Makale
Leave a Comment

Duruşma Salonundan Notlar: Cinsel saldırı suçunda çocuğun beyanı esas mıdır?

Karşımızda hayatı mahvedilen bir çocuk var ve bir yargıç ceza muhakemesindeki ispat koşullarını oluşmasını bekliyor. Yedi yaşındaki bir çocuğun istismar eylemini ispat etmesi için ne yapması gerekir?

av.omerfarukakbiyik@gmail.com

“Ömer abiciğim sizi çok seviyorum iyi ki sizi tanıdım, iyi ki benim avukatımsınız. O pislik adamı çıkarma abiciğim. S*”

Henüz yedi yaşında olan müvekkilimin bana yolladığı mektubun en can alıcı kısmı buydu sanırım. Böyle bir mektubun muhattabı olmak hem müthiş bir duygu, kıyıda köşede kalmış umut kırıntılarını canlandırıyor, toplumun tüm pisliklerine tanık olan bir ceza avukatının içine “yaşam ateşi, iyi günler görme ideali” aşılıyor.

Umutlu olmak bu toplumda bardağın boş tarafına hafta sonları rakı doldurmaya çalışmaktır. Albert Camus’yü bu anlamda selamlıyorum. Haftanın iki gününe hapsedilen vicdanımın zincirlerini koparmayı biraz ondan öğrendim.

Yazının dikkatini böyle ince detaylarla dağıtmayacağım, konumuz önemli çünkü. Şirin müvekkilimin yolladığı mektuba geri dönelim. Çizgili defterden koparıldığı açıkça belli olan bu kıymetli mektuba bana benzeyen bir adam çizilmiş. Bana benzeyen diyorum çünkü çocukların tarifiyle buruşuk saçıma vurgu var çizimde. İtiraf ediyorum cübbeli olan benim. Resimdeki adamın yani yanında da minicik bir kız çocuğu var, elinde güzel çiçeklerle cübbeli adama gülümsüyor. Meslek hayatımda aldığım en değerli hediye.

Bunu kurumsal, sahte bir içtenlikle, hapsolduğumuz klişe nezaket dili, ağız alışkanlığıyla söylemiyorum. Bu, gerçekten tam da Rousseau’nun bireyin toplumsallaşması demek olan, bir başka insanın umutsuzluğunda, onun acısını, üzüntünü bir nebze unutturma misyonumdan-rolünden alıyorum. Türkiye’deki klasik avukatlık mesleğinin çok ötesinde, para ile ölçülemeyen insani bir çaba olarak yorumluyorum. Çoktandır bir ağır ceza davasının esas hakkında mütalaa ve karar aşamasında bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum. Ne olursa olsun bir çocuğun saf yüreğinde sevgi olabilmek, onun saf sevgisine layık olmak, temiz bir dünyada sevilmek tarifsiz bir mutluluk. İçimdeki yaşam ateşinin mektubu okuduktan sonra harlandıran davanın kendisi, işte o “pislik adamla” ilgiliydi.

O gülümseyen minicik çocuğa mağdur çocuk diyoruz. Dava “bir cinsel istismar” davası ve bugün sonuçlandı.   Davanın mağduru çocuk henüz yedi yaşında. Cinsel istismar suçunu işlediği iddia edilen sanık altmış beş yaşında. Yani sanık müvekkilimin dedesi yaşında.

s-88c31cd36c99dea924f4555ad06bddcdd70db9e2

Gecenin bir vakti kararı içeren duruşma tutanağına uzun uzun bakıyorum. Kararı veren yargıç heyetinde değişiklik olmuş, bir başka mahkemenin eski başkanı mahkemeye geçici üye olarak karara katılmış, kendisini diğer mahkemeden az çok tanıyorum. Cinsel istismar davasına bakan yargıç heyetinin üçü de kadındı. Genel itibariyle cinsel istismar davasında yargılanan sanıklar için korkutucu bir heyet olduğunu söyleyebilirim, kaldı ki bu gibi suçlarda sanıklar, yargılamanın kadın yargıçların bulunduğu bir mahkemeye düşmesini istemez. Heyet değişikliğinden canım sıkılmıştı, en azından duruşmanın ertelenmesini ve görevli hakimin davaya bakmasını istemem için geçerli nedenler vardı. Bu geçerli nedenlerden birisi geçici görevle yargıca ilişkin tereddütlerimi de içeriyordu. Tahmin ettiğim gibi mahkemeye o gün atanan geçici üye yargıç, mahkemenin kararına karşı çıkarak uzun bir gerekçe yazdırmış.

Geçici Yargıç özetle, olayda görgü şahidinin bulunmadığını – genelde cinsel istismar davalarında pek görgü tanığı olmaz ya her neyse- mağdurun yaşı itibariyle hayal ve gerçeği karıştırıyor olabileceğini, soyut iddiadan başka delil bulunmadığını, dolayısıyla sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğini, altmış yaşındaki sanığın bu sebeplerle de tahliye edilmesini istemiş.

