Ahlaksız (ve) Anne
Leave a Comment

Ahlaksız (ve) Anne: Tanıtım

Merhaba. Önce kim olduğumu anlatarak başlayayım, bu kadın neden geldi, ne yapar, kimdir, öğrenin.

Otuzlu yaşlarımda güzel sayılabilecek bir kadınım. İki kere evlendim ve boşandım. İlk evliliğimden beş buçuk yaşında bir kızım var. Babası ortalarda yok. Sekreteriyle filan kaçmadı, malum boşandıktan sonra çocuğumla maddi ve manevi ilgilenmediği için ben de görüşmeyi kestim. İkinci evliliğime sarhoşken karar verdim, beş ay sonra kendisi beni “benim hayallerim var” diyerek bırakıp gitti. Boşanma süreci iki ay sürdü. Tanıştıktan sonra evlenene kadar üç ay. Toplam on ayda bir ekstradan evlenme ve boşanma yaşadım.

İyi sayılabilecek bir eğitimim var. Ha, siz beni anlatacaklarım üzerinden, yazacaklarım ve üslubum ile yaftalamadan önce ben söyleyeyim. Beyaz yakalıyım ve yaklaşık yirmi beş kişinin çalıştığı bir iş yerinde çalışıyorum. Fena kazanmıyorum—öyle her hafta en ön sıradan konsere gidip, her cuma ve cumartesi hem bakıcı parası hem de meyhane parası verecek kadar değil, ama ev kiramı, kreş parasını verip üzerine bir de rahatça yaşıyoruz kızımla.

Annem sağ, babam ortada yok. Herhalde babadan damada geçen bir süreç ortadan kaybolmak. İki kız kardeşim var, biri yurtdışında beyaz yakalı, diğeri de avukatlık yapıyor. Kim olduğunu söylemeyeyim, tanıyanınız çıkar falan, hiç olmaz.

Çok arkadaşın var. Yemeyi çok severim ama yemem, içki içmeyi çok severim, sarhoş olmayı daha çok severim. Her sarhoş olduğumda ağlamam ama her seferinde dans da etmem. Sevişmeyi çok severim, tahrik edilme aşamasını hiç sevmem, tahrik etmekten hoşlanırım. Daha heyecan verici oluyor. Tiyatro pek sevmem, entelektüel çevrem beni yargılamasın diye arada bir gitmek zorunda kalıyorum. Sinemaya ancak kendi başıma gidersem seviyorum, o da aksiyon filmlerine ya da romantik komedilere. Yine entelektüel arkadaşlarım pek aşağılamasın, hadi olmadı konuşacak konulara katılabileyim diye Tarkovsky’den Polanski’ye kadar seyrettim. Bir kısmını da sevdim açıkçası.

Kilomla ilgili hep problemim oldu. Seksi olmak, zeki olmak, erkek gibi olmak ile ilgili çok daha geç yaşlarda fark ettiğim problemlerim oldu. En son bu edinilmesi zorunlu sıfatların arasına, bilgili olmak katıldı. Her şeyi aynı anda başarmak, çocuk da yaparım kariyer de safsatasıyla yaşamaya çalışmak bizim gibilerin biçilmiş düsturu zaten. Kaçamak yapmak için yazları Kaş’a giderim, kızımla Selimiye’ye ya da Bodrum’a; müzisyenlerden ve tiyatroculardan mümkün olduğu kadar uzak dururum. Ha bir de heykeltıraşlardan. Beş ay evli kaldığım kişi heykeltıraştı.

Günde bir iki sayfa kitap okumaya çalışırım, zaten zor ve yoğun günlerin sonunda yatağa uzanınca uykum geliyor. İçmeye bir başladım mı bir daha bırakamadığım için akşam çocuk uyuduktan sonra, yatmadan önce o en büyük şişman kadehe dörtte bir doldurulmuş kokulu kırmızı şarap içmek adetim değildir. Hemen cıvıtıp sarhoş oluyorum, facebook’tan ya da skype’tan ona buna bulaşıyorum. İlla kötü olmuyor bulaşmalar, çeşitli seks içerikli görüşmeler de olabiliyor, hayatın anlamını bulmaya çalışan konuşmalar da. Video seksi seviyorum. Parayla yapmışlığım da vardır.

