Müzik, Röportaj
Leave a Comment

Karagüneş Özgür: Müziğimizin bir amacı da insanı kendine yöneltmek ve hayatı, sistemi sorgulamak….

Kara Güneş grubunu sokaklardan, mekanlardan, alternatif bir “güvenli alan”, direniş alanı ya da var oluş biçimi kurmaya çalıştığımız yerlerden tanıyoruz. Ben ise Özgür’ü İtalya’dan kaderdaşım olarak tanıdım. Bir müzisyen olarak Türkiye’deyken hali hazırda bir Kopuntu… Kopuntuluk halini, sınırları geçerken kendisiyle beraber getirmiş.

Söz Özgür’de…

 özgür yalçın 1

Öncelikle senden duyabilir miyiz, seni İtalya’ya getiren neydi?  

2012 yılından beri grubumuz Kara Güneş’le Avrupa’ya konserlere geliyorduk. Üç defa tüm İtalya’yı kapsayan onlarca konserden oluşan turnemiz olmuştu… Yani İtalya’ya zaten aşinaydım, ama asıl gelmemi sağlayan 2014’de Barselona’dan İstanbul’a yaptığımız yolculuk oldu. Fransız müzisyen arkadaşım Bartelemy İzoard’la yaptığımız bu yolculukta karşılaştığımız müzisyenlerle video kayıtları yaparak ilerliyorduk.

Travelling Street Music Film Project

Amacımız aslında daha hazırlıklı çekeceğimiz bir belgesel film projesinin denemesini yapmaktı. İşte bu yolculuk sırasında Bologna’da Marta’yla tanıştım…Piazza Maggiore’de arp çalıyordu. Hatta o ilk karşılaşma anımızın bir videosu var. Sonrası hayal hızıyla gerçekleşti, bir yıl içerisinde evlendik ve kızımız Nora dünyaya geldi.

Türkiye’de hissettiğinden daha farklı hissediyorsundur muhtemelen, hepimiz öyle hissediyoruz… Sonuçta aidiyetimizi çok daha yavaş bir süreç ile kurmaya devam ettiğimiz bir yere geldik, belki de savrulduk… Bu süreçte hepimiz farklı şeyler yaşıyoruz. Bu süreç senin için nasıldı

Yaşamımın büyük bir kısmı yolculuklarla geçti. Bu durum çocukluğumda ailemle birlikteyken de, üniversitede yalnız yaşadığım dönemde de böyleydi. O yüzden uyum sağlama sürecim biraz daha hızlı oldu diyebilirim… Ancak tabi yaşam biçiminde radikal değişiklikler oldu. İstanbul’dan, müzisyenlerin ortamından çok daha sakin bir ortamda buldum kendimi. Marta, Clara ve Nora ile küçük, tatlı bir aile olmuştuk. Kendimce zorluklar yaşadım ancak tüm zorlukların yanında, kızlarım Clara ve Nora tüm güçlükler karşısında direnme gücü verdiler bana..

Bir müzisyenin İtalya’da, ya da daha genel olarak sorayım, Avrupa’daki hayatı hakkında bir şeyler söyleyebilir misin? Başlamak, tanışmak, çevre edinmek ve bütün bunlar süresinde dil sıkıntısı, kültür sıkıntısı çektin mi? 

2010 yılından beri Avrupa’da yolculuklar yapıyorum. Almanya, Hollanda, Fransa, ispanya, Yunanistan, Avusturya ve İtalya’da festivallerde, konserlerde çaldım ve sokak performansları yaptım. Benim en çok hoşuma giden sokak müziği yaparak gezdiğim kısımdı. Ulaştığım her şehirde bir çok müzisyenle tanıştım, onların renkli hayatlarına, yaşadıkları zorluklara ya da bizden farklı deneyimlerine tanıklık ettim. Çok güzel dostlarım oldu. Bir çok işgal evini ve sosyal merkezi ziyaret ettim, burada yaşananlarla bizlerin yaşadıkları arasındaki farkları gördüm.. Gördüğüm şeyler tabi ki bana bir çok şey kattı. Ve her yolculuğun insana yaşattığı “en zor anları” ya da “yolculuğun kilit anları” dediğim zamanları vardı ki, bu, yolun öğreticiliğini, aslında yaptığımız yolculuğun kendimize doğru olduğunu gösterdi bana. Öyle çok kör noktaları vardır ki insanın… İşte yolda olma anı sizi hep tanıdık olduğunuz anlardan, mekanlardan ve deneyimlerden uzaklaştırarak kendinizi görmenizi sağlar.