Geçici Yargıcın bu görüşüne yer verdikten sonra davaya ilişkin genel ve özel birkaç bilgiye hızlıca yer vermek sağlıklı olacak ki, çocuklarımızın cinsel istismar dosyalarında nasıl bir zihniyet ile muhattap olduğu daha iyi anlaşılsın.

Yukarıda izah ettiğim gibi müvekkilim henüz yedi yaşında. Sanık ise altmış beş yaşında. Sanık savunmasında doğal olarak suçlamaları inkâr ediyor.

İnkâr savunması cinsel istismar davasının kaderinde vardır. Sanık şunu çok iyi biliyor ki istismar eylemleri çocukla baş başayken gerçekleşti. Ortada ne bir görgü tanığı var ne de kamera görüntüsü. Gerçekten de sanık bu düşüncesinde soruşturma aşamasında haklı çıktı. Tutuklama mercii olarak dizayn edilen sulh ceza hakimliği ne hikmetse ‘dede denilen bu babacan adamın’ serbest kalmasına karar vermişti ve itiraz etmemize rağmen bu serbest kalma durumu bozulmamıştı. Özünde tutuklama kararları vermek için tasarlanmış sulh ceza hakimliklerinde kanunda yer alan itiraz hakkı bir formaliteden ibarettir genellikle zaten.

Babacan tavırlarıyla sorgu hakimini bu şekilde ikna etmeyi becerebilen sanık, neyse ki kovuşturmanın ilk celsesinde tutuklandı. Yargılama başladıktan sonra ise dava, tipik seyrine döndü. Sanık müdafi ve dosyada dinlenen bazı tanıklar çocuğun lezbiyen olduğunu iddia ettiler. Neyse ki dosyamızda psikolog bilirkişinin “çocuğun entellektüel ya da seksüel düzeyde böyle bir eylemi kurgulamasının ya da düşünmesinin mümkün olmadığına dair” kararı mevcuttu. Bu hamle doğal olarak başarısız olunca hali vakti yerinde olan sanık, duruşma kapısının önünde bir ton tanık yığdı. Mahallenin kuaförü, çay ocağında işleten esnafı, konu komşu hepsi sanık lehine tanıklık yapmak için duruşma salonu önünde hazırdı. Öyle güzel tesadüfler oluyor ki davada mesela kuaförlük yapan tanık ve çay ocağını işleten sanık olaydan sonra sanığın yeni kiracısı olmuştu: Yalanlar, yeminler havada uçuşuyordu.

İfadeleri birbiriyle noktasına virgülüne kadar aynı olan tanıklar özetle iki şeyi savunuyorlar: Tanıklara göre mağdur çocuk kendisine dokunulduğunda avazı çıktığı kadar bağırmaktadır bir; ikincisi de sanık erkenden işe gidip gece geç saatlerde evine dönmektedir. Gece geç saatlere kadar çalışan birisinin çocukla baş başa kalması mümkün olmayacağına göre, kaldı ki sanığın çocuğa dokunmuş olması ihtimalinde çocuğun avazı çıktığı kadar bağırması gerekirdi, çocuğun bağırdığını kimse görmediğine göre çocuk yalan söylüyordu. Tanıklara göre kesinlikle böyle bir istismar eylemi gerçekleşmemiştir. Tanıklardan birisi “mağdur kız çocuğunun babasının erkek kuaförü olduğunu, çocuğun kuaföre gittiğini , dolayısıyla sonunun da doğal olarak o olacağını” bile söyledi.

Yıkılmış bir anne baba ve minicik yedi yaşında bir çocuğun karşısında böyle bir toplum parçacığı çıkmıştı işte. Dolasıyla her duruşmadan sonra baba baygınlık geçiriyor, anne ise köşede ağlıyordu. Çocuk ise “dede dediği bir adamın cinsel istismar eylemini büyüklerine söylediği için” çoktan suçlanmaya başlamıştı. Ben buna Türkiye’de çocuğun yalnızlığı diyorum, çocuğun karşısındaki ön yargı duvarıdır maddi olanaklarıyla seferber olmuş ve iyi çalışmıştı işte. Sanık ve akrabaları, bir tek çocuğun ailesini para almaya ikna edememişti. Davamız sebebiyle okuduğum bir çok yargıtay kararında maalesef gördüm ki mağdur çocukların aileleri bile o önyargı duvarının bir parçası olmuş, o aileler şikayetlerinden vazgeçmiş, istismarcılar az cezayla yırtmayı başarmıştı.

Geçici Yargıcın karşı oy yazısı ile sanık savunmaları, sanık müdafi ile tanıkların beyanları aynı kapıya çıkıyordu; çocuğun beyanına inanma!

