Deneme, Edebiyat
Leave a Comment

Fragman 2: Akdeniz’in Doğusu

Fragmanlar 

A. Aylak

SEA HORIZON_7885

Uzun süredir yoldaydık. Sürünün içindeyim, hatta tam ortasında. Yol boyunca denizin tuzu pek değişmiyor. Sanırım doğru yoldayız. Büyükçe bir adanın kenarından kıvrılarak iki gün doğumu sıcağa doğru yüzeceğiz daha. Yamacından geçeceğimiz adaya “Kıprıs” diyor “büyük” memeliler. En önde grubun lideri, İyot. Birbirimize isim takmamız pek makbul değil gerçi ama ben bu keskin pulluya İyot ismini layık gördüm, içimden. Güzel bir isim, hem yakıştı ona da bence.

Bu sene büyük balıklardan hiç korkmuyorum. Ben korkmadığımdan olacak herkes de bana aynı cesaretteymiş gibi geliyor. Sürünün keyfi yerinde. Yumurtalarımızı da bırakabileceğimiz çok güzel bir koy bulacağımıza öyle eminim ki. Yolda birbirimizi kovalayarak geçiyor zaman. Az ötedeki ikili kendi aralarında iddiaya giriyorlar kim daha fazla yumurta bırakacak diye. Geçen sefer bizim ıskaroz ekibinden biri tek seferde iki kuyruk boyu yumurta bırakmış. Gel gör ki, o büyük beyaz köpek balıklarından birine yem olmuş o seferde, hem de dönüş yolunda. Neyse, bunu pek hatırlatmasam kendime daha iyi olur sanki.

Az ötedeki mercan resiflerine doğru salınıyoruz. Ziyafetten sonra da bu çevrede dolanırız belki. Burası İyot’un en sevdiği resiflerdenmiş. Akdeniz mutfağından anlıyor bizimkisi. Varmamıza birkaç sürü boyu mesafe kaldı. Hepimizin alık gözleri parıldamaya başladı şimdiden. Kokuya yaklaşıyoruz yavaştan. Solumdaki ıskaroza Sol, sağımdakine Sağ adını koydum. Her ikisinin de kuyrukları pır pır heyecandan. Çok az kaldı!

***

Birden ne oldu anlamıyorum. Daha az önce resiflere varmak üzereydik. Her yer darmaduman. Sağ’ım ve Sol’um paramparça şimdi. Dağıldık. Açık renkli kanımız denize bulaşmış. Resif değil kan kokusu bu seferki. Uzaklaşmaya çalışıyorum. Su çok sıcak ama çok! Kaynar sıcağı… Ne kadar büyük balıklar ki bunlar hepimizi bir anda böyle paramparça dağıttılar? Farkına bile varamadan birden tepemize bindiler. Yoklar şimdi. Kendileri de yok oldular ortadan. Var olan sadece parçalanmış gözler, solungaçlar, kuyruklar, pullar, bulanık bir su… Canımın korkusuyla oradan oraya hiçbir şeyi tam seçemeden kaçıyorum. Uzaklaştıkça geride kalanların hali daha da berraklaşıyor. İyot’u arıyor gözlerim. Bulamıyorum. Denizin ortasındayım, ilk defa böyle, yani ilk defa böyle boşluk bu deniz bana…Tek başınayım, tek parça…

***

Suriye’de çatışmalar devam ederken, 3 Eylül 2013’te ajanslara bir son dakika haberi düştü:  Rusya devlet haber ajansı Ria Novosti, bu sabah Savunma Bakanlığı tarafından Doğu Akdeniz’de “balistik hareketlilik” tespit edildiğini bildirdi. Rusya’nın Şam Büyükelçiliği ise konuyla ilgili olarak, Şam’da herhangi bir patlama meydana gelmediğini ve füze saldırısı düzenlendiğine dair bir işaret olmadığını açıkladı. Hadisenin esrarı ise İsrail Savunma Bakanlığı sözcüsü Tal Bentov’un verdiği beyanat ile nihayet ortadan kalkmış oldu. İsrail’in, Akdeniz’de ABD ile ortak bir füze tatbikatı düzenlediğini belirten Bentov’a göre, fırlatılan füzeler tatbikat amaçlı olup herhangi bir can kaybına ise kesinlikle neden olmadılar ve denize düştüler, Akdeniz’in doğusuna.

fragmanlarvenotlar@gmail.com

 

 

* Görsel, http://www.hackelbury.co.uk/artists/fabian_miller/horizons.html sitesinden alınmıştır. Garry Fabian Miller’a ait olup tüm hakları saklıdır.

This entry was posted in: Deneme, Edebiyat

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s