilerini güç, iktidar vaadiyle ya da belki şantajla en önemli kuklaları haline getirdiler. Dün onlara beddua edenleri basın sözcüleri, yardımcıları yaptılar. Kukla akademisyenleri, “aydınları” ana akım medyada her gece programlarda boy gösterdi.

Onlara biat etmeyen, işlerine ortak olmayan zenginleri, elitleri yok ettiler. Onlarla iş yapan zenginler mi? Bizleri bu duruma sürükleyen onlar değil mi zaten? Onlar yani “dokunulmazlar”, kuklaların efendisinin “azizleri” oldular.

Sporu katlettiler. Spor adeta siyasetin kölesi oldu. WADA tarafından doping cezası alan atletin ismine spor salonu açtılar. Milyonlarca lira değerindeki sporcular gazetecileri boğazladı, en köklü spor kulüplerinden birisine “hukuk” operasyonları düzenlediler. Sporun büyüsünü, heyecanını elimizden aldılar. Spor kurumları adeta kuklaların efendisi için bir ibadethane haline geldi.

Zaten kötü olan sosyal güvenlik sistemi yok ettiler. Bir geliri olmayandan bile her ay para istediler, ücretsiz tedavi olamadık, ilaç bulamadık. En sonunda kendi yaptıkları sistemi kötülediler, borçları sildikleriyle övünen “kamu spotlarını” ana akım medyada reklam vererek propagandaya dönüştürdüler.

Uluslararası ilişkilerde adeta bir akıl hastası gibi davrandılar. Yok yere düşmanlar edindiler, ya da düşman gibi gözüktüler. Dışarıda kedi içeride kaplan kesildiler. Televizyonda Atv ve TRT dışında kanal çekmeyen kahve ahalisini hem bizlere hem yabancılara düşman ettiler. Kendilerini efendi, bizleriyse hain gösterdiler. Pragmatist, popülist davranmayı hiç kimse bu kadar iyi başaramazdı.

Adım adım herkesi birbirine düşman ettiler, ta ki kendilerinden başka bir güç kalmayana kadar. Sahte bir dünya kurdular, dünyanın lideri olacağız dediler, jetler, tanklar, teknoloji, imparatorluğa özlem, sahte tarih, cumhuriyet düşmanlığı ve kindar sahte bir din anlayışını ideoloji haline getirdiler. Bunları bilinçli olarak cahil bıraktıkları halka enjekte ettiler.

Süper güç devletlerle ve devletlerden bile daha güçlü küresel şirketlerle ortaklıklar yaptılar. Ülkemizde ölenlere, açlık çekenlere bakmadılar, önce yabancıların ülkesini darmadağın edip sonra onları ülkemize soktular. Kültürel ve psikolojik çatışmalarımıza seyirci kaldılar. Bizlerden aldıkları vergileri bizlere lütufmuş gibi harcadılar, yollarla köprülerle övündüler. Bizleri, sıradan vatandaşları diplomatik krizlerle ve ülkenin itibarını yok ederek tüm dünyada zor durumda bıraktılar.

Dostlarım, ev bildiğimiz Türkiye’den sürgün yemiş olan sizlere soruyorum; bizler tüm umutlarımızı tükettik mi? Bizler her şeyi sineye çektik mi? Bizler kopuntu olmayı kabullenecek miyiz? Bizler dostlarımızın, ailelerimizin, çocuklarımızın, evimizin, akademinin, adaletin diri diri gömülmesine seyirci mi kalacağız?

Hayır… Biz, bizi aralarına kabul eden ülkelerde hep birlikte bunları anlatacağız. Aramızda kim düştüyse onu tutup ayağa kaldıracağız. Bizim gibi gerçek Türkiyelileri dünyaya tanıtacağız. Çalışacağız, toparlanacağız, güçleneceğiz. Asla unutmayın tarih tekerrürden ibaret değildir, her olay biriciktir. Bizler tarihe yön vereceğiz ve günü geldiğinde ülkemizi gerçek hainlerin elinden alacağız. Gücün zirvesine ulaşan bu korkunç ittifak tırmandığı o zirveden aşağı düşmeye başlayacak. Evet, belki sermayemiz, holdinglerimiz ve medyamız yok. Ama unutmayın başlangıçta onların da yoktu. Kuklaların efendisine muhalif gözükenler, oy verdiğimiz insanlar kamera önünde bizleri savunuyormuş gibi oynayan ayrı kuklalar haline geldiler. Muhalefettekiler perde arkasında para, ihale, mevki ya da şantajla kendilerini efendiye teslim ettiler. Kamufle olmuş muhalifler aslında kuklalar haline geldiler. Unutmayın, dost gözükenler bu siyasi sistemin köleleri oldular, bizi temsil etmiyorlar. Biz, bizi temsil edenlere hesap sormayı bıraktığımızda kaybettik.

Hep hatırlayın, bu topraklarda Namık Kemal’in, Mustafa Kemal Atatürk’ün ve nice kahramanların mücadelesi asla boşa çıkmayacak. Nasıl ki genç Osmanlılar, jön Türkler, zamanında vatanlarından binlerce kilometre uzakta mücadele verdiyse, biz de cumhuriyet için aynısını yapacağız. Bu toprakların gördüğü en büyük ve uzun ihaneti sonlandıracağız. Kaybedecek neyimiz kaldı? Canımız mı, paramız mı yoksa yuvamız mı? Ne kadar farklı düşünürsek düşünelim tek bir ortak yanımız olduğuna eminim, bizi yuvasız bıraktılar. Bizler yuvamıza adaleti, saygıyı ve bilimi getireceğiz. Beraber olalım, bir bütün olalım, “biz” olalım. Unutmayın kalan tek umut dünyanın dört bir yanına dağılmış bizleriz. Bizler geri döneceğiz, yuvamızı, hayatlarımızı ve hayallerimizi geri alacağız…

U. – Doktora Öğrencisi 

This entry was posted in: Makale
Tagged with: ,

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s