Edebiyat
Leave a Comment

acı

Hazal Hanzey Çavaz – http://hepsioluyo.blogspot.de/

Birileri kulağıma fısıldadı: “Bu anlatılan senin hikayen olmalı” dedi.

suçlu narinliğinden titreyen bir ses işittim derinlerden

zencefil kokulu o nefes, sol yanağımda bitip bacaklarımı sardı

bileklerime dolanıp kaldı

can havliyle son nefesimi terk edip gözlerimi açtım

onun nefesi baki kaldı el bileklerimde ayak bileklerimde

bir saniye içinde yüz kere titriyor gözbebekleri

gözyaşları inatla düşmüyor

mideme ani bir acı olarak yayılıyor

gözyaşları çoğalıyor gözlerinde ama akmıyor

mideme ani bir acı olarak yayılıyor

sonra görüyorum ki

Ayın etrafındayım, yıldızların gözü yaşlı yalnızlığındayım

gelecekten ümidi olmayan bir yazarın tozlu odasında

bedeninin yaşlanmış, zencefil kokulu güzelliğini öpüyorum.

Toprağa indiğimde

hafif bir rüzgar taşları yerinden oynatıyor,

her şey alınganlaşmış; zamanından erken terk edilmiş tahta sandalyeler,

hiç kırılmadığını söyleyen kadınlar

“acımadı ki” diye bağıran

ellerinden çekiştirilen küçük kız çocukları

uzaktan gelen ama yanımdan asla geçmeyecek olan köpekler ve kediler

sisler içinde uyuyan kent kokulu çamaşırların sardığı kadınların diş gıcırtısı

bir kez daha kalabalık bir kentin sesi asla böylesine terkedilmiş uğuldamayacaktı ki

beyaz yastıkları arasında uykusundan uyandıramadığım bir kadının nefesi yerinden oynattı şehri

bacaklarımızdan akan kanların yakıcılığı bizi doğuran ateşti vakti zamanında

bunu üretken bir masala çeviremezsek

canımız çok yanacak diye

bacaklarımızdaki sadık nefes

birilerinin ciğerlerinde yaşam bulsun diye

hepimizin yerine yazıyorum;

Kim bilir kaç kere dirileceğiz

kalbimiz duracak kaç kere

kalabalık bir kentin terk edilmiş uğultusunda

yine de saçlarımızı savuracağız

ağlamayacağız

geçecek

bitecek

 

Advertisements
This entry was posted in: Edebiyat

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s