Yüksek sesle ve hararetle şunları tekrar ediyorum ki şu an yan odada olan eşim delirdiğimi düşünebilir:-

Tamam sayın yargıç, çocuğun beyanlarına inanmayalım, peki çocuğun perianal muayenesinde yüzeysel fissür olması durumunu ne yapacağız? Diyelim ki bu yüzeysel fissür hijyen koşullarından dolayı oluştu, çocuğun ruh sağlığının bozulduğunu iddia eden sosyal inceleme raporunu ne olacak? Diyelim ki rapor tutarsız. Duruşmada dinlenen psikolog bilirkişinin “çocuğun entelektüel ya da seksüel düzeyde böyle bir olayı kurgulamasının mümkün olmadığına dair” tespiti ne olacak?

Üstelik psikolog bilirkişinin beyanları ve sosyal inceleme raporunda “mağdur çocuğun erkeklerden korktuğu, olayı anlatırken dizlerinin titrediği” belirtilmiş, yine mağdur çocuğun ailesinin sunduğu belgelerden, mağdur çocuğun olayın etkisiyle ilkokul ikinci sınıftayken tekrar birinci sınıfa başladığı ortaya çıkmış.

Karşımızda hayatı mahvedilen bir çocuk var ve bir yargıç ceza muhakemesindeki ispat koşullarını oluşmasını bekliyor. Yedi yaşındaki bir çocuğun istismar eylemini ispat etmesi için ne yapması gerekir? Kendisine cinsel istismarda bulunmuş sapıkla A4 bir kağıtta el yazısıyla yazılmış bir itirafname ya da istismar sözleşmesi mi imzalaması gerekir? Yine cinsel istismarı gösteren bir kamera bulunmuyorsa olay hayal ürün müdür, böyle bir olay hiç yaşanmadı mı diyeceğiz? Çocuktan böyle bir görüntü elde etmesini mi bekliyorsunuz? İşte muhatabı olduğumuz korkunç sorular bunlardır.

Şu karşı oy açıklamasını okuyunca garip bir öfkeyle doluyor içim. Aslında açıklamanın perde arkasında binlerce çocuğun istismar edildiği, öldürüldüğü ve bütün bu yapılanların hukuk tarafından cezalandırılmadığı yakın dönem Türkiyesi ve davaları var. Bu bizim korkunç gerçeğimiz.

Birilerinin çocuklara vahşi bir şekilde tecavüz etmesi yetmiyor, daha fazlasına ihtiyaç duyuyoruz. Ancak çocuk bir sapık tarafından vahşi bir şekilde katledilmişse ölüm sessizliğinde istismar eylemi gerçeğini görüyoruz. Geçici bir süre çocukların dedeleri yaşındaki erkeklerin cinsel istismar eylemlerine maruz kaldığına dair ihtimallere hayatımızda yer veriyoruz. Kısa bir süre sonra istismar edilen binlerce çocuktan biri çıkıp gerçeği haykırdığında kabahati çocukta buluyoruz. Korkunç ama gerçek.

Yargıç “özetle çocuğun beyanına dayanılarak ceza verilemez “dedi. Gerçekten öyle mi? Sadece çocuğun cinsel istismar eylemine maruz kaldığını beyan etmesi karşısında ne yaparsınız? Kardeşiniz, oğlunuz, kızınız, akrabanız ya da herhangi bir çocuk sizi karşısına alıp “dede dediği bir şahsın elini taytının içine sokarak cinsel organıyla oynadığını, bu şahsın dudaklarını öptüğünü, bıyıklarının battığını” söylerse karşılık olarak ne cevap vereceksiniz?

Yargıcın fikrini öğrenmiş bulunmaktayız. Bu fikir altında yatan toplumsal gerçekler karşısında boğuluyor olsam da, davada ısrarla sağduyulu hareket etmeye çalışıyorum. Çocuğun hayal ile gerçeği karıştırıyor ihtimali üzerinden çocuğu suçlamak, karşılığında çocuk istismarcısını aklamak, potansiyel çocuk istismarcılarına ödün vermekten başka ne olabilir ki?

Neyse ki Yargıtay Ceza Genel Kurulu daha önceki bir davada, “cinsel istismar davalarında çocuğun beyanları esas alınır- çocuğun iftira atması için bir neden yoksa ve psikolojik bulgular cinsel istismar eylemini destekliyorsa çocuğun cinsel istismar davalarında cezaya hükmolunur” şeklinde bir emsal karar verdi. Söz konusu kararı dosyamıza koymuştum.

Ve yine neyse ki mahkeme sanığı suçlu bularak 16 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırdı. Bu yazıyı yazdığım esnada mağdur çocuğun babası telefondan mesaj attı, “Bugün kızımın en mutlu günü, teşekkürler avukat bey” diye.

Bu belki de meslek hayatımda aldığım en güzel mesajdı.

This entry was posted in: Makale
Tagged with:

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s