Evimin salonunda kütüphane var, tepeden aydınlatma yok. Loş ışıkta birbiriyle uyumlu koltuklarım var. Öyle IKEA sığlığında falan değil, annemden anneannemden aldığım örtüleri serdim hep. Herhalde yine bir çok şeyden etkilenmiş olacağım ki bir gün “bu evde kedi eksik” dedim. Tabii çerçeveye uysun diye kedi alınca, kendisiyle aramız pek sıcak olmadı hiçbir zaman. Ama yine de uzaktan birbirimize saygılıyız. Kızım Elif’le araları çok iyidir. Eh, kütüphane, loş ışık ve kedi günümüzün vazgeçilmezlerinden, değil mi?

Aklıma şimdilik bunlar geliyor. Bir de unutmadan, niye böyle bir köşe yazmaya başladığımı anlatayım.

Çünkü hepinizden yıldım.

Çünkü artık özgürleşmek istiyorum. İsim kullanmadım, yaptığım işi söylemedim, çünkü kimliğimin sizde yaratacağı etkilerden bağımsız söylediklerimi duymanızı istiyorum. Artık kendimi ifade edememekten, baskıdan, içimi kemirip beni sürekli sıkıntılı ve buhranlı hallerde bırakan yargılamalardan bıktım.

Kadın olmak zaten zordu. Bir de üzerine anne oldum. Bir de evlendim, hatta iki kere evlendim, boşandım.

Oyun parkındaki çocuklu diğer kadınlardan, bakıcıya kadar; annemden, arkadaşlarıma kadar; arkadaşlarımın annelerinden, yetmedi anneannelerine kadar herkesin kadınlığım ve anneliğim, dolayısıyla seks hayatım üzerinde bir fikri, bir önerisi, bir yergisi veya takdiri var. Evet evet, özellikle erkek arkadaşlarımın, yatıp kalktığım adamların ve kadınların çok fikri var bu konuda!

Çocuğumun yanında içki içmeme, çıplak dolaşmama, bağıra bağıra ağlamama ve anırarak gülmeme, ona her şeyi olduğu gibi anlatmaya çalışmama, bazen masal anlatmama herkesin yorumu var! İtirazları ya da takdirleri var bitmeyen: Seviştiğim insanlarla tanıştırmamı bırakın, bir anne olarak kadınlarla ve erkeklerle sevişiyor olmama itirazları, yorumları, yergileri ve övgüleri var! Çalışma saatlerime, sarhoşluk seviyeme, hafif ya da ağırbaşlı davranışlarıma bakan herkes, öncelikle anne olduğum için ve özellikle bunu öğrendiklerinde, beni başka bir ölçeğe göre değerlendiriveriyor.

Bu yazılar, bu köşe, özgürleşebileceğim ve belki de hem kendi sesimi duyabileceğim tek yer, hem de sesimi duyurabileceğim. Belki benimle aynı şeyleri düşünen, hisseden, azıcık ucundan makas atan, sevişmek için benimle tanışmak isteyen, bir kadeh bir şey içelim diyen birileri olur. Tam olarak bunun için yazıyorum. Yazmasam, ölecektim.

Özgürleşebileceğim değilse de, tamamen özgür hissedebileceğim tek yer olduğu için yazıyorum.

Özgür müyüz? Hem kadın olup hem özgür olduğunuzu düşünüyorsanız, çok yanılıyorsunuz. Etrafınıza bakın. Hiçbirimiz özgür değiliz.

Yeter Artık! Ben geldim. Ahlaksızım ve anneyim. Siz de hoşgeldiniz.

This entry was posted in: Ahlaksız (ve) Anne
Tagged with:

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s