Ahlaksız (ve) Anne
Leave a Comment

Mide Bulantısı

Peki benim yarılmış kimliğimi kim birleştirecek?

Merhaba tekrar. Ben, Şule, Jale, Selma, Berna. Ne farkeder?

Gece içimde nereden geldiğini, ne olduğunu çok iyi tanıdığım bir fırtına koptu, yanımda çıplak ve benim çıplaklığıma tepkisiz kalan bir diğer bedenin yanından midem bulanarak kalktım. Nefes almakta zorlanarak. Evde içecek bir şeyler yok, hep olur, bu akşam yok. Bir süredir yok aslında, yalan söylüyorum. Bol gezmeli bol sevişmeli çok gelgitli geçen ilişkinin ilk beş ayından sonra düzene girince, birdenbire herkesin hayat enerjisi söndü gitti. Beraber yapmayı hayal ettiğimiz şeyler teker teker hafızalardan silindi, aşkın bir diğer bedene ve hayata karşı yarattığı heyecan ufalandı, geriye kalan hayat mücadelesi.

İlk evliliğimi birçok gelgitle, korkunç aldatma-aldatılma, kanama ve kanatma senaryolarıyla noktalayıp uzun süre depresyonda kaldıktan sonra üçüncü uzun ve kalıcı ilişki girişimim oluyor bu. Hiç yalan söylemeyeyim, hepsine “bu sefer oldu” gözüyle bakmıştım. Dört elle sarılmıştım. Bu sefer olan neydi acaba?

Bu sefer oldu, evet. Bu son sefer oldu, becerdim—becerdik mi diyeyim? Çok klişe yaşadığım gönül bunaltısı: İçimde bir yerlere işlemiş yalnız kalmama, aldatılma, sevilmeme korkusundan ve kukum olduğundan mütevellit anam babam ve onlar gibiler tarafından üzerime püskürtülmüş, aynı örümcek adamın siyah kostümü gibi üzerime yapışan ve bir türlü kurtulamadığım uzun ilişki. Olan tam da bu.

Öğretilmiş sevgililik çıkmazı. Evet, olan tam bu. Sıkıntım, midemde kalmayıp boğazımdan yükselen kusma isteğinin nedeni, sürekli kaçıp gitme arzusu pembe panjurlu bu ev. Ya da IKEA perdeli. Bu tatlılık, ama kaçırdığımız anlar, sevişmediğimiz, içki içmediğimiz, şarkı söylemediğimiz, gezip tozmadığımız, kaçamak—ve belki de yargılayan, sorgulayan ve kıskanan bakışların—artık yavaş yavaş öznesi olmaktan çıktığımız bu ev.

* * *

Seneler önce bir şeyler yazıp çizmiş, tanıdık bir yayınevine göndermiştim. Bir “uzman” değerlendirme yapmış, yayınlamayı reddettiler ve bana değerlendirmeyi gönderdiler. Şu cümleler yazıyordu: “Çok iyi kaleme alınış olsa da, kadın olmanın sıkıntısı artık günümüzde pek revaçta olan bir modern sıkıntı değil. Ayrıca bunu aşk ve gerginlikleri üzerinden yapmak, oldukça sıkıcı bir hâl alıyor. Çok daha politik bir metin bekliyoruz.”

Kadın olmaktan daha politik bir metin bekliyorlar. Kadın olmanın aşk ve gerginlikleri, bitişi ve korkuları, sonucu ve ayrılıkları üzerinden deneyimlenen hali, modern değil. Anneannelerimiz zamanında kalmış. Ben yanlış anlamışım—daha doğrusu sanırım yanlış yaşamışım her şeyi. Kaygılarım ve mide bulantın en iyi ihtimalle geçmişteki o aşağılık ve kendisini kuramamış insanlardan bana miras—en kötü ihtimalle de yetişkin olmayı becerememiş, ciddi meselelerle uğraşmak yerine aşkla erkek arkadaşla falan uğraşan bir insanım. Yani modern hayatın politik konuları gibi ciddi ve önemli işler yerine kendi küçük dünyama kapanıyorum.

KAPANIYORUM ULAN!

Öznesinin, heyecan nesnesinin ben olmadığım bir ilişkiyi, sırf anamdan babamdan öğrendiğim sadakat safsataları, çilekeşlik kültürü, verilmiş sözler yüzünden sürdürmeyeceğim!

Muhabbetin muhabbet, seksin seks, sevişmenin çılgın ve tutkulu olduğu, gözlerimin parladığı bir ilişkide yaşamak istiyorum ben. Karşılıklı çabanın her şeyden, gerçekten her şeyden önce bunlar üzerine olmasını istiyorum.

Çıplaklığımın bir anlam ifade ettiği!

* * *

İşte bu sıkıntımı sizler yarattınız. Öfkeliyim. Bilin istedim.

This entry was posted in: Ahlaksız (ve) Anne

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s