Makale
Comments 4

Erkeğe şiddete EVET!

Erkeğe ŞiddetSibel Schick

Merhaba erkekler! Yeni bir platform olan KOPUNTU ile yeniden karşınızdayım ve bugün sizinle konuşmak istediğim önemli bir konu var: Eşitlik diye bir şey yok ve eşitsizliğin varlığını sürdürebilmesinin sorumlusu, bundan çıkar sağlayan sizlersiniz. Sizin tepkisizliğinizin alt üst, ve hatta yok ettiği yaşamların yüzbinlerce örneği varken, erkek olmayanların erkek egemenliğine karşı verdiği mücadeleye ket vurarak kıyıma yalnızca seyirci kalmıyor, cinsiyet temelli şiddetin beslenmesine, yaygınlaşmasına, normalleşmesine, meşrulaşmasına ve daha fazla yaşamın yok olmasına sebep oluyorsunuz. Sistematik kadın ve LGBTİQ+ kıyımının en büyük sorumlusu, devamlı olarak mücadeleye darbe vuran sizlersiniz.

Laf atmadan tutun para üstü verirken esnafın elinizi okşamasına kadar varan gündelik tacizi, bedensel veya psikolojik şiddetin gündelik olaylar halini aldığı ikili ilişkileri, veya iş ve eğitim hakkına erişim eşitsizliği anlamında uygulanan devlet politikalarının yarattığı yıkımları bir kenara bıraksak bile, ortada erkeklerin hakkı olmayan, fakat işgal ettikleri bir alan söz konusu. İnsanlık tarihinde bir kez olsun işgalcilerin kendi istekleriyle işgal ettikleri alandan çekildikleri görülmemiştir. İşgal edilen bir alan söz konusu ise, türünüz sebebiyle köleleştirilmişseniz ve yaşamınız her an tehlike altındaysa, işgalciye karşı uygulanacak şiddet meşrudur, o şiddetin adı öz savunmadır. İşte bu yüzden, erkekler, erkeğe şiddete evet! Haddini, yerini bilmeyen erkeğe haddinin bildirilmesine evet!

Sizler devletin, hükümetin, ordunun, sermayenin, eğitimin, ailenin, kısacası hayatın her alanının kontrolünü elinizde tuttuğunuz müddetçe, erkek olmayanlara uygulanan sistematik kurumsal şiddetin sorumlusu da elbette ki sizlersiniz. Eğer feministler ve LGBTİQ+ aktivistler erkek egemenliğini, yani saltanatınızı yıkacaklarını söylüyorlarsa ve sizin buna verdiğiniz ilk tepki “Erkek olarak bana cinsiyet ayrımcılığı yapamazsın!” ise, çözümün değil, sorunun bir parçasısınız. Hayatınız boyunca bir defa olsun maruz bırakılmadığınız bir ayrımcılık türü olan cinsiyetçilik konusunda, bu şiddetle her gün yüzleşen insanların bulunduğu beyanlara karşı çıkmanız, en iyi niyetli tabiriyle bilmediğiniz bir konuda ahkam kesmektir.

Elbette hiç kimseye cinsiyeti, dini veya etnik kimliği sebebiyle ayrımcılık yapılmamalı. Buna elbette erkekler de dahildir. Fakat mevcut şartlar altında sizler ezilen değil, ezen konumundasınız. Ezen konumunda olmaktan vazgeçecek gibi de görünmüyorsunuz, çünkü mücadelemize yalnızca direnç göstermiyor, onunla aynı zamanda canla başla savaşıyorsunuz. Hal böyleyken size uygulanacak devrimci şiddet meşrudur, eşitlik sağlanıncaya ve sizler işgal ettiğiniz alandan çekilinceye dek de meşru kalacaktır.

Elbette tüm hayatlar değerlidir, elbette eğer bir eşitlikten bahsediyorsak bunun tek şartı herkes için geçerli olmasıdır. Fakat eşitliğe erişebilmenin ilk şartı öncelikle ortada bir eşitsizlik olduğunu kabul etmek ve bu eşitsizliğin kaynağını bulmaktır. Feministler ve LGBTİQ+ aktivistler olarak şu anki önceliğimiz erkek olmayanların maruz bırakıldığı hak ihlallerine son vermek. Önceliğimiz hayatta kalmak. Sizin önceliğiniz nedir? Ayrıcalıklarınızı muhafaza edebilmek mi? Öyleyse size bir havadisim var: Bizler her gün erkekler tarafından öldürülürken, tecavüz edilirken, tutsak edilirken, esaretten kurtulabilmek ve hayatta kalabilmek için erkeklere uygulayacağımız şiddet meşrudur.

