Edebiyat, Şiir
Leave a Comment

Zahir’in Mahkemesinin En Heyecanlı Yerinin Tutulmayan Tutanaklarıdır

Sidar Kurt

 

Birinci Şahit:
ve buradayım duruyorum
bir evsiz gömleğiyle
yirmili yaşların ortasında
duruyorum ve
günü kurtarmaktan başka
ve itmekten gayrı yokuşa iletişimleri
göğü yırtan güneşe rağmen duruyorum

İkinci Şahit:
neden böyle oldu Zahir?
şiirlerde hep birdenbire olur derlerdi
neden öyle olmadı?

Bilirkişi:
çaresiz kalmışların başvurduğu yoldur
bu öfke
(onsuz) (yaşayamaz kişi, ölemez)
bir gençliğin kıskançlığıyla
bağlı kalamaz
kuyulardan kaçamaz
yoksulluk öğrencilik ukalalık
az profesyonel gri acemi
bir balığın akvaryumdan çıkarılırkenki
şaşkın gözleri

İkinci Şahit:
halbuki ne umut doluydun
önünde koca bir gençlik
çiçeklerin patladığı yerlerde lacivert
ışıklar görürdün
dar gelirdi tüm sokaklar
avucun terler bacakların bitmeyen
bir güçle dolardı
severdin Zahir fenası sevilirdin
sonra gitmelerin her türlüsünü öğrendin

Birinci Şahit:
korkma
alıp götüreceğim seni
bir dağın yamacında
eteklerine çam ormanları iliştirilmiş
bir zenginlikle öpeceğim ellerini

Zahir:
odam ufaktı
o girince büyüdü
penceremin telindeki deliklere
geç kalınmış tirenler yürüdü

Bilirkişi:
korktun da ondan mı gittin?
yaşanacak bir kent kalmadı diye gittin

İkinci Şahit:
her türlüsünü bildin hoşça kal demelerin
avunmayı öğrendin
hiç yoktan ölmüş adamların sözlerini ezberledin
bir nebze olsun daralır
sağalır içinin karası diye
sordun durmadan
“kaç sınır geçmesi gerekir insanın
evine ulaşabilmesi için?”

Bilirkişi:
bilemedim.

Zahir:
nefsimi köreltmekçin
oydular gözlerimi
yoksulluk kolay sanırdım
var olan bütün açlıkları
müfredattan kaldırdılar

Birinci Şahit:
ve duruyorum
altında beni tanımayan şeyhin şehrinin
çektiğim patinaj derine gömerken tüm resimleri
unuttuğum isimleri bilerek kıkırdıyorum

Bilirkişi:
sadece kahvaltı yaparken
dinlenebilecek bazı şarkılar
yapışmış zihnine
duvarda kaldırıldıktan sonra
kir bırakan boktan bir bant gibi

Zahir:
odam ufaktı
yatağım dar
o basınca eridi yer
çıplak ayaklarına bakabilmekçin
geri isterim gözlerimi yuvalarına

İkinci Şahit:
ne çok şey bilirdin eskiden
eskiden hem sevilirdin de
demiş miydim?
ne garip ağlamayı unutur muymuş insan?
eskiden ne iyi bilirdim
köseleşir miymiş insanın eti yokluğa
açlık soğuk yalnızlık sıkmaz olur muymuş
gülmeyi hatırlar gibi olduğunda gırtlağını

Birinci Şahit:
şimdi bir kahve ve/veya bir çay ve bir parça ekmek
duruyorum evrenin her noktasına giderek
sınırlarını aldırmış bir et parçası olarak
duruyorum bir imparatorluğun ankasının
üzerinde
ceplerimde gündelik delilikler
duruyorum
dudaklarımda bir reyhan kokusuyla

Bilirkişi:
ve bir reyhan kokusuyla
ve bir reyhan
reyhan
kokusuyla duruyorum.

Zahir:
nefesim kuru
tavanlarım rutubet
isyan etmeyeceğim
ama bağışlayın beni elbet
bitiyor olamaz
bugün hepimize çok perşembet

İkinci Şahit:
kaybettiklerimi görüyorum önüme bakınca
ama geride kalmıştı onlar
gençliğimin peyzajına serpilmiş
yeni avuntularla gömülmüş
beton bir zemini iyice fırçaladıktan sonra
bir kova suyu boca etmiş gibi
kutsal uyanışlarla yıkanmış
hatırlayamıyorum Zahir

Hakim:
insan böyle şeyi unutur muymuş?

Bilirkişi:
ne uzun sürüyor
zihninde kaybolmadığına inanabilmek
unutulmayanın

Birinci Şahit:
korkma
ve duracağız
dudaklarımızda bir reyhan kokusuyla yeniden

Hakim:
bu kadar şey bilinirken
susulur muymuş Zahir?

Zahir:
konuşamıyorum.

Bilirkişi:
ah.
parlament geceli dünya.

KARAR:

gece
ne uzun kelime.

aralık ’15 / heidelberg

auf deutsch

This entry was posted in: Edebiyat, Şiir
Tagged with:

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s