Tabi bir yere yolculuk yapmak ve orada yaşamaya başlamak çok farklı şeyler. Şimdi başka bir kültürde yaşamanın sıkıntılarını da görüyorum. Bambaşka bir dil konuşulan, başka türlü yenilip içilen, başka türlü gülünüp başka türlü ağlanan bir coğrafyadasın. Ben müzik yapıyordum ve bunun için bir dile ihtiyacım yoktu; belki de en şanslı olduğum yönüm buydu, ama yine de insanın yalnız kaldığı, kimsenin seni anlayamayacağını düşündüğü anlar yaşatıyor başka bir coğrafyada olmak. Bu noktada savaşlar yüzünden göç etmek zorunda kalan insanlara bir köprü daha açıldı içimden, onları daha iyi anlamaya başladım. Bu yalnızlık duygusunu yaşamayan bilmez…

özgür 3

Nasıl baş ettin ya da ediyorsun bunlarla? 

İki yıldır buradayım, dil öğrenmeye başladım…

Daha önce Türkiye’de de başka ülkelerde de sokakta müzik yaptın… Gerek insanların sokak müziğine yaklaşımları, gerek denetimler, gerekse de bu işte bir kazanç sağlayabilme konusunda oldukça bilgisisin… Biraz anlatabilir misin bize? 

Sokakta müzik yaparak gezmenin kendine özgü ayrıntıları var. Hem sokakta müzik yapmayı, hem de yolculuklara ait yaşadığın deneyimleri birleştirmen gerekiyor. Tabi buradaki en önemli etmen yolculuğunun ana nedeni. Ben ilk yolculuklarımın tamamında sadece insanları, müzisyenleri ve şehirlerin farklı yerlerini keşfetmek için yolculuklar yaptım. Sadece ihtiyacım olan parayı kazanacak kadar sokak müziği yapıyordum ve bunun dışındaki tüm zamanlarımı müzisyenlerle ya da yol arkadaşlıklarıyla geçiriyordum.

İtalya nasıl bu konuda? Rahat mısınız?

İtalya’da her belediyenin kendine özgü kuralları var. Her belediye kendi koşullarına göre kurallar koyuyor ve uyguluyor. Tabi ki bir müzisyen açısından zor bölgeler var ama genel olarak sokak müziği yapma konusunda pek problem yok. Ayrıca burada sokak müzisyenlerinin haklarını koruyan meslek birlikleri de var.

özgür4

Peki Türkiye’nin on-on beş sene önceki sokak müziği ambiyansıyla, bugünkü halini kıyaslayabilir misin?

2008’den 2014’e kadar İstanbul’da çok önemli değişimler yaşanmıştı. Dünyanın her yerinden müzisyenleri görmek mümkündü İstiklal Caddesi’nde. 2014’ten sonra ne yazık ki ülkede yaşanan gelişmelerle, yeşermekte olan bu kültürün de çok etkilendiğini söyleyebiliriz. Bütün bu süreçlerde sokak müzisyenlerinin enstrümanlarına el konulmasından fiziksel şiddete kadar varan bir çok saldırını gerçekleşti. 90lı yıllarda polisin uyguladığı engellemeleri 2000li yıllarda zabıta aynı şekilde sürdürdü. Tabi bazı dönemler oldu, bu dönemlerde belediye çeşitli düzenlemeler yapmaya çalıştı. Bu İstanbul’da İstiklal Caddesi caddesi özelinde olanlardı; Türkiye genelinde ise sokak müziğinin yeşerdiğini görüyoruz. 2010’dan sonra özellikle Ankara, İzmir, Antalya, Diyarbakır gibi şehirlerde de sokakta müzik yapan gruplar görmeye başladık.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki sokak müziği yaptığımız her yerde halk bizi kucakladı, insanların yüzü güldü müzisyenleri karşılarında görünce, çoluk çocuk toplandı başlarında, yaşlılar, gençler, öğrenciler durup dinledi. Ama işte her hareketten korkan resmi görevliler izinsiz gösteri ya da kaldırımcılık hatta dilencilik olarak değerlendirip engellemeye çalıştılar çoğunlukla. Zamanla kanıksanıp özgür bırakıldığı da olmuştur. Ama kişiye göre değişen, belirsiz uygulamalar vardı bu konuda.

Yaptığın işlerin hiçbirinde, özellikle baskılar arttığı için, oto-sansür uyguladın mı? Ya da dışarıdan daha yumuşak, daha “göze batmayan” bir profil çizmen açısından baskı gördün mü

Kara Güneş’le çaldığımız hiç bir konserde ya da yazdığımız bir şarkıda hiç bir oto sansür uygulamadık kendimize. Bizim müziğimizin bir amacı da budur zaten, insanı kendine yöneltmek ve hayatı, sistemi sorgulamak….