Tüm hayatlar eşit değere sahiptir, herkes eşit hak ve özgürlüklere sahip olmalıdır, bu konuda mutabıkız, değil mi? Öyleyse “Erkek olmayanlar kazanacak” dediğimizde karşı koyamadığınız düzeltme dürtünüzle “İnsan olmayanlar kaybedecek” diyemezsiniz. Mevcut sistemin kurucusu insan olmayanlar değil, aksine insanların ta kendisi, özelindeyse erkeklerdir. Bu durumda erkeklerin yarattığı, sürdürdüğü ve muhafaza etmeye çalıştığı sistematik sömürünün bedelini neden “insan olmayanlar” ödesin? Hele ki insan olmayanlar, insanların yarattığı sömürü sisteminin bedelini, bu sistemin en korkunç çehrelerinden biri olan endüstriyel hayvancılık ve benzeri pratiklerle her gün canlarıyla öderken. Yine mi ezilenler kaybetsin? Hayır. Ezilenler kazanacak. Erkekler ve erkeklik müessesesi kaybedecek.

Önceliğimizin hayatta kalmak olmasının sebeplerinin son derece anlaşılır olduğuna inanıyorum, çünkü buna mecbur bırakıldığımızı elle tutulur biçimde kanıtlıyoruz. Eğer bir ülkede hükümet uygulamaları kadın cinayetlerini bilinçli olarak artırıyor ve kadına şiddeti gündelik yaşamın bir parçası haline getiriyorsa, hukuk sistemi erkekten yana tavır alıyor ve hükümlerini erkeğin çıkarına hizmet edecek şekilde veriyorsa, her insanın eşit hak ve özgürlüklere sahip olması gerektiğini bilmeyen bir hükümet ve hukuk sisteminden bahsettiğimiz apaçık ortadadır. Bu yüzden, erkekler, susun. Susun ve dinleyin. Dinleyin ve anlayın. Ve yeniden susun. Dirseklerinizi içeri çekin. Ayırdığınız bacaklarınızı toplayın. Derin bir nefes alın. Ve susun. Artık biz konuşacağız.

4 Comments

  1. Reddedilen_Prens says

    Selam güzel bayanlar bence çok haklısınız bir gün bir yerde buluşup bunu tartışabilir miyiz?

    Like

  2. Barış Duman says

    Öncelikle bu okuduğum kusmuk şuana kadar okuduğum en gerizekalıca şey olabilir. Bana bak beyin biti. Yazdığın yazıdaki paragraflarının ilk ve son cümlelerini karşılaştırıyorum da aralarında çok büyük tezatlıklar var. İnsancıl cümlelerle başlıyorsun ama sonlara doğru içindeki şeytanı çıkarıyorsun her paragrafta. Neyse orayı geçiyorum. Sen kimsin de millete şiddet uygulama planı yapıyorsun? Bizi yerimizden edecek kadar güçlüyseniz götünüz yiyorsa edin. Size bu hakkı da zaten biz verdik. Sizi kimse CEO olmayın diye tutmuyor. Tepelerde erkeklerin olmasından şikayetçiysen tepelere çıkmaya çalış, tepelerdekileri indirmeye çalışma; diyeceğim de sen ne anlarsın ki? Sen gerizekalısın ve beynin olmadığı için bu işi fiziksele dökmek istiyorsun. Ama şunu da söyleyeyim, fiziksel açıdan da avantajlıyız. Ortalama bir erkek seni tek yumruğuyla %90 ihtimalle hastaneye yollar, ve sen de feminist yalanlarla kendini avutur durursun. Çok erkek dövmek istiyorsan karşıma çık; ama dayak yediğinde kendini acındırıp orda burda “kadına şiddet” diye ağlama, haberlere senin gibi bir gerizekalıyla çıkmak istemem. Ayrıca bu yazın nefret suçuna giriyor. Dünyanın yarısını dövmek istemek ne amk?

    Like

Leave a Reply to Barış Duman Cancel reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.