Edebiyat
Leave a Comment

Fragman 1: Öğün, Çalış

Fragmanlar

A. Aylak
fragmanlarvenotlar@gmail.com

fragmanlar

Sabah erkenden kalktım ve yıllardır hayalini kurduğum doğum lekesini almak için koşarak çarşıya indim. Yine boş bir “iş”le mi ilgileniyordum? Bir şekilde bu soru cümlesini cevapsız bir halde ortaya bırakarak gerisin geri onla olan mesafemi uzun tutmaya çalıştım. Ama ne fayda! İçimdeki sıkıntı, dişlerim arasında çoğalıp durmaya devam etti. Diğer dişleri sıkıştırmaya başladı şimdi de. Acılı bir operasyonla kan revan içinde onu çektirdiğimi düşünmeye başladım. Bir büyüme belirtisi olarak içimi sıkıştırıp duran bu ikircikli hal… Alaka aramadan araya girdi yine! “On parmak klavye kullanabilseydim keşke.” Hah! Şimdi de buna hayıflanayım.

Gün içinde yarım kalan çayları içmeye eve dönüyorum bazen. Sabah telaşla çıktığım için yarım kalan bir şey elbette oluyor. Geçen yaz bu vakitlerde, her öğle arası işten izin alıp eve taksiyle vııııın. “Abi, iki dakika bekle, ocağı açık bırakmış mıyım bir bakıp geliyorum hemen sonra yine aynı yere dönücez. Taksimetre açık kalsın.” Öğle arası bitiminde iki lokma bir şey yiyemeden on beş dakika da gecikerek yetişmelerim geliyor aklıma. Taksici de diyor muydu içinden benzer bir yakıcılık, yangınsılık, yanık kokusu duyarak kendi kendine şöyle?: İnşallah taksimetreyi açık bırakmamışımdır.

Bu aralar böyle! Geçen seneyi düşünüyorum dakika dakika detaylarıyla kimi zaman. Hiçbir şey yapmak istemeyen bu halimi daha çok prospektüs okuyarak ya da bu hali işte böyle yazarak kovalayabilirim belki. Her neyse… Kedilerin birbirlerinin kafalarına kıçlarını bastırdığı bir cafede oturuyorum şu an bunları yazarken. Kendi kıçımla kendi kafama yaptığım o ılık basınç zihnimi bulandırıyor. Çok önemli, bi’ işe yarar bir şey yapmam lazımdı ama ne? Yani aslında sorumluluğumda olan ve bitirmem gereken işler de çok ama sanki onlar yeterince mesele değilmiş gibi kendime başka bir meşguliyet aramamın sebebi ne? Bulamamamın sebebi ne?

Biber salçalı makarnanın ağırlık yaptığı bir bedenden insanlığa yöneltilen pek mühim sorular… Soru 1: Koltuk altları alınmalı mı?

Bu yazdıklarımın çoğalmasına sebep olacak bir düşünce yoğunluğu ile ağırlaşmaktan korkuyorum asıl. Dün yazdıklarımı okumaktan beni alıkoyan bu “ben umursamazlığı” nereden geliyor? Eriyen karların kendilikleriyle başka bir doğallığa dönüştüğü o akışkanlığa ermek arzusu taşıyorum. Bir şekilde bu akışın önüne set koyan ve bunu her daim bir enerjiye, “işe yarar” bir hidro-çevikliğe, radyo sesine, sıcak suya, bilgisayar tıkırtısına, cep telefonu ekranına dönüştürmek için çırpınan bu insanlık makinesi, beni de işe yararlıkla sınıyor her daim, her an. Her yerde hazır ve nâzır. Bu akışkanlığın önünü bir düşünme lüzumluluğuyla zapt eden bu zabıt tam olarak neyin peşinde? Daha doğrusu, ona bu mesaiyi yaptıran korkusu nedir?

Kredi kartı limiti yetersiz diye makarnanın parasını ödeyememiş bir bünyeden insanlığa yöneltilen pek mühim sorular… Soru 2: Acaba dolar güne nasıl başladı?

This entry was posted in: Edebiyat
Tagged with:

by

We are sensitive. We are people who can internalize and express our encounters and experiences, and we all have different instruments of expression. We are people who generate and build meanings. We are people who have experience in producing culture from our clashes. We are academicians, artisans, craftspeople, artists, writers, illustrators, photographers, journalists, filmmakers, musicians, psychologists, it specialists, stallholders, lawyers, witnesses and sometimes accused, advertisers, students, doctors, hippies, athletes. We are everywhere, especially in Germany: we are in Australia, we are in Argentina, we are in Spain, we are in Italy, we are in Holland, we are in Russia, we are in USA, we are in Canada, we are in Switzerland, we are in Finland, we are in Estonia, we are in France, in Brazil, in Rojava, in Syria, in Lebanon, in Thailand, in Cambodia and in Turkey. Kopuntu is an interdisciplinary solidarity network founded to provide physical and digital production space, together with wider networking based upon mobilization, aimed at supporting and enabling possibilities of encounters and cooperation between journalists, academics, writers, artists, students and any other who claim to be generating ideas and correspondingly has been oppressed, silenced or precluded due to the politics that narrowed production and living space in Turkey. kopuntu.org/manifesto

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s