Tabi ki dışardan bir çok baskı gördüğümüz oldu. Neyi çalıp neyi çalamayacağımızı söyleyenler oldu. Çoğunlukla kulak asmadık ,doğru bildiklerimizi söyleyip paylaştık…

Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musun, ya da içinden geçiyor mu diyelim? Bir gün şöyle düzelse de, dönsek, kalsak, kursak dediğin oluyor mu? 

Ülkemde yaşananlardan dolayı ben de derin bir kaygı hissediyorum. Yaşanan tüm haksızlıklara kızgınım. Bütün bu yandaş medya, yasaklar, talan, halka ait olan değerlerin yandaş sermayelere peşkeş çekilmesi… hepsinden geçtik suçsuz günahsız insanların sokak ortasında öldürülmesine yürek dayanmıyor. Tabi ki Türkiye’ye dönmek istiyorum, yaşadığım toprakların özgür ve barış içerisinde olmasını istiyorum.

İtalya’da alternatif bir “Türkiye’den kaçanlar” örgütlenmesi sence mümkün mü? Alternatif bir hayat üretilebilecek altyapı, insan var mı buralarda? 

Örgütlenmenin her türlüsü iyidir bence. İnsanları bir bilinçle bir araya getirdiği için, hayatımızı daha yaşanılır, daha birlikte kıldığı için…Bunu genel olarak başarabildiğimiz söylenemez. Çünkü bence örgütlenmek hem hakların ve yaşamın hakkında bilinçlenmektir, hem de pratik olarak bir araya gelmek ve birlikte bir şeyler yapmanın güzelliğini yaşamaktır. Teorik olarak bu bilince sahip bir çok insanın bu pratikten yoksun olduğunu söyleyebilirim. Daha fazla yalnızlaşan ve bireysel uyuşmazlıklar içerisinde kaybolan bir dayanışma…Hiç öyle teorize edilip karmaşıklaştırılacak bir durum değil bu, aslında temel olan basitçe hayatı anlayarak yaşamaktır. Müzisyensen mesela, kendi müziğine ve grubuna hapsolmaktan çıkar diğer müzisyenlerle daha büyük bir halkanın parçası olduğunu hissedersin. Ve müzisyen olarak çalışma koşullarının zorlukları karşısında neler yapabileceğiniz düşünürsün. Bu birliktelikle karşındaki büyük engelleri nasıl aşabildiğini görürsün. Çünkü tek başına asla aşamayacağın büyük zorluklardır bunlar. İşte böylece koskoca bir toplum sadece kendi hayatını örgütleyerek bir araya gelebilir. Bütün bu koskoca değişimin ilk adımı sadece kendin olmak kendini anlayabilmektir aslında.

Kendi arasında örgütlenmemiş, bir araya gelmemiş, dayanışmamış bir sanatçı grubunun koskoca bir dünyayı değiştirmekten bahsetmesi, insanları bu büyük değişime davet etmesi çok saçma değil mi? Ama ne yazık ki hayatımız aşağı yukarı böyle…

özgür 5

Herkes kendi devrimini önce kendisinde ve kendi çevresinde yapsın diyorsun…

Aynen, en önemli nokta yaşam biçiminin gelecekteki bir tarihe ertelenmemesidir. Bir de bu sistemin birbirinden yalıttığı sosyal grupların her hangi birinin içerisine hapsolmamak, buradaki farkındalığı arttırmak gerekmiyor mu? Diğer durumda yaptığın sadece bir “ötekileştirme” ,sanal ortamlarda bir nevi mastürbasyon oluyor. Sonuçta kolluk gücüyle, medyasıyla, eğitimiyle, çekirdek ailesi ve onun yarattığı insan psikolojisiyle sürekli “algı yöneterek” insanları kandıran bir sistem var. Bunca sanallığın içinde “gerçeği” aramak hiç de kolay olmayacak.

Son olarak önümüzdeki süreçteki planların, projelerin neler? Kara Güneş yeni bir albüm yapacak mı mesela?

Evet bir albüm projemiz var. Kayıtlara başladık… 2017 içinde albümü yayınlamış olmayı umuyoruz. Bu albümümüzün son yayınladığımız albümden farklı bir sound’ı var. Daha çok reggae, rock parçalardan oluşan bir albüm olacak…

Diğer bir proje ise yarım kalan “yol ve müzik” belgeseli … Tekrar yollara düşerek sokak müzisyenlerini ve yerel müzisyenleri kaydetmeye devam etmek istiyorum. Özellikle İstanbul’dan Atina’ya yapacağımız bir yolculukla başlayarak savaşların ve göçlerin yarattığı ezgilerin izini sürmek istiyorum